SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez
14 Ekim 2019 - 21:21

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı’na ilişkin, “Harekatımızı sonuna kadar götürmekte kararlıyız. Başladığımız işi bitireceğiz. Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” dedi.

Konuşmasına tüm katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, “Anavatanımızdan ayrı tutmadığımız can Azerbaycan’a hoşgeldiniz diyorum. Zira biz burada kendimizi misafir gibi değil, evimizde gibi hissediyoruz.” diye konuştu.

Merhum Bahtiyar Vahapzade’nin “Dinimiz bir, dilimiz bir, ayımız bir, ilimiz bir, aşkımız bir, yolumuz bir, Azerbaycan-Türkiye” ifadelerini aktaran Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz iki ayrı devlet olsak da aynı milletin evlatlarıyız, bunun için her fırsatta ‘Biz iki devlet, tek milletiz.’ dedik, diyoruz. Şimdi tabii yapılacak Türk Konseyi’nde bunu biraz daha geliştiriyoruz, diyoruz ki ‘6 devlet, tek milletiz’. Azerbaycan’ı olduğu gibi Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı da kendimizden ayrı görmedik, görmüyoruz. Türkistan coğrafyası bizim ata yurdumuz, ana ocağımızdır. Hepimiz aynı dili konuşan, aynı dine inanan, tarihi, kültürü, medeniyeti bir, 300 milyonluk çok büyük bir aileyiz. Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Türkmen kardeşlerimizin de Türkiye’ye aynı nazarla baktıklarını, ülkemizi kendi evleri gibi gördüklerini biliyorum. İnşallah bu toplantımızın aramızdaki muhabbet ve kardeşlik bağlarını daha da perçinleyeceğine inanıyorum.”

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi’ni program dolayısıyla tebrik eden Erdoğan, toplantıya teşrif eden katılımcılara şükranlarını sundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Dünya Türk İş Konseyi Buluşması’nın Türk dünyasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin artmasına vesile olmasını diledi.

Sınırların ve mesafelerin anlamını yitirdiği, dünyanın giderek devasa bir köye dönüştüğü bir dönem yaşandığına işaret eden Erdoğan, globalleşmeyle eş zamanlı şekilde bölgesel iş birliğinin, küresel siyaset ve ekonomideki ağırlığının da giderek arttığına dikkati çekti.

Erdoğan, aynı coğrafyayı paylaşan, aynı ortak kültür ve tarih havzasından beslenen, aynı dili konuşan milletlerin müşterek platformlar ve projeler zemininde daha fazla bir araya geldiğini gördüklerine değinerek, şöyle devam etti:

“7’nci zirvesini yapacağımız Türk Konseyi, Türk dünyası olarak son dönemde bu yönde hayata geçirdiğimiz en kritik iş birliği mekanizmasıdır. Merhum İsmail Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ diyerek bütünleşme ideali tam bir asır sonra Türk Keneşi’nde adeta gerçeğe dönüşmüştür. Kısa süre önce Özbekistan’ın tam üyeliğiyle konsey daha da güçlenmiştir. Son olarak Macaristan’ın gözlemci üye olarak Türk Keneşi’ne katılması ise örgütün geleceği bakımından çok önemli bir kazanımdır. Bu sene 10’uncu yaşını kutlayan Türk Konseyi’nin Türkmenistan’ın da tam üyeliği ile merkezi konumunu pekiştireceğine inanıyorum. Amacımız ve arzumuz tek bir kardeşimizin, tek bir soydaşımızın dahi dışarıda kalmadığı güçlü, kuşatıcı ve kapsayıcı bir yapıyı tesis etmektir.”

