Nurdan Haber

İslami hareketler bir NATO projesi değildir

İslami hareketler bir NATO projesi değildir
18 Şubat 2020 - 18:18

İslami hareketler bir NATO projesi değildir

Kişilerden ve olaylardan bazı örnekler seçerek bir hareketi ve bir düşünceyi mahkûm etmek en ucuz yol. Bugünlerde İslami cemaatler ve İslamcılık için böyle davranılıyor. İslami hareketler, anti-komünizm kalıbına yerleştirilerek NATO projesinin bir parçası oldukları ileri sürülüyor. Bunu kanıtlamak amacıyla devletle ve istihbaratla ilişkili bazı isimlerden bahsediliyor. Dönemin siyasal şartlarını es geçiyorlar. Oysa Sovyetik rejim karşısında hem Kafkaslardaki Müslümanlar/ Türkler hem de Balkanlardaki Müslümanlar fiili bir ateizm yaşıyorlar. Türkiye’de de komünizm ideolojisi, dini tamamen ret etmeye yönelik faaliyetler içinde. Devlette ise sert laikliğin temsilcisi kadrolar hâkim. Buna karşı Nurcular, Nakşiler ve İslamcılar sağ siyasetin içinde konumlanıyorlar. Çünkü sağ siyaset, halktan yükseliyor ve demokrasi siyasetiyle de İslam’a özgürlük vaat ediyor.

Sağ siyasette Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri önemli bir yere sahip. Soğuk savaş döneminde milliyetçi ve İslamcı aydınlar için önemli platformlar. Adalet Partisi hükümeti ile beraber TBMM’de Komünizme Karşı Mücadele Sekreterliği kuruluyor ve başına da Bekir Berk getiriliyor. Birimin çıkardığı dergide dönemin bir çok milliyetçi, mukaddesatçı ve İslamcı figürlerini görmek mümkün. N. Fazıl, N. Topçu, B. Berk… Berk, dönemi temsil eden önemli bir figür. Anadolu’nun imansızlıkla karşılaştığı bir dönemde Nurculuk, iman hakikatlerinin bekçisidir. Bundan dolayı sürgünler, hapisler, iftiralar ve tevkifler peş peşe gelir. Bekir Berk de bu iman hakikatlerini mahkum etmek için çalışıp duran çevrelere karşı mahkeme mahkeme dolaşarak meydan okuyan bir şahsiyet. Cesur, bilgili, mücahit ve müstakimdir. Ne mal peşindedir, ne de mülk. Bütün varlığı cesareti, Risale-i Nur davasına inanması, iman hakikatlerini savunma davasına kalbiyle katılmasıdır. Necip Fazıl, Osman Serdengeçti ve Peyami Safa gibi şahısları da savunur. Mazlumların avukatıdır.

Soğuk savaş dönemi, ana medyanın muhafazakârlara acımasızca saldırdığı bir dönemdir. “Tarikatçı”, “mürteci”, “dinci” gibi kelimelerden örülen bir dil hakimdir. Bu dil üzerinden ötekileştirme yapılıyor. Ötekileştirilen sadece dindarlar değil, bizzat dinin kendisidir. Kuran okumak, camiye gitmek, takke takmak, takunyalı abdest almak( Özal DPT’da takunyalı müsteşar diye ötekileştirilmişti) …Medyanın kelimeleri ve imgeleri dini sürekli tokatlar! CHP’nin ana politikaları da bununla bütünleşir. Nurcular, sık sık tutuklanır. İslamcılar, hapislerde yatar. N.F. Kısakürek, hapis borcuyla rahmete göçer. Her darbe döneminde, rutin bir biçimde tarikat şeyhleri ya tutuklanır ya da sürgüne gönderilir. 28 Şubatta da bu yaşanır. Nakşi Şeyhi Esad Coşan, yurtdışına çıkmak zorunda kalır.

Tek parti döneminin bütün sıkıntılı şartlarından sonra İslami uyanış ortaya çıktı. Yayınlar ve dergiler doğdu. Topçu, Hareket dergisini yayınladı(1938), arkasından Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisi gelir. Nurcular, risaleleri her eve sokmayı başarırlar, Nakşiler sohbet halkalarıyla yeniden canlanırlar, Milli Görüş doğar. Elbette NATO’nun, ABD’nin soğuk savaş dönemine özgü politikaları da vardır. Dini de bu çerçevede yönlendirme girişimleri olmuştur. Ama İslami camianın canlanması bunun ürünü değildir. Çünkü bu coğrafyanın sosyolojik tininde/ruhunda İslam vardır. Tin sosyolojimiz( milletin ruh dinamiği) İslam’dır. Bu coğrafyada İslam, bin yılları aşıp gelen geleneklerden ilham alır. Ancak sol ve laikçi entelijansiya, bu realiteyi görmek yerine yeşil kuşak ya da “anti-komünizm” siyaseti üzerinden bakar. Dinin yeniden canlanmasını NATO/ABD üzerinden değerlendirir. Çünkü laikçi entelijansiya dinin varlığından gelen dinamizme inanmıyor. İslam’ın Anadolu’daki tin sosyolojisine karşı kördür.

Bugünden bakınca kimi dini anlayışların soğuk savaşın travmatik şartlarından etkilendikleri de bir başka gerçek. Bundan dolayı da bugüne cevap veremiyorlar. Onları kritik edeceğiz. Ama yakın mücadele tarihimize, aydınlarımıza ve aktörlerimize de saygımızı sürdüreceğiz. Onların mücadelelerine, direnişlerine, hayatlarını ortaya koyma samimiyetlerine her zaman hürmet göstereceğiz. Bunun için Sami Ramazanoğlu da, Zahit Kotku da, Said Nursi de, Necmeddin Erbakan da, Saatçi Musa da, Sait Çekmegil de, N. Fazıl da, Nuri Pakdil de bizim değerimizdir. Artık yeni bir şafak doğdu, yeni bir sayfa açıldı. Bu yeni günde (bizi bu güne getirenlere saygı duyarak) yeni bir idrak, yeni bir dil ve yeni bir düşünce ile mücadelemize devam edeceğiz. İslamlaşma düşüncesinden( İslamcılık) kaçarak Olympos dağlarında firarileşen aydınlara ve Grek Tanrılarına dönüşmeyeceğiz!

Ergun Yıldırım / Yeni Şafak – 16 Şub 2020, Pazar

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR