Nurdan Haber

İfsat Komitesi Ve Nur Talebeleri

İfsat Komitesi Ve Nur Talebeleri
11 Nisan 2020 - 21:35

İFSAT KOMİTESİ VE NUR TALEBELERİ

Hz. Üstadımız Bediüzzaman’ın hal- i hayatında nüveleri hissedilen ve vefatından sonrada her bir fırsatı değerlendirerek Nur mesleğini tahrib etmeye çalışan fakat inayet i hakla muvaffak olamayan bir komite… Belki harici cereyanlar hesabına çalışan bir komite, bir ifsat komitesi, bir tahribci zihniyet… Eskiden Cağaloğlu komitesi dediğimiz ifsat merkezli bazan Yeni Asya ismiyle bazan yeni bilmem ne bela, bazen da fetö sureti ile ve başka çok değişik kimlikler ile daha doğrusu kimliksizlikleri ciddiyetsizlikleri mesleksizlikleri ile durmak dinlenmek bilmeden tahribata nur mesleğini tahribe himmet sarf ediyorlar. Çeşitli plan ve desiseleri uygulamaktan çekinmiyorlar.

Bunların efkarları farklı görünse de merkezleri birdir. İsim ve ünvan ve taarruz şekilleri farklıda olsa iman ve Kuran hakikatlarına düşman bir cereyanın oyuncaklarıdır. Kendilerine yüklenen görevi ifa ederler.

İşte şöyle bir musibet zamanın da ehl i imanın en ziyade ittihada birlik ve beraberliğe muhtaç olduğu bir zamanda ehl i hakikat, ehl-i iman ittihad ve tesanüdde daha ileri gitmesi gerekmez mi!

Elbette hassas bir dönem, işte böyle bir vakitte birileri durmuyor; Üstadımızın hizmetkar ve talebelerini hedef alıp saldırıyor. Hususan Hüsnü Ağabeyimizi… Maksatları ne? Kimin safında, yanında bu işleri yapıyorlar?

Vaktiyle Risale-i Nur’u ve nurun hizmet metodunu tahrib ederek Nurculuğu mason komitesine alet etmeye çalıştılar. Muvaffak olamadılar. Fakat çok zarar verdiler.

Mesleğimizde azami sadakat, azami İhlas, azami sebat, azami fedakarlık gibi azami dikkatte bir esastır.

Hizmetimizin azameti ve ehemmiyeti muarızların kuvveti ve şeytaneti nispetinde kendimizi ihtiyata ve DİKKATA mecbur hissediyoruz.

Evet, bu kudsi davayı siyasete alet etmek dünyevileştirmek, felsefi bir örgütlenme tarzına çevirmek çalışmalarında muvaffak olamadılar, olamayacaklarda inşaallah. Çünkü Cağaloğlu merkezli ifsat komitesinin mukabilinde nurun hadimleri Üstadımızın hayatta olan  talebe ve hizmetkarları cemaatı Risale i Nur, nur mesleğinde, sünnet i seniyye yolunda, şeriat-ı Ahmediye (asv)’ ın rehberliğinde bir kitle-i muazzama olarak taviz vermediler. Üstadlarının yolunda olduklarını Hulusiler, Sabriler Sıddık Süleymanlar, Bekir ağalar,Husrev’ler Asımlar, Refet ve Rüşdü ve Hafız Aliler, Hacı Hafızlar, büyük ruhlu Küçük Ali, Hafız Mustafa, Tahiriler, Mustafa Gül ve Ahmet ve Mehmet Feyziler gibi kahramanların devamı mahiyetinde Üstadımızın ahir ömründe hizmetinde yanında bulunan ağabeyler ve nice isimsiz kahramanlar nurları müdafa muhafaza vazifesini devam ettirdiler. Belki asr-ı saadetten bu zamana uzanan kafile-i kübranın ahirinde bir Hizb-i makbul olarak devam eden Kuran ve iman hadimleri olduklarını aleme lisan-ı halleri ile ilan ettiler.