“İş adamlarımız ticari ve ekonomik ilişkilerimizin alperenleridir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 300 milyonluk Türk dünyasının içinde barındırdığı muazzam potansiyeli ancak bu şekilde tam manasıyla hayata geçirebileceğini vurgulayarak, “Bu potansiyeli kullanma noktasında 15-20 yıl öncesine göre gerçekten büyük mesafe aldık ancak iş dünyasının lokomotif rolünü oynamadığı her proje akim ve eksik kalmaya mahkumdur. Çünkü iş adamlarımız ticari ve ekonomik ilişkilerimizin alperenleridir. Siyasi ve kültürel ilişkiler ticari iş birlikleriyle tahkim edildiği, desteklendiği müddetçe krizlere, şoklara karşı direnç kazanır.” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle iş dünyasını bir araya getiren çalışmalara büyük önem verdiklerine dikkati çeken Erdoğan, “Bir taraftan ikili ticaretimizin önündeki engelleri kaldırırken diğer taraftan da ortak ulaşım projeleriyle ülkelerimiz arasındaki mesafeleri kısaltıyoruz. Önümüzdeki dönemde sizlerin rekabet gücünü artıracak çalışmalara öncelik vermeyi sürdüreceğiz.” diye konuştu.

Erdoğan, Türk dünyası olarak hem kendi içinde hem de dünyanın farklı ülkelerine göç verildiğini, bu göçlerin farklı sebepleri olduğunu dile getirdi.

Türkiye’nin 1960’lardan itibaren vatandaşlarını yurt dışına işçi olarak gönderdiğini, son yıllarda ise komşu coğrafyalardan çok ciddi göç almış bir ülke olduğunu anlatan Erdoğan, halihazırda 6,5 milyon Türk vatandaşının başta Avrupa olmak üzere çeşitli ülkelerde hayatlarına devam ettiğini söyledi.

Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşayan Türkiye kökenli insan sayısının 20 milyonun üzerinde olduğunun tahmin edildiğini aktaran Erdoğan, “Batı Trakya’dan Doğu Avrupa’ya kadar pek çok yerde hala bir asır önce bıraktığımız kardeşlerimiz bulunuyor. Türk cumhuriyetlerinden de kendi vatanlarından uzakta yaşayan 10 milyonlarca kardeşimiz, bir başka ifadeyle diasporamız var. Değerli dostum İlham Aliyev’in dediği gibi ‘Bir milletin iki diasporası olmaz’. Biz Kazak, Özbek, Türkmen, Azeri, Kırgız, Tatar, Çerkez, Ahıska, Çeçen tüm kardeşlerimize Türk diasporasının doğal bir üyesi nazarıyla bakıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Yurt dışına giden girişimcilerimizin oranı giderek artıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ailesinin rızkını kazanmak için geçici olarak yurt dışına giden insanların önemli bölümünün zaman içinde bulundukları ülkelerde kalıcı hale geldiklerini anımsatarak, şunları kaydetti:

“Bu insanlar anavatanlarıyla bağlarını hiçbir zaman koparmadılar fakat geleceklerini kendi ülkelerinde değil, göç ettikleri yerlerde görmeye başladılar. Yurt dışına giden insanlarımız arasında artık sadece işçiler değil, doktorlar, siyasetçiler, akademisyenler, bakanlar hatta bulundukları şehirleri yöneten belediye başkanları var. İrili, ufaklı, ayrıca doğrudan iş kurmak, yatırım yapmak, ticari faaliyette bulunmak gayesiyle yurt dışına giden girişimcilerimizin oranı da giderek artıyor. Şu anda içimizde bu tür arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Başarılarıyla göğsümüzü kabartan bu kardeşlerimizin her türlü imkansızlığa rağmen ulaştıkları konumlardan gurur duyuyoruz.”

Erdoğan, Türkiye’nin Türk diasporasını daha da güçlendirmek için elinden geleni yaptığını ve yapacağını belirterek, bu amaçla Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluk Başkanlığının kurulduğunu hatırlattı.

DEİK bünyesinde kurulan Dünya Türk İş Konseyinin de Türk diasporasının ekonomik ve ticari potansiyelini hayata geçirmeyi amaçlayan bir diğer önemli proje olduğunu vurgulayan Erdoğan, ekonomik bakımdan kalkınmış ve yaşadıkları ülkenin sisteminde güçlenmiş bir Türk toplumunun anavatana daha çok katkıda bulunacağını söyledi.

Yurt dışında yaşayan müteşebbislere çağrı

Dünya Türk İş Konseyinin ülkesine ve kökenine bakmadan yurt dışında yaşayan tüm Türkler için referans ve buluşma noktası olduğunu kaydeden Erdoğan, “Bu çatı, anavatan sevgisinin merkeze alındığı, herkesi kucaklayan, kuşatan, hiç kimseyi dışlamayan bir yapıdır. Dünya Türk İş Konseyini, ülkemizdeki diğer Türk dernekleri ve kuruluşlarının rakibi olarak değil, tam tersine onları destekleyen, onlara her türlü istişare fırsatı sunan bir platform olarak görüyoruz. Yurt dışında yaşayan tüm müteşebbislerimizi, Dünya Türk İş Konseyine üye olmaya davet ediyorum.” çağrısında bulundu.

Dünya Türk İş Konseyi Başkanı ve yönetiminden de Türklerin yaşadıkları her yere ulaşmalarını, bir temsilciyle de olsa varlık göstermelerini isteyen Erdoğan, “Şu gerçeği bir an olsun aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor. Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin bulundukları ülkelerde bir millet iki devlet şiarıyla hareket ettikleri takdirde aşamayacakları engel yoktur. Türkiye ve Azerbaycan ne kadar güçlü olursa yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz de o kada güçlü olur. Aynı şekilde Türk dünyası ne kadar güçlü olursa Türk diasporası da kendini güçlü hissedecek, geleceğine çok daha güvenle bakacaktır.” ifadelerini kullandı.

“Bunun için farklılıklarımızı ortak paydaların önüne geçirmeden el birliği içinde çalışmalarımızı sürdürmeliyiz.” diyen Erdoğan, sivil toplumdan üniversitelere, iş dünyasından kültüre kadar her alanda iş birliğini derinleştirmenin yollarının aranması gerektiğini dile getirdi.

“İnsanlığın barış ve huzuruna kasteden belaların başında terörizm gelir”

İnsanlığın barış ve huzuruna kasteden belaların başında terörizmin geldiğinin altını çizen Erdoğan, “Günümüzde ne kadar gelişmiş olursa olsun dünyanın hiçbir ülkesi terör tehlikesinden azade değildir.” dedi.

Türkiye’nin coğrafi konumu hasebiyle terör tehdidine daha fazla maruz kaldığına dikkati çeken Erdoğan şöyle devam etti:

“Türkiye, yaklaşık 40 yıldır aralıksız bölücü terörle mücadele ediyor. DEAŞ’tan FETÖ’süne, PKK’sından El Kaide’sine kadar dünyanın en kalleş terör örgütlerinin hedefi olmuş, terör eylemlerine on binlerce vatandaşını kurban vermiş bir ülkeyiz. Dolayısıyla terörün acısını en iyi bilen milletlerden biriyiz. Yaklaşık 40 yıllık terörle mücadele tarihimizde pek çok hadise yaşadık. Müttefiklerimizin ve dost bildiğimiz ülkelerin türlü ayak oyunlarına şahit olduk ancak terörle mücadele konusunda Suriye krizindeki kadar çifte standarda, tutarsızlığa maruz kalmadık. DEAŞ ile mücadele bahanesiyle soykırımcı ve vahşi bir terör örgütünün 30 bin tır dolusu silah ve mühimmatla donatıldığını gördük.

