Nurdan Haber

Bediüzzaman’ın Vekillerine Kim Ne Hesabına Saldırır-1-

Bediüzzaman’ın Vekillerine Kim Ne Hesabına Saldırır-1-
Avatar
Nurdan Haber( ismail@nurdanhaber.com )
09 Nisan 2020 - 13:09

Bediüzzaman Hazretlerinin Kuran ve İman davasının en ehemmiyetli nokta-i istinadı sebeb-i saadetim, vesile-i hayatım, nur-u aynım dediği Nur Külliyatıdır. Risale-i Nur eserlerinin üzerine titrer Bediüzzaman. Adeta bir annenin evladının hayatını görüp gözetmesi gibi Nur Külliyatına sahip çıkar. O külliyat için idamlara razı olur, hapislere girer, sürgünlere katlanır. Gözünün nuru, gönlünün süruru, canın canı, kalbinin cananı Nur Risaleleridir. Onu Rabbinin bir vediası bir emaneti olarak görür benim değil Kur’anın malıdır der. Bu eserleri Bediüzzaman hayatının son devresinde naşirlerine vasiyet eder. Aman der, sakın der, dikkat edin, bu kitaplarımda tağyire, tahrife, tebdile müsade etmeyin diye emreder, ve beşyüz bine yaklaşan cemaati içerisinden 20’ye yakın isme bu emaneti tevdi eder. Emanete sadakatla sahip çıkın der. NASIL GELDİYSE ÖYLE YAZILDI, NASIL YAZILDIYSA ÖYLE NEŞROLSUN diye vasiyet eder. Bilhassa eserler hatt-ı Kurandan yeni harfle matbaalarda neşre başladığında bu hassasiyeti daha da artar. Evvelden yazdırmış olduğu vasiyetnamelerine neşir işiyle tavzif ettiği talebelerini bizzat ekler. Ömrünün son senelerinde ise en son yazdığı vasiyetnameye neşriyat ve tayinat ile alakalı meselelerle birlikte bir açıklama daha ekler, o açıklama “HİZMETİMİN TARZINI BİLEREK TAM YAPABİLSİNLER” şerhidir. Hayatının son devresinde yanında, yakınında bulunmuş talebelerinden dördünün ismini (TAHİRİ, SUNGUR, CEYLAN ve HÜSNÜ) sarahaten yazarak onlara bir İLTİFATTA BULUNMAMIŞTIR, bir vazife ile TAVZİF etmiştir, vazife ağırdır, ve onların omuzlarına bu vazifeyi koymuştur.
Vefatından sonra bu vasiyetnamelerin hikmeti daha iyi anlaşılmıştır. Zira hem neşriyatına tahrifkar eller karışmak istemiş ve hem Kurani hizmetinin tarz ve metodunda ciddi tavizler verip tadlil etmeye çalışan gruplar ve şahıslar türemiştir. Bunların karşısında hep bu varisler ve vekiller durmuştur. Bu gruplar da bu vekilleri kendilerinin planlarının önünde geçilemez engeller olarak görmüş onların aleyhinde propagandalar yapagelmişlerdir. Hacı Hulusi Bey, Feyzi Efendi, Hüsrev Efendi gibi Zatlarla cemaat arasına girip cemiyetler, kurum ve kuruluşlar, yeni şura heyetleri ihdas ettikleri gibi Bediüzzaman’ın hizmetkarlarına da bulaşıkçı, saf, piri fani, dünyayı bilmez, şoför deme ukalalığından geri durmamışlardır. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar ne derlerse desinler nasıl iftiralara kalkışırlarsa kalkışsınlar bütün planları akim kalıyor cemaat te teveccüh te bu Ağabeylere tevcih olunuyor zira onlar kendilerini değil Kuran hakikatlerini dava ediyorlar. Yani bu Ağabeyler Kur’an ve sünnet üzre bina edilmiş ahkam-ı şeriyyenin ve sünen-i nebeviyyenin veraset-i nübüvvet cihetiyle asrın fehmine bir dersi olan Risale-i Nur’a nazarları çeviriyor kendilerini ise toprak gibi mahviyet içerisinde gizliyorlar. Görünmüyorlar. Birisi dairemiz içerisinde bir tahrifata girşince onun karşısına dikiliyor “biz Üstadımızdan böyle bir şey görmedik!” diyorlar!
