SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Bediüzzaman’dan Sultan Hamid’e Ömr-ü Sani (Ömer-i Sani) tavsiyesi…

Bediüzzaman’dan Sultan Hamid’e Ömr-ü Sani (Ömer-i Sani) tavsiyesi…
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
30 Kasım 2019 - 11:43

Bediüzzaman’dan Sultan Hamid’e Ömr-ü Sani (Ömer-i Sani) tavsiyesi…

Sultan Abdulhamid-i Sani Cennet-mekan Ermeni Taşnak komitecileri tarafından bir suikaste maruz bırakılmıştı. II. Abdülhamid’in hareketlerini izlemeye başlayan komiteciler suikasd için en uygun zaman olarak Padişahın Yıldız Camii’ne gittiği ve resmi bir törenin gerçekleştiği Cuma gününü kararlaştırdılar. Tespitlerine göre Padişahın namaz sonrası camiden çıkıp arabasının yanına varması ve harekete geçmesi 1 dakika 42 saniye tutmaktaydı. Bu çerçevede hazırladıkları plan gereğince, içine saatli bomba yerleştirilmiş bir araba cami dışına getirilecek ve ayarlanan saatli bomba Padişahın arabası tam oradan geçerken patlayacaktı.

Ermeni suikastçılar, planladıkları şekilde 21 Temmuz 1905 Cuma günü arabalarıyla Yıldız Camii’ne geldiler. Namaz bitince de saatli bombayı harekete geçirdiler. Fakat namaz bitiminde Şeyhülislam Cemaleddin Efendi Padişahın yanına geldi. Ayaküstü bir süre sohbet ettiler. Bu arada Padişah arabasına binmeden, önceden ayarlanmış olan saatli bomba, cami dışında müthiş bir gürültü ile patladı. Şeyhülislam tarafından tevafuken birkaç dakika oyalanan Sultan Hamid, bu suretle suikasttan kurtuldu. Fakat patlayan bombanın içinde yer aldığı arabanın civarında bulunan çok sayıda insan hayatını kaybetti ve yaralandı.

Hadiseyi bizzat gören Saray Başkâtibi Tahsin Paşa’nın ifadesine göre, Padişah bomba patladığı sırada büyük bir cesaret örneği gösterdi (Tahsin Paşa 1990,s. 158). II. Abdülhamid çıkan paniği yatıştırmak için gür sesle “Korkmayınız, korkmayınız” diye bağırdı. Onun bu telaşsız halini görenler, askerler, subaylar hemen yerlerini aldılar. Padişah “Telaş edilmesin. İzdihamdan kimse incinmesin” diyerek arabasına bindi. Dizginleri eline aldı. Arabayı her zamankinden daha ağır kullanarak yokuştan çıkmaya başladı. Bu sırada Avusturya büyükelçisi “Vive le Sultan – Yaşasın Sultan” diye bağırıyordu (Osmanoğlu 1986, s. 59).
Sultan Hamid-i Sani Cennetmekan’a adeta bir ikinci hayat bahşediliyor, O’nun Zat-ı Pakinde ittihad-ı islam’a çalışması için ümmet-i Muhammed’e bir ihsan bir ikramda bulunuyordu Cenab-ı Hak..

Bediüzzaman, Bediülbeyan Fahrüddeveran Said Nursi de fevkalade ince bir nükte ve beliğ bir nokta ile iki manayı cem ediyor ve diyor;

“Münhasif Yıldız’ı dârü’l-fünun et, tâ Süreyya kadar âlî olsun! Ve oraya seyyahlar, zebaniler yerine, ehl-i hakikat melâike-i rahmeti yerleştir; tâ cennet gibi olsun! Ve Yıldız’daki milletin sana hediye ettiği servetini, milletin baş hastalığı olan cehaletini tedavi için büyük dinî darü’l-fünunlara sarf ile millete iade et ve milletin mürüvvet ve muhabbetine itimat et. Zira senin şahane idarene millet mütekeffildir. Bu ömürden sonra sırf âhireti düşünmek lâzım. Dünya seni terk etmeden evvel sen dünyayı terket! Zekatü’l-ömrü, ömr-ü sani (Ömer-i Sâni ) yolunda sarfeyle.
Divan-ı Harb-i Örfî/31 (Envar Neşriyat)

Yani ya Hz. Üstad; sana bahşedilen bu ikinci ömrü ömrünün zekatı addet ve Ömer-i Sani (“Ömer-i Sâni” II. Ömer demektir ki tarihte Hazreti Ömer Faruk’un neslinden gelen ve Emevi döneminde iki yıl gibi kısa bir zaman halifelik yapan Ömer Bin Abdulaziz İkinci Ömer unvanını almaya hak kazanmış adil bir halifedir. Hatta bir çok İslâm âlimi ona “beşinci reşit halife” nazarı ile bakmıştır.) gibi adaletin ve hürriyet-i şer’iyyenin tesisi için çalış.
Yahut; kalan ömrünü Ömer Bin Abdulaziz gibi bir halife olarak geçir ta ömr-ü sanini yani ahiretini de kurtarmış olursun, diye nasihat ediyor.
Her iki halde yani ister ömr-ü sani suikasd akabinde kendisine bahşedilen ömür, yahut ömr-ü sani hayat-ı ahirete bakar veyahut bu iki mana ile beraber Ömer-i Sani yoluna teşvik.. işte şu iki ifade beraber ne kadar münasip, güzel, lâtif, ulvî bir üslûb-u ifade olduğunu zevki ve zekası olan anlar lakin merkep hoş laftan ne anlar? Risale-i Nur’da istimal edilen kelimeler basit, me’lûf birer kelime iken, lâtif mânaların definelerine birer anahtar vazifesini görüyor şu manayı göz görse “Mâşâallah”, akıl anlasa “Bârekâllah” diyecek. Her kelimesinde ince, remizli, beliğ manalar varken bu manalara ihtimal vermeyip Risale-i Nur’da hata var diye ortaya düşmek ehl-i dalaletin ve gafletin oyuncağı olduğuna delil değildir de nedir?
Ne düşman arıyorsun hariçte böyle dost varken düşmana ne hacet..