Daha geçen hafta 400 kamyon mühimmat, araç, gereç bu teröristlere Irak üzerinden geldi. 400 uçak kargo aynı şekilde geldi. Düşünebiliyor musunuz? Bütün bunlar dünyanın gözü önünde… Sözde en prestijli dergilerinin kapaklarını teröristlerin fotoğraflarıyla süslediğine şahit olduk. ‘Terörle mücadele ediyoruz’ diye ambargodan ekonomik yaptırımlara kadar akla hayale gelmedik tehditle karşı karşıya kaldık fakat ülkemizin bekası için yurt içinde ve dışında attığımız adımlardan hiçbir zaman pişmanlık duymadık.”

“Ey Avrupa Birliği bunu görmüyor musun?”

Barış Pınarı Harekatı’nın tek sebebinin Suriye’nin kuzeyini terör örgütleri PYD/YPG ve DEAŞ’tan temizlemek ve gerçek sahiplerine teslim etmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, bunu El Bab’da yaptıklarını, 3 bin 500 DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdiklerini anımsattı.

Dünyanın bunu görmediğini belirten Erdoğan, “Gözleri var görmez, kulakları var duymaz. Aynı şekilde Cerablus’u bu teröristlerden temizledik mi, temizledik. Cerablus’ta şu anda Türkler mi var? Yok, gerçek sahipleri var. Bunu bunlar görmüyor mu, görüyor. Ey Avrupa Birliği bunu görmüyor musun? Ey Arap Ligi sen bunu görmüyor musun? Bu Arap Ligi, Suriye’yi Arap Ligi’nden çıkaranlar değil miydi? Suriye’yi Arap Ligi’nden çıkaranlar, bu operasyon sebebiyle yeniden Suriye’yi Arap Ligi’ne alma adımını atıyorlar. Bu ne menem iştir?” diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin NATO’nun üyesi olduğuna işaret ederek, “Türkiye, NATO’nun üyesi mi, üyesi. Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hemen tamamına yakını NATO’nun üyesi mi, üyesi. Peki ne zamandan beri terör örgütleri NATO üyesine karşı savunulur hale geldi? Yoksa bu terör örgütlerini siz NATO’ya üye olarak aldınız da benim mi haberim olmadı? Anlamak mümkün değil.” yorumunu yaptı.

“Güçlenen bir Türkiye karşısında böyle bir adımı atıyorsunuz”

Bu iki yüzlülüğün, çok yüzlülüğün izah edilemeyeceğini belirten Erdoğan, PKK’nın, AB’nin terör örgütleri listesinde olduğunun, PYD ve YPG’nin PKK ile birlikte hareket ettiğinin altını çizdi.

Erdoğan, “Şu an Suriye’de gerek Özgür Suriye Ordusu arama taramaları yaparken hatta cezaevini, DEAŞ’lıların kaldığı, çıkardılar, orada kimin resimleri var? Terörist başının resimleri var. İşte ispat… İşte buyrun PKK. Bunlar hala ‘PKK değil’ gibi ifadeler kullanıyorlar. Siz bizi ne zannediyorsunuz? Bütün gerçekleri biz istihbarat örgütlerimizle her şeyiyle tepeden tırnağa gayet iyi biliyoruz ama siz inadına bunu yapıyorsunuz. Niye? Güçlenen bir Türkiye karşısında böyle bir adımı atıyorsunuz. Onun için biz bu attığımız adımdan vazgeçmeyeceğiz, ne derseniz deyin.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Biz Mehmetçik’imizle, Suriye Milli Ordusu’yla oradayız. Şu anda bu yolculuğumuz devam ediyor, edecek. Bakın şu anda bütün kardeşlerimiz Mehmetçiklerimiz ve Özgür Suriye Ordusu, bu mücadeleyi sürdürürken biz de buradayız. Yarın tekrar beraberiz. Bu mücadeleden yılmayacağız. Şu anda milletimiz yekvücut halinde, sadece terör örgütünün sözde siyasi organizması var, onun haricinde…Hep beraberiz. Şu anda Türk milleti yekvücut… Terör örgütlerine ve onların yularını elinde tutan şer odaklarına rağmen terörü kaynağında yok etme irademizi asla sekteye uğratmadık. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ülkemizin terörle mücadelede hiçbir ayrım yapmama kararlığımızın nişaneleridir. Bu iki harekatla Fırat Nehri’nin batısındaki 4 bin kilometrekarelik alan DEAŞ’lı ve PKK/YPG’li teröristlerden temizlenmiştir.