Bugünlerde yine belli menfezlerden bu vasiyetnameleri çarpıtmaya, inkar etmeye, tevil etmeye çalışan bazı eşhas kafasını kaldırıyor. Bunlar bazı batıl argümanları da kullanmıyor değiller. Ama o kadar körleşmişlerki herşeyi birbirine katıştırıyorlar. Mesela birisi kalkıp “mutlak vekil vekaleti” sahte çıktı diyor ama sahte dediği bambaşka bir vasiyetname.. Risale-i Nur’da olmayan, lahikalarda geçmeyen bir belge.. yani yalan, iftira, yanlış hepsi var. Ne doğru dürüst vasiyetnameleri biliyor ne vasiyetnameler mabeynindeki nüans farklılıklarını, vazife taksimini, mesuliyet tanzimini…
Mesela Zübeyir ağabeye soruluyor “abi mutlak vekil ne demek?” Ağabey diyor ki “hizmetkarlık hamallık demek”.. doğru diyor. Kuran’ın elmas mücevherat dükkanın bekçiliği demek olduğunu beliğ bir ifade ile muhatabına arzediyor. Sonra ekliyor benden böyle birşey duyarsan beni öldür gibi bir kelam.. yani ben Bediüzzaman’ın mutlak vekiliyim diyemem diyor! Neden? Çünkü Zübeyir’in ismi o vasiyetname de saraheten yazılmamış. Nur Üstadımın sarahaten yazmayıp bazı bilemediğimiz hikmetlerle gizlediği bir iki isim tabirinden kasdın ben olduğunu nasıl ilan edebilirim! diyor… İşte Zübeyri sadakat bunu gerektirir! Hulusi Efendi gibi o da “O demiş mi kardeşim! O isim demiş mi! O dememişse ben nasıl tavzih ederim!” diyor…
Mustafa Sungur Ağabeyin bir sohbette ifade ettiği husus ise mutlak vekil tavzifini inkar değildir! Ama işte yine arpa ile samanı komitenin maşaları birbirine karıştırıyor. Meselenin ne kadar cahili olduklarını da yazdıkları makalede ele veriyorlar! Çünkü vasiyetnamelerden hakikaten bihaberler. Bunlardan birisi de Yazar! Sitesinde ki yazıda diyorki vasiyetnamede mutlak vekil olarak adı geçen Ahmet Aytimur’da Sungur abinin yanında. İşte bu kadar risalelere bu kadar Aytimur ağabeye ve bir o kadar da Sungur Ağabeye uzaklar. Aytimur Ağabey mutlak vekil değil.. Ahmet Aytimur Ağabey kendisiyle beraber hizmetlere koşturan bazı esnaf abilerle Sungur ağabeyi ziyarete gelmiş, Ağabeyin üslubunu bilenler bilirler, Abdullah Ağabeyi gördüğünde Abdullah hepimizin ağabeysidir Üstad öyle dedi derdi, bu diğer Ağabeyleri inkar demek değil, Aytimur ağabey de orada olduğu için onun verasetteki yerinden hem Üstadımızın iltifatından bahsediyor. Fakat Aytimur ağabey mutlak vekiller arasında ismi olan bir abimiz değildir. Kendisi Bediüzzaman’nın neşir varisidir! Ve aynen bugün Hüsnü ağabeyin dediği gibi herbirerleriniz genç Saidlersiniz, Üstadımızın vekillerisiniz buyuruyor. Ne bekliyorsunuz Sungur Ağabey Üstad beni Mutlak Vekil ilan etti bana tabi olun demesini mi? Siz aklınızı mı oynattınız? Kafayı mı yediniz? Mutlak vekillik öyle birşey değil! Üstadımız vazife vermiş! O tavzif neşriyata müteallik, o vazife tayinata dair, o görevlendirme hizmetin tarzının aynen Üstadlarından gördüğü gibi devam ettirme sorumluluğu… yani burada maddi bir tedbir söz konusu. Bu ağabeyler de onu icra etmişler. Yayınevleri kurarak o vasiyetnamelerin hakkını eda etmek gayretinde olmuşlardır. Ve ne zaman hizmetin tarzına bir taarruz olursa herbiri arslanlar gibi hizmetin Üstadtan tevarüs eden tarzını ifade ederek cemaati teyakkuza sevketmişlerdir. Zaten rahatsızlık ta bu noktadandır!
(Devam edecek)…

Dr. Mehmet Rıza Derindağ