Nurdan Haber

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-2

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-2
Avatar
Mehmet Nuri Turan( mehmetnurituran@nurdanhaber.com )
22 Kasım 2019 - 7:00

MİSYONERLİK FAİLİYETLERİNİN OSMANLIYI PARÇALAMASI-2

Misyonerlik ilk başlarda sadece dini hedeflere sahipti. Dini hedeflere sonradan her türlü siyasi, sosyal ve iktisadi-ticari hedefler de eklendi. Giderek daha hızlı bir artış gösteren kolonileşme ve sömürgeciliğe paralel olarak, Batı dünyasının misyonerlik faaliyetleri de hız kazandı. XIX. yüzyıl ile XX. yüzyılın ilk çeyreği misyonerliğin altın çağı oldu. Zira bu çağ, aynı zamanda kapitalizmin emperyalizme dönüştüğü çağdır. Bu dönüşümde önemli bir araç olan misyonerlik, artık asıl amacının ötesinde, iktisadi-ticari çıkarların, siyasal, kültürel yayılmanın bir aracı ve adeta emperyalizmin Truva atı haline geldi.

İslam ülkelerinde misyonerliğin siyasi ve sosyal hedefi, Hıristiyanları kendi mezheplerine çekmek, Hrıstiyan olmayan topluluk ve milletleri eğitim ve kültürel alanlarda dejenere etmek, Müslüman hâkimiyetinin kırılmasına zemin hazırlayarak, Hıristiyan azınlıklara üstünlük sağlamak ve Osmanlı Devleti gibi çok uluslu yapıya sahip olan ülkelerdeki bütün milletleri devletten soğutarak, bağımsızlık isteklerini körüklemektir. Bunlardan daha önemlisi ise, himayesinde oldukları devletlerin siyasi ve iktisadi hâkimiyetlerini sağlamlaştırmaktır. Aşağıda verilecek üç örnek alıntı, konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Bunlardan birincisi, 1804’te Fransız elçisinin emperyalist düşüncelere sahip bir Fransız’dan aldığı şu tavsiyedir: “Her zaman Fransa elçisinin elinde bulunan Yakındoğu Hıristiyan kanunlarının koruyuculuğu unvanı, misyonerlerin etkisi yeniden güçlendikçe daha da bir oturmuşluk kazanacak ve bu etki Yakındoğu’nun çeşitli ticaret yerlerinde Fransa’nın saygınlığını artıracaktır.”

İkinci örnek Sultan Abdülmecit dönemine ait olup İngiliz misyonerlerle ilgilidir. Gemi ihtiyaçlarını gidermek amacıyla İngiltere’ye giden Bahriyeli Mustafa Bey’e daha evvel Osmanlı topraklarında faaliyet göstermiş olan Con isimli bir İngiliz misyonerin anlattıklarıdır: “…Şuna emin olunuz ki, İngiltere milletinin ve hükümetinin bu cemiyete (misyonerlik cemiyeti) şükran borcu vardır. Zira dört yüz milyon halkı İngiltere’ye bağlayan ve tanıttıran misyoner cemiyetidir. Bununla beraber ticaret ve servet toplanmasında İngiltere’yi hakim kılan bir kuvvettir….”

Üçüncü örnek ise BOARD okullarının Osmanlı topraklarındaki Amerikan ekonomisine sağladığı katkıya işaret eden Amerika Birleşik Devletleri’nin Harput konsolosuna aittir: “Bu ülkede Amerika Birleşik Devletleri’nin ticari üstünlüğünün temini için Amerikalı öğretmenlerin, Amerikan eğitim araçlarının ve kitaplarının, metotlarının ve fikirlerinin gelmesinin açtığı olağanüstü potansiyellerden daha iyi bir yol bilmiyorum.”

Amerikan ticaret potansiyelinin artırılmasında misyonerlerin önemine 1850’de BOARD’ın bir yöneticisi şöyle vurgu yapmıştır: “Eğer ülkemizin imalatçılarının Çin’e, Afrika’ya, Sandwich Adaları’na ve Hindistan’a her gelişlerinde daha fazla miktarla gelebilmeleri, o yörelere ulaşarak insanların yaşama alışkanlıklarını değiştiren, önyargılarını kıran ve daha önce tanımadıkları rahat ve zenginliklere talep yaratan misyonerler sayesindedir.” Hindistan’daki İngiliz genel valisi, bir ticari kuruluş olan East India Company’e “ticaretlerini geliştirmeleri için pahalı mallar satan bezirgânlar yerine misyonerler göndermeleri” tavsiyesinde bulunmuştur.

Çoğaltılabilecek benzeri örnekler, gerek emperyalist ülkelerin yöneticilerinin, gerekse misyonerlerin, misyonerlik faaliyetlerinin hangi amaca hizmet ettiğini çok iyi kavradıklarını gösterir. Yukarıda bahsedilen amaçların gerçekleşebilmesi için Batılı emperyalist devletler misyonerlerine daima büyük destek vermişlerdir. Her devlet, hamisi olduğu misyonerlerin her zaman yardımcısı, koruyucusu ve destekçisi olmuştur. Çünkü misyonerler, emperyalist devletlerin yeryüzündeki hâkimiyetlerinin öncüleri olmuşlardır. Himayesinde bulundukları devletlerinin siyasi ve iktisadi hâkimiyetlerini sağımlaştırmak için mücadele etmişlerdir. Aynı zamanda kendi ülkeleri adına casus gibi çalışmışlardır. Bu nedenle misyonerler ile hamisi olan devletlerin resmi kurumları arasında daima çok sıkı bir bağ mevcut olmuştur. Hatta bazen devletler elçilerini, elçilik kâtiplerini, konsoloslarını ve konsolos vekillerini misyonerlerden seçmişlerdir. (Bkz: Ahmet Hamdi, İngiliz Misyoneri, yay. haz. Hüdavendigar Onur, Edile Yay., İstanbul: t.y., s. 15- 17 43 Hans-Lukas Kieser, Iskalanmış Barış: Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet (1839–1938), çev. Atilla Dirim, İletişim Yay., İstanbul: 2005, s. 297-298. 44 Kocabaşoğlu, a.g.e., s. 15-21. 45 M. Halidi-Ö. Ferruh, a.g.e., s. 76. 17)

Bu yola  en sık başvuran devletler Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri olmuştur. Özellikle XVII. yüzyılda Fransa’nın konsolos olarak gönderdiği kişilerin çoğu Papa tarafından seçilmiştir. Fransa bu tutumunu daha sonraki yüzyıllarda da sürdürmüştür. Örneğin Fransa, XIX. yüzyılın sonlarında Nesturiler arasında çalışmalarına başlayan Rus misyonunun bu milleti Rusya’ya meylettirmesinden endişe ederek, Van ve Siirt dolaylarında on beş yıl faaliyet gösteren Dominiken papazlarından Per dö Frans’ı, Van konsolos yardımcısı olarak görevlendirmiş ve doğruca patriklik merkezi Koçanis’e göndermiştir. Amerika Birleşik Devletleri de bu konuda Fransa’dan aşağı kalmamış ve diplomatlarını zaman zaman misyonerlerden seçmiştir. Zaten Amerika Birleşik Devletleri, Anadolu’da konsolosluklarını ticari çıkarlardan ziyade misyonerler ve Ermeniler için açmıştır. Anadolu’daki ilk Amerikan konsolosluğu 1866’da Sivas’ta açıldığında Amerika Birleşik Devletleri’nin Anadolu’da ticari çıkarları söz konusu değildir. Açtıkları eğitim kurumlarında görev alan personel dışında burada Amerikan vatandaşı yoktur.

 