9 Ekim’de başlattığımız Barış Pınarı Harekatı’yla ise bu kez Fırat’ın doğusunu terörden arındırmayı hedefliyoruz, batıyı temizlediğimiz gibi… Harekatımızın iki önemli amacı bulunuyor; Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG kaynaklı terör tehdidinin ortadan kaldırılmasıdır. Buradan bize tehdit var. Şu ana kadar 700’ü aşkın havan topu bizim ülkemize, ilçelerimize atıldı. 18 şehidimiz var. Bunun yanında 200’e yakın yaralımız var. 9 aylık Muhammed’imiz şehit oldu. Hani sivil öldürmüyorlardı bunlar? Bunlar her zaman sivil öldürdüler. Bunların sivil vatandaşlarımızı öldürmediği zaman mı var? Her zaman yaptıkları iş bu…”

“Şehirlerimize 700’ün üzerinde havan ve roket atıldı”

Son dönemde güvenlik güçlerini ve sivilleri hedef alan terör eyleminin arkasında Suriye’nin kuzeyinde eğitim gören PKK ve YPG’li teröristler olduğunu vurgulayan Erdoğan, bu terör örgütünün işgali altındaki bölgelerde yerel halkı göçe zorladığını, 13-14-15 yaşında çocuk savaşçı kullandığını, bunları Kandil’e götürdüğünü anlattı. Erdoğan, Avrupa Birliği ülkelerine seslenerek, şöyle konuştu:

“Diyarbakır’daki malum partinin önünde haftalardır ellerinde evlatlarının resimleriyle ağlayan anneleri Avrupa Birliği niye görmüyorsun? Niye oraya milletvekillerini göndermiyorsunuz? Ama farklı olduğu zaman gönderiyordunuz. Hadi buraya da gönderin, gelsinler o anneleri dinlesinler. İşlerine gelmez. Gelse de gelmese de biz yola kararlılıkla devam ediyoruz. Bunlar etnik temizlik yaptılar. Muhaliflerini katlettiler. Uluslararası kuruluşlar tarafından da bunlar belgeli olduğu halde hala ses çıkarmıyorlar.

Barış Pınarı Harekatı başladığından bu yana sadece Mardin, Şırnak ve Gaziantep şehirlerimize 700’ün üzerinde havan ve roket atıldı. Yine söyledim, biri 9 aylık mülteci bir bebek olmak üzere 18 insanımız hayatını kaybetti, 148 kardeşimiz ise bu saldırılar sırasında yaralandı. Hey Arap ligi, şu anda 3 milyon 650 bin Arap bizim topraklarımızda misafir. Niye görmüyorsunuz bunları? Bunlar Arap kardeşlerimiz. Nereden kaçtı bunlar? Suriye’den kaçtı, Suriye’den varil bombalarından kaçtı. Şu anda onlara biz bakıyoruz. Bir kardeşlik görevi olarak bunu yapıyoruz. Peki siz bir Allah kuruşu destek mi verdiniz bunun için, elinizi mi uzattınız? Yok. Şimdi kalkmışsınız Türkiye ile ilgili ileri geri kendinize göre bazı kararlar alıyorsunuz. Alın, alsanız ne yazar almasanız ne yazar.”

