SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Bediüzzaman Ankara’dan Neden Ayrıldı?

Bediüzzaman Ankara’dan Neden Ayrıldı?
01 Kasım 2019 - 14:06

Bediüzzaman Ankara’dan Neden Ayrıldı?

Bediüzzaman Hazretleri, ümitle, şevkle İstanbul’dan Ankara’ya gelmiş ve tasarladığı proğramlarının bir çoğu çözüme kavuşmaya yüz tutmuş (medresetü’z zehra projesi 163 mebusun imzasıyla riyaset makamına verilmiş ve fakat neticeyi dahi beklemeden ayrılmıştır.) ve gerçekleşmeye hazır olmuş olduğu bir anda, neden onların neticesini almadan bırakıp gittiği; Namaz hakkında neşrettiği beyannamesinin onuncu maddesinde “… Sırr-ı tevatür ve icma’ı tazammun eden hadsiz ihbaratı ve delâili dinlemeyen.. Ve safsata-i nefis ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabul eden adamlarla hakikî ve ciddî iş görülmez. şu inkılâb-ı azimin temel taşları sağlam gerek…” ifadesiyle Ankara’dan ayrılış sebebini beyan etmiş ve kararını vermiş oluyordu ise de; ancak burada daha net ve hususîlik arz eden bir kaç temel sebepleri, bilâhare yazdığı bazı eserlerinde şöylece kaydeder:

“Bundan on iki sene evvel Ankara reisleri, İngilizlere karşı Hutuvat-ı Sitte namındaki eserimle mücahedatımı takdir edip, beni oraya istediler. Gittim, gidişatları benim ihtiyarlık hissiyatıma uygun gelmedi.. “Bizimle beraber çalış” dediler. Dedim: “Yeni Said öteki dünyaya çalışmak istiyor. Sizinle beraber çalışamaz. Fakat size de ilişmez.”

Evet ilişmedim ve ilişenlere değil iştirak, değil temayül, belki teessüf ettim. Çünki ân’anat-ı milliye-i İslâmiye lehinde istimal edilebilir acib bir dehay-ı askerîyi, an’ane aleyhine bir derece çevirmeye maalesef bir vesile oldu.

Evet, ben Ankara reislerinde, hususan Reis-i cumhurda muannid ve büyük deha hissettim. Ve dedim: Bu dehayı kuşkulandırmakla an’anat aleyhine çevirmek câiz değildir. Onun için ne kadar elimden gelmiş ise, dünyalarından çekildim, karışmadım…”

Üstâd Hazretleri bu hatırasında, Ankara’da hükûmetle beraber çalışmadığının bir sebebi olarak; yeni Milli Hükûmet’in tamamen dünyaya dönük gidişatları, kendisinin bir din ehli, bir ahiret adamı olarak ihtiyarlık duygularına uygun gelmediği için… diye yazıyor. Fakat herhalde bu, o sebebin bir yönü olması lâzımdır. Çünkü şu vereceğimiz ikinci bir hatırasında ise, başka bir sebep göstermektedir, şöyle diyor:

“… M. Kemal iki defa şifre ile, Van vilâyetinin eski valisi ve benim dostum Tahsin Bey’in vasıtasıyla, beni neşredilen Hutuvat-ı Sitte’ye mükafaten taltif için Ankara’ya celb etti. Gittim, şeyh Sinüsî Kürtçe lisanı bilmediğinden, beni onun yerinde üç yüz lira maaşla Vilâyât-ı şarkiye vaiz-i umumisi, hem meb’us, hem Diyanet Riyaseti Dairesi’nde Darül Hikmet a’zalarıyla beraber eski vazifem ile memnun etmek ve benim Van’da temelini attığım Medreset-üz Zehra ve şark Darülfünu’nuna, Sultan Reşad’ın verdiği 19 bin altun lira, iki yüz meb’us içinde yüzaltmış üç meb’usun imzasıyla, yüz elli bin banknota iblağ edilerek kabul edildiği halde; ben Beşinci şua’ aslının verdiği haberin bir kısmını orada bir adamda gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım.. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimaiyeyi terkedip, yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarfettim…”

Başka bazı eserlerinde ise, Ankara’da durmadığının ve hükümetin bütün câzib tekliflerini reddettiğinin sebebini; “Sünnet-i Seniyyeye mügayir hareket etmemek için…” şeklinde kaydeder.

İşte Bediüzzaman Hazretleri, Türk milletinin ve beraberindeki sair müslüman milletlerin, dolayısıyla İslâm âleminin siyasî sahada yeni bir ümit ışığı ve son bir emel parıltısı şeklinde addederek; ümit ve iştiyak ile ve ufku açılmış olan İslâm’a hizmet edebilme aşkıyla Ankara’ya gelmiş iken; umduğu sahayı ve aradığı zemini bulamamış, me’yus olmuştur. Milli hükûmeti idare eden komitenin başka bir niyette ve başka bir fikirde olduğunu sezmiş ve yakından öğrenmiştir. Bu yüzden artık Ankara’da kalmanın bir manası olmadığının farkına varmış ve Ankara’yı terk etmiş, Van’a inzivaya çekilmiştir.
………
30 Haziran ile 13 Temmuz 1923 günleri arasındaki bir günde, “Ankara’dan Gebze’ye kadar geçerli” diye yazılı tren biletiyle Van’a gitmek üzere yola çıktı. İstasyona kadar onu yolculamaya gelen dostlarından bir çok zatlar ve meb’usların, Ankara’da kalmasına dair ricalarını nâzik bir lisanla reddedip, ma’zeretlerini münasib bir şekilde onlara beyan etti ve Ankara’dan ayrıldı.

Zübeyr Ağabey’in not defterinden: “Bediüzzaman Ankara B.M.M.’de bir müddet cansiperane hizmet eder. Fakat kendilerinde böyle bir asırda siyaset yoluyla iman ve İslâmiyet’e, vatan ve milletin ebedî saadet ve selâmetine hizmet edilemiyeceği, dehşetli bir küfr-i mutlakın çıkmakta olduğunu kanaatı hasıl olur. Meclis’e gitmemeye başlar. Nihayet içtimaî meseleleri terkederek Van’da bir mağaraya gidip orada inziva hayatına çekilip ibadet ve taatle meşgul olmaya karar verir.

Ankara’dan hareket edeceği esnada Kâzım Karabekir, Rauf Orbay gibi bazı paşalar Hazret-i Üstâd’ın Ankara’yı terketmemesini, Ankara’da ikamet buyurmalarını ısrarla istirham ederlerse de, muvafakat etmez. (Not Defteri Zübeyr Gündüzalp, s: 91)

Tren bileti üzerinde “Ankara mevkifınden (Durağından) Gekboza mevkıfına kadar” diye yazılıydı. Gekboza ise, şimdiki Gebze’nin o zamanki ismidir. Gebze o zamanlar, hem limanı hem de tren istasyonu olan bir kaza idi. Hazret-i Üstâd herhalde Ankara’dan buraya kadar trenle gelmesinin sebebi, buradan deniz yoluyla Trabzon’a kadar gitmekti. Yahut Karadeniz sahillerinden birisinde inerek, Anadolu’ya karayoluyla seyahat etmek için gelmişti. Yol güzargâhı böyle olunca, herhalde eskiden olduğu gibi, yine Trabzon’a kadar vapurla gelmiş, buradan da karayoluyla Erzurum, Van şeklinde seyahatı tahakkuk etmişti denilebilir.
(Abdulkadir Badıllı Ağabey’in Mufassal Kitabından kısmen alıntı)

NurdanHaber