Bu nedenle İngiltere, kendi misyonerlerinin yanında Osmanlı topraklarında Protestan milletin oluşmasına en büyük katkıyı sağlayan Amerikan misyonerlerini de elinden geldiği kadar desteklemeyi ve himaye etmeyi ihmal etmedi. Misyonerlik faaliyetlerine çok büyük önem veren başka bir devlet de Amerika Birleşik Devletleri’dir. Çeşitli Avrupa ülkelerinden göç eden insanların kurdukları kolonilerin birleşmesiyle oluşan Amerika Birleşik Devletleri, halkının ulusallıkla bir ilgisi olmamasından dolayı, çoğunluğun oluşturduğu Protestan mezhebi çevresinde bir bütünlük sağlamak istedi. Protestanlığın önce Amerika’da, sonra da tüm dünyada yayılması bu devlet açısından önemliydi. Amerika Birleşik Devletleri için bundan daha önemli olan bir mesele, dünyanın sömürgeci devletler tarafından bölüşülmesinin Amerika’ya getireceği zararlardı. Bu pastadan kendisi de pay almak istiyordu.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Bir taraftan Avrupa devletlerinin, ABD’nin yayılma alanı olan Güney Amerika kıtasına (İspanyol sömürgelerine) müdahalesini önlemek, diğer taraftan da Rusya’nın Kuzey Amerika kıtasındaki (Alaska’daki) faaliyetlerine son vermek amacıyla beşinci ABD Başkanı James Monroe’nin (2 Aralık 1823) doktorinine göre Amerika kıtası haricindeki siyasi olaylara doğrudan karışamamakta ve kayıtsız kalmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nin büyük çıkar beklentileri ile göz diktiği Osmanlı toprakları üzerinde spekülasyonlara girişmesi Monroe Doktrini’ni yok saymak olacağından, Avrupa’nın kendi içişlerine karışması söz konusu olabilirdi. (M. Halidi-Ö. Ferruh, Misyonerler ve Tarihçeleri, Araştırma Yay., İstanbul: 1991, s. 11–12. 10 )

Nesturiler arasında gerçekleştirilen misyonerlik faaliyetleri değerlendirildiğinde ise yine Batılı büyük devletlerin emperyalist politikalarının mevcudiyeti görülür. Rusya ve İngiltere’nin Doğu Anadolu bölgesindeki nüfuz mücadeleleri ve bu bölgeye verdikleri önem daha önce yeterince vurgulanmıştı. Nesturilerin yaşamakta olduğu Osmanlı-İran sınır bölgesi, Akdeniz’e inmek isteyen Rusların geçiş güzergâhlarından biri olması bakımından önemliydi. Kısacası Rusya, Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz’e açılmak isterken, İngiltere, Osmanlı ve İran Nesturilerinin koruyuculuğunu üstlenerek bölgede daha etkin bir politika gütmeye çalışmaktaydı. O zamana kadar bir koruyucusu olmayan bu dağlı halk, yabancı devletlerin çıkarlarının ön müfrezesi olmaya uygundu. Bu nedenlerle İngiltere, himayesinde çalışan Canterbury Başpiskoposluğu vasıtasıyla Nesturilerin hem dini hem de dünyevi lideri olan Patrikleriyle ilişki geçerek, koruyuculuk için görüşmeler yaptı ve bir Protestan misyoner heyetini patriklik merkezi Koçanis’e gönderdi.

Rusya, İngiltere’nin Doğu Anadolu’daki çalışmalarını ilgi ve endişeyle takip etti. İngiliz misyoner heyetinin doğrudan Nesturi Patrikhanesine gitmesini bir İngiliz politikası şeklinde değerlendirerek İngilizleri eleştirdi. Aynı zamanda konsolosları ve ajanları vasıtasıyla bir takım tedbirler almaya çalıştı. Bir müddet sonra da kendi misyonerlerini Nesturilerin yaşadığı bölgeye gönderdi.12 XVI. Yüzyılda Nesturilerin ikiye bölünmesinde en büyük etken olan Fransız misyonerler de XIX. yüzyılda bu toplumu kendi taraflarına çekmek için çeşitli girişimlerde bulundular. Nesturiler arasında ilk faaliyete başlayan Protestan misyonerler olan Amerikalılar ise İngiliz, Rus ve Fransız misyonerleri gibi doğrudan siyaset yapmadılar. Batılı misyonerlerin faaliyetleri, Nesturileri Osmanlı Devleti ve Kürd hâkimiyetinden kurtarmak için tahrik ve teşvik etti. Diğer taraftan Yunanlılardan sonra Romenlerin, Sırpların, Karadağlıların ve Bulgarların bağımsızlıklarını elde etmeleri, Ermeniler ve Müslüman olmayan milletlerin bağımsızlık için ayaklanmaya başlamaları da, Nesturileri bağımsızlık hayallerine sürükleyen diğer önemli bir etken oldu. Bu büyük hedefe ulaşmak için Nesturiler, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Batılı büyük devletlerin politik desteğini almak için misyonerlerle sıkı ilişkiler içerisinde oldular.

Selam ve duâ ile Allaha emanet olun. Gelecek makalemiz Kürd Emirlerinin misyonerlerle mücadelesi hakkında olacak, inşallah.