“Bizim medeniyetimizde, bu tür darda kalmışların elinden tutmak var”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Birliğinin 6 milyar avro destek vereceklerine dair söz verdiğini anımsatarak, “Bizim milli bütçemize değil. Nereye? Uluslararası yardım kuruluşları vasıtasıyla AFAD’a, Kızılay’a. Peki şu ana kadar ne verdiler, 3 milyar avro. Ondan sonra bir şey gelmedi.” şeklinde konuştu. Buna karşın Türkiye’nin şu ana kadar 40 milyar dolar harcama yaptığını anımsatan Erdoğan, “Hala da yapıyoruz ve yapacağız. Gelse de gelmese de yapacağız çünkü bizim medeniyetimizde, bu tür darda kalmışların elinden tutmak var.” ifadelerini kullandı. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu mücadelede 9’undan bu yana şimdiye kadar 550’nin üzerinde teröristi etkisiz hale getirdik. Bunların 500’ü ölmüş vaziyette. Bu tabii sabah 08.30 itibarıyla. Bunların 26’sı yaralı durumda, bunların içinde 24’ü de teslim olmuş durumda.

Barış Pınarı Harekatı’nın Kürtler’i hedef aldığını, DEAŞ ile mücadeleyi zaafa uğratacağını, demografik yapıyı değiştireceğini, siyasi çözümü tıkayacağını, bu noktada bir felaketle karşı karşıya olduğunu söyleyenlere şunu söylüyorum. İddialarınızın hepsi yalan, iftira ve bühtandır. Bizim işimiz teröristlerledir. Şu anda benim partimin parlamentodaki Kürt milletvekili sayısı 50’dir, 50 tane benim milletvekili arkadaşlarımın içinde Kürt orijinli arkadaşım var. Ana muhalefette kaç tana var, bilmiyorum. Diğerlerinde kaç tane var bilmiyorum. Ama benim partimde bu var. Böyle bir ayrımcılık olsa herhalde bu olmazdı. Böyle bir ayrımcılık bizde yok. Kürtmüş, Türkmüş, Arapmış, asla. Niye? Biz yaradılanı Yaradandan ötürü sevdik, onun için.”

“Terör bataklığı kurutulmalı”

“Suriye’nin kuzeyindeki terör bataklığı kurutulmadan ne ülkemiz ne bölgemiz ne de Suriye halkı huzura kavuşacaktır.” diyen Erdoğan, harekatın ikinci gayesinin ise 8 yıldır Türkiye’de misafir edilen 3 milyon 650 bin Suriyeli’nin vatan hasretinin bitirilmesi olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun dışında 350 bin Kürt’ün de Türkiye’de misafir edildiğini belirterek, “Onlar da şu anda bizim ülkemizde. Onlar nereden kaçtılar? Obama zamanında Kobani’den kaçtılar. Niye bunları görmüyorsunuz? Biz Kürt, Arap ayırt etmedik, onu da misafir ediyoruz, onu da misafir ediyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin Suriye kaynaklı düzensiz göç akınına en fazla maruz kalan, siyasi, ekonomik ve sosyal olarak en ağır bedelleri ödeyen ülkelerin başında geldiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

“Ülkemizdeki yaklaşık 4 milyon sığınmacı için bugüne kadar verilen destek ortada. Bizim yaptığımız harcama ise 40 milyar doların üzerinde. Bütün liderlere hemen hemen, dedim gelin. Şöyle bir Suriye’nin kuzeyinde Güvenli Bölge ilan edelim. Buyurun size haritalar, buyurun size projeler. Buraları beraber yapalım, bu insanları çadırlardan kurtaralım. Bu insanları, özellikle de değişik illere dağılmış olan bu insanları oralardan kurtaralım, konteyner kentlerden kurtaralım. Hepsi çok güzel ama destek vermeye gelince bir kuruş kimseden destek yok. Onun için biz şu anda 444 kilometre batıdan doğuya ve kuzeyden güneye de 32 kilometrelik bir alanı Güvenli Bölge olarak ilan ettik. Buraya kimler gelecek, işte yine bizdeki mülteciler gelecek.

