SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

ATOM VE MOLEKÜLLER BİR EMİR TAHTINDA HAREKET EDERLER

ATOM VE MOLEKÜLLER BİR EMİR TAHTINDA HAREKET EDERLER
Adem Tatlı( ademtatli@nurdanhaber.com )
14 Ocak 2020 - 12:31

Cenab-ı Hak bir hikmete binaen kıyamete kadar vazife yapacak atomları bidayette yaratmış, onları bir vazifeden bir başka vazifeye koşturuyor. Bir halden bir başak hale çeviriyor, yani tahavvül ettiriyor. Elementlerde cereyan eden bu hadise tahavvülat-ı zerrat olarak ifade ediliyor.

Element veya atomlar nasıl tahavvül eder, yani hal değiştirir?

Mesela hidrojen yanıcıdır. Oksijen yakıcıdır. İkisi birleştirilince su teşekkül eder. Böylece ne oksijenin yakıcılığı ve ne de hidrojenin yanıcılığı kalmıştır. Bu iki element yeni bir hal almıştır.

İşte canlıların vücuduna besinlerle ve solunumla alınan elementler bu hal değiştirme kanunları çerçevesinde rahmetin bir tecellisi olarak ayrıştırılıp birleştirilerek o canlı için faydalı hale getirilir.

Bir yaratıcıyı devreden çıkaran pozitivist felsefe ise, bu ve benzer hadiselerin başıboş ve tesadüfen meydana geldiğini iddia eder ve eğitimi bu görüş çerçevesinde şekillendirir. Buna da bilimsel bilgi olarak takdim eder.

Bediüzzaman hiçbir atomun başıboş hareket etmediğini, belirli bir nizam ve intizam içerisinde bulunduğuna dikkati çeker ve şöyle der:

Tahavvülât-ı zerrat, Nakkaş-ı Ezelînin kalem-i kudreti, kitab-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekvîniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır. Yoksa, maddiyyun ve tabiiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık, mânâsız bir hareket değildir. Çünkü, bütün mevcudat gibi, zerreler ve herbir zerre, mebde-i hareketinde “Bismillâh” der. Çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi… Hem vazifesinin hitâmında “Elhamdü lillâh” der. Çünkü, bütün ukulü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i san’at, faydalı bir hüsn-ü nakış göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medâyihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et”(30. Söz, İkinci maksat).

Demek ki, elementler veya zerreler Cenab-ı Hakkın kâinattaki varlıkların yazılmasında kullanılan kudret kalemidir. Kâinatta yazılan, yanlışlıkla tabiat kanunları olarak isimlendirdiğimiz tekvini ayetlerin, yani büyüme, gelişme ve farklılaşma gibi yaratılış kanunlarının cereyanı esnasında elementlerin yaptıkları devir ve deveranlar, tahavvülât-ı zerratın bir sonucudur.

Her bir element hareketinin başlangıcında Bismillah demektedir. Yani, bir kamu görevlisi, vazifesi esnasında karşısındaki topluluğa kimliğini göstererek devlet adına iş yaptığını bildirmekle işinde kolaylık görüyorsa, her bir element de “Allah’ın adıyla”  dediği zaman sert taş ve toprak o kökün tüycüklerine yolu açıveriyor. Damarlarda seyahat eden elementler gidecekleri yere kolaylıkla sevk olunuyorlar.

Her bir varlığın programı onun İmam-ı Mübin veya Kader Defteri olarak ifade edilen genetik yapısında kaydedilmiş, tohum veya çekirdeğine yerleştirilmiştir. Hiçbir atom veya element gelişigüzel ve başıboş hareket etmez ve edemez. Ancak bu kader defterindeki düsturlara göre hareket eder.

Bunu Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:

“İmam-ı Mübin, bir nevi ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır…

Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir…

İmam-ı Mübin, kader-i İlâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir (Düsturlar mecmuasıdır) . O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrat, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir”.

Elmanın çekirdeğindeki İmam-ı Mübin, yani kader defterinin düsturlarına göre elementler ilgili yerlere sevk edilerek elma ağacı hâsıl edilir.

İşte bu elma ağacı da şahadet âlemindeki kader defterinin bir tecellisidir. Bediüzzaman tarafından bu da Kitab-ı Mübin olarak adlandırılır:

“Kitab-ı Mübin ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. İmam-ı Mübin kader defteri ise, Kitab-ı Mübin kudret defteridir” (30. Söz, İkinci Maksat, Haşiye).

Biz de bir asır önce İmam-ı Mübin’de ve Allah’ın ilmindeydik. Şimdi ise, İmam-ı Mübin’deki düsturlara göre her an vücudumuza elementler sevk edilmesiyle bu zaman sayfasında Kitab-ı Mübin’de yazılıyoruz. Yani, biz şimdi hem İmam-ı Mübin’deyiz. Hem Kitab-ı Mübin’de ve hem de Allah’ın ilmindeyiz.

İnsanda ortalama elli trilyon hücre ve her hücrede de 100 trilyon atom vardır. İnsanın bir hücresinde izn-i ilahi ve kudret-i Rabbaniye ile bir saniyede üç bin değişik hadise meydana getirilmekte, binlerce hücre ölmekte ve yenileri yaratılmaktadır. Yani, bir saniye sonraki insan, bir saniye önceki, insan değildir. Vücudunda binlerce değişiklik hâsıl edilmiştir. Yani insan her an zaman sayfasında yazılmakta. Bir başka ifade ile ispat edilmekte ve çok kısa süre içinde silinmekte, yani mahvedilmektedir.

Ölünce Kitab-ı Mübin’den sileceğiz. Ama hem İmam-ı Mübin’de ve hem de Allah’ın ilminde mevcut olacağız. Haşirde ise tekrar diriltileceğiz.