Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (16)

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (16)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
03 Şubat 2020 - 17:32

Risale-i Nur’un Neşri ve Bediüzzaman’ın Vasiyetnameleri (16)
(1956’dan Günümüze)
Dr. Mehmet Rıza Derindağ

Bediüzzaman’ın Dördüncü Te’lifat Devresi/(1949-1956)

Mesnevi ve İşaratü’l İ’caz’ın Arabi nüshalarının teksir ile çoğaltılması ve akabinde tercümesinin başlaması, Hz. Üstad’ın yanında genç Said’ler ve küçük Said’ler diye tesmiye ettiği fedai hizmetkarların bulunması, maddi medresetü’z zehra’nın teşekkülü ve meslek ve meşrebinin inşa ve ihyası için bu hizmetkarlarla birlikte ve beraber kalınması ve artık Nur Üstad’ın neredeyse 24 saatine vakıf ve hizmetinde en yakınında olanlarla günlük dersane/medrese hayatı başlatması ve bu mananın Anadolu’ya yayılması, sabah namazından sonra devam eden uzun dersler, öğleden sonra misafirler, tashihat, lahika hizmetleri, irtibat, müdafalar vs. Yepyeni bir devre 1949-1956 arası.. işte bu devre de neşredilen tadad ettiğimiz eserlerden sonra şu mühim mektuplar da bu devrenin mahsülüdür, devam ediyoruz;

2- KONUŞAN YALNIZ HAKİKATTİR !
Bu mektup Hz. Üstadımız tarafından 29 Kasım 1951’de Eskişehir’de kaleme alınmıştır. Daha sonra Emirdağ Lahikası 2’ye dahil edilmiştir. Ayrıca Eşref Edip Sebilürreşad’ın 1951 Aralık sayısında da neşretmiştir.
“…İşte Nur Risalelerinin büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalblerde ve ruhlarda yaptığı tesirin sırrı budur; başka bir şey değildir. Risale-i Nur’un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitaplar daha belîğane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur: Said yoktur. Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattır. Hakikat-ı îmaniyedir. Mâdem ki, nûr-u hakikat, îmana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Yirmisekiz sene çektiğim ezâ ve cefalar ve mâruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim…” (Emirdağ Lâhikası 2/83)

3- DEMOKRATLARA BÜYÜK BİR HAKİKATI İHTAR başlıklı mektubu 19 Eylül 1951’de kaleme almıştır.
“…Biz bütün Nurcular ve Kur’ân hizmetkârları onlara hem haber veriyoruz, hem İslâmiyete hizmette muvaffakıyetlerine dua ediyoruz. Hem de rica ediyoruz ki: bu memleketin bir ehemmiyetli mahsulü ve vatanda ve şimdi âlem-i İslâmda pek büyük fâidesi ve hizmeti bulunan Risale-i Nuru, müsaderelerden kurtarıp neşrine hizmet etsinler. Bu vatandaki dindarları kendine taraftar etsinler. Ve selâmeti bulsunlar.”
(Emirdağ Lâhikası 2/214)

4- Emirdağ Lahikası 2 sahife 103-104’te bulunan “ Herbir adam eğer hanesinde dört-beş çoluk çocuğu bulunsa kendi hanesini bir küçük Medrese-i Nuriye’ye çevirsin. Eğer yoksa, yalnız ise, çok alâkadar komşularından üç-dört zât birleşsin ve bu hey’et bulundukları haneyi küçük bir Medrese-i Nuriye ittihaz etsin.” diye kısmen arzettiğimiz mektup 18 Kasım 1951’de Isparta’da yazılmıştır.

5- HUTBE-i Şamiye
Aslı 1911 senesinde 35 yaşlarındayken Şam’da Cami-i Emevi’de irad ettiği bir vaazı olan ve daha sonra Şam’da iki defa, derakab İstanbul’da neşredilen eser 1951’de bizzat Üstadımız tarafından talebelerinin arzusu üzerine Türkçeye tercüme edilmiştir.
23 Kasım 1951’de teksir edilerek çoğaltılmıştır. Isparta’dan Eskişehir’e gönderilen teksir Hutbe-i Şamiye Risalesi ve zeyilleri için;

“Bu nüshalar 1951’de Tiryak ve sairelerle beraber Üstadımızın zamanında neşredilmiştir.

Eskişehir’de Ceylan Ağabeyle beraber Bayram, Sungur, Hüsnü”
imzasıyla bir pusula da vardır.

Bu devrede Teksir ile “Hutbe-i Şamiye, Hanımlar Rehberi, İşaratul İcaz ve Mesnevi’nin tercümeleri ile Nur Aleminin Bir Anahtarı” neşredilmiştir. Ayrıca yeni hurufla Küçük Tarihçe ( Eşref Edip) neşrolmuştur.

6- 27 Ekim 1952’de “Hizbu’l Kuran, müceddidlik ve -Bir kimsenin imanını kurtarırsam o zaman, bana Cehennem dahi gül-gülistan olur” demekten kasdı- gibi kendini bildirmeyen Zatın şüphelerine cevapları Emirdağ Lahikası 2/153 teki mektubu yazmıştır.

7- ispirtizma, medyumluk, ruh çağırma, cinler vs ile alakalı Emirdağ Lahikası 2/155 te yazmış olduğu mektubu Aralık 1951’de Eskişehir’de yazmıştır.

8- 3 Temmuz 1952’de Demokratlar Azalarından Mustafa, Nuri gibi on dört ismin imzasıyla Başvekil Adnan Menderes’e başlıklı mektup gönderilmiştir. “Üstadımızdan ne için Demokrat Partiyi muhafazaya çalıştığını sorduk, cevaben…” diye devam eden mektup Hz. Bediüzzaman’ın devrin siyasal yapısını tahlil, partilerini analiz ettiği ve günümüze de ışık tutan ve Nur talebelerinin siyasi duruşunda mühim tesir olan bir mektuptur. Lahika olarak Emirdağ Lahikası 2/211 de yer almaktadır.

9- 20 Nisan 1953 ile 15 Temmuz 1953 arasında 3 ay İstanbul’da ikamet etmiş bu devrede de bazı lahikalar neşretmiştir. Burada bir kaç gün Beyazıt’ta Marmara Palas otelde akabinde Bağlarbaşı’nda Helvacı Şükrü Efendi’nin evinde ve nihayet Fatih Çarşamba’da Fethi Uraz’a ait evde kalmıştır.
O devreyi anlatan bir lahikadan bazı parçalar şöyledir;
“ÜSTADIMIZ DİYOR Kİ:

“Ben elli-altmış senedir küfr-ü mutlaka karşı îmana hizmet etmek ve küfr-ü mutlakın neticesi olan anarşilikten milleti kurtarmak için bütün kuvvetimle îman hizmetindeki ihlâsın neticesi olan âsâyişi muhafaza ile, bir câni yüzünden on mâsumu zulümden kurtarmak için rahatımı, şerefimi, haysiyetimi hattâ lüzum olsa hayatımı feda etmekle, herbir tazyikata, mânasız, lüzumsuz şeylere karşı sabır ve tahammül ettim….
Üstadımızın bu defa İstanbul’a gitmesi münasebetiyle İstanbul müdde-i umumîliğince ifadesinin alınması için yanına gelen iki memura Üstadımız dedi: “Ben daha evvel bu mes’ele için mahkemede ifade vermiştim ve mahkeme tahkikat yapmış, neticede beraet vermiş. Başka diyeceğim yok.” diyerek Samsun mahkemesine giden ve İstanbul mahkemesinde okuduğu ifâdâtını tekrar söyledi. Hem eskiden aldığı birkaç rapor var ki, hastalığı dolayısıyla başını sarmağa mecburdur ve şiddetli nezleden ve hastalıklardan dolayı istirahata ve tebdil-i havaya ihtiyacı vardır. Daimî bir yerde kalması sıhhatine münafidir. Daha evvel lüzum da olmadığı için, bu raporları göstermeğe tenezzül etmiyordu, lüzum görmüyordu.

Hizmetinde bulunan Nur talebeleri

Tâhirî, Zübeyr, Sungur, Hüsnü, Bayram
(Emirdağ Lâhikası 2/204)
(Devam edecek)