Bu süreçte uluslararası toplumdan maalesef arzu ettiğimiz desteği de alamadık. Ama ben çağrımızı yine yapıyorum. İcabında biz Uluslarası Donörler Toplantısı’na bu daveti yaptık, Birleşmiş Milletler’de. Haydi buyurun, orada da sizi görelim. Bugüne kadar verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadılar. Milletimizin gösterdiği fedakarlığın kıymetini bilmediler. Çok daha vahimi, bizzat batılı ülkeler tarafından PYD terör örgütü meşrulaştırılmaya çalışıldı.”

Erdoğan, Türkiye’nin, sabrının sonuna geldiğini ve artık kendi göbeğini kendisinin kesmeye karar verdiğini dile getirdi.

Mülteciler meselesine Suriye’nin içinde çözüm bulunması gerektiğini daha önce defalarca ifade ettiğini anımsatan Erdoğan, hatta bundan 4 yıl önce G-20 Antalya Zirvesi’nde bu sorunu çözecek somut bir öneride bulunulduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Fakat aradan geçen süreye rağmen birkaç güzel söz dışında hiçbir adım atılmadı. Bunun bedelini de Suriyeli anneler, babalar, minicik bedenleri sahile vuran Aylan bebekler ödedi ve Ege’de, Akdeniz’de ne yazık ki boğulmayla karşı karşıya olanlar ödedi. Bugün sabah akşam bizi eleştirenlerin hiçbiri terör örgütünün katlettiği veya göçe zorladığı insanların dramları karşısında kılını bile kıpırdatmadılar.” tespitinde bulundu.

“Nihai zafere ulaşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz”

Erdoğan, etkisiz hale getirilen teröristlere gösterilen empatinin, sempatinin binde birinin dört gün önce teröristlerin vahşice şehit ettiği Muhammed Ömer’e gösterilmedini ifade ederek, “Barış Pınarı Harekatı ile inşallah bunu ülke olarak biz kendimiz yapıyoruz.” diye konuştu.

Suriye sınırının tamamını güvenli hale getirerek Türkiye’deki mültecilerin kendi topraklarına dönebilecekleri bir iklimin tesis edileceğini bildiren Erdoğan, terörden arındırılmış bölgelerde uluslararası toplumun da katkısıyla yeni yerleşim birimleri inşa edileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, böylece bir taraftan Türkiye’nin güvenliğini ve Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünü temin ederken diğer taraftan da bölücü terör örgütünü ortadan kaldırarak Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin tahkim edileceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

“Son bir haftadır şahit olduğumuz tepkiler, bölgemize ve ülkemize yönelik kimlerin hesabını bozduğumuzun birer ispatıdır. Türkiye, Barış Pınarı Harekatı ile en az 1974 Kıbrıs Barış Harekatı kadar hayati önemde bir adım atmıştır. Tehditlere ve baskılara aldırmadan harekatımızı sonuna kadar götürmekte kararlıyız. Açık söylüyorum, başladığımız işi muhakkak bitireceğiz. Merhum, Mehmed Emin Resulzade’nin dediği gibi, ‘Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.’ Biz de nihai zafere ulaşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu süreçte Türk dünyasının desteği ve duasının bizimle olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde Orta Doğu’dan Afrika’ya, Güney Asya’dan Balkanlar’a kadar tüm kardeşlerimizin de Türkiye’ye dua ettiğini biliyorum. Siz kıymetli iş adamlarımızdan da güçlü destek beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.”

Başta Azerbaycan olmak üzere harekatın ilk anlarından itibaren Türkiye ile dayanışma sergileyen liderlere teşekkür eden Erdoğan, Dünya İş Konseyi Bakü Buluşması’nın hayırlı olmasını diledi.

Konuşmaların ardından DEİK Başkanı Nail Olpak tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye takdim edildi ve aile fotoğrafı çektirildi.

AA