Gürültüye papuc bırakmıyorlardı. Kendilerine yapılan zulüm işkence ve iftiralara boyun eğmeden vazifelerine devam ettiler. Risale-i Nura gelen tahrifatı bertaraf ettiler, nur mesleğini muhafazaya azami gayret gösterdiler. Zaman-ı Adem’den beri iman ve küfür mücadelesindeki yerlerini muhafaza ettiler. Reisimiz fahr-i Alem (asv) deyip bir kısmi inşallah manevi şehid rütbesi ile talebe-i Ulum kisvesi ile dar-ı bekaya huzur-u Resulullah’a gittiler, Üstadlarına kavuştular.

Şimdi ise onları takip eden bir cemaat-ı nur var. O cemaatın beraberliğinde Üstadlarına yakından şahidlik eden hizmetinde bulunan manevi evladım hitabına Mazhar olan dersinde meşveretinde muhatabı varisi ve mutlak vekili 86 yaşında bir abisi, bir muhafızı, ciddi sahib ve müdebbiri var.  O da Tahiri, Zubeyr, Sungur, Bayram, Ceylan, Abdullah (rahmetullahi aleyhim ecmain )ağabeyler gibi Risale-i Nur’u ve tarz-ı mesleğini azami bir sıdk ve ciddiyetle, tevazu ve mahviyetle devam ettiriyor. Bu taife-i ehl-i hakikatın yolu şeriat yoludur sünnet i seniyye yoludur takva ve İhlas ve sadakat yoludur azami fedekarlık yoludur.

Birde bu Aziz cemaatı ve muhterem ağabeyleri daima çürütmeye çalışan güruh var.

Bu ikinci güruh ise ifsat komitesinin pensilvanyadaki ajanının değirmenine su taşıyan hainler veya aldatılmış ahmaklar guruhudur. Evet, kimse mesleğinin ifsat olduğunu söylemez.

 

“S- Neden bunların umumuna fena diyorsun? Halbuki hayırhahımız gibi görünüyorlar.

C- Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.”

 (Münazarat s:14)

 

Kim müfsit nasıl göreceğiz?

Münazaratta üstadımız  delil ve akibete bakınız diyor. Delil ve akibet ne diyor:

50-60 senelik uzun bir zaman dilimi içinde rejim i bidakaranenin mümessilleri imiş gibi şeriata dine nurun imani ve manevi mesleğine muhalif olarak menfi tavır izlemişler ve İngiliz ajanlarının yapamayacağı zararları vermişler. Üstada ve Üstadın bir nebze isimlerini tadat ettiğimiz bütün talebe ve hizmetkarlarına reva görülen dostluğu! ( zulme ve hiyaneti) şimdi Hüsnü Ağabeye reva görüyorlar.

Çünkü Hüsnü Ağabey Üstada layık bir ciddiyet ve sıdk ile Risale i Nur ve mesleğini muhafazaya çalışıyor.

Aynı yolun yolcusu olarak taife i kübranın bir mümessili olarak günden güne ziyadelenen enerjisi ile Güney Amerika’dan Avusturalya dan tut ta Çin’e kadar ziyaretler ile meslek i Nuru tesis ve teşvik ile vazifelerini  hakkıyla ifa ediyor.

Derslerini okuyorlar, nurları nazarları çeviriyorlar.

Kuran ı Hakim ve hadis-i şeriflerden mülahhas ve Kuran ı azimüşşanın bu zamanda en mühim bir dersi olan Risale i Nuru tedris ve talim ve telkin ediyorlar.

Ve birde istikameti takvayı bu zamanda muhafaza İçin Risale i Nura kanaat ediniz diyor. Aynen Üstadımızdan aldığı dersi talim ediyor.

 “Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır. Evet onbeş sene yerine, onbeş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikîye îsal eder. Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel, kesret-i mütalaa ile bazan bir günde bir cild kitabı anlayarak mütalaa ederken; yirmi seneye yakındır ki, Kur’an ve Kur’an’dan gelen Resail-in Nur bana kâfi geliyorlardı. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitabları yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur çok mütenevvi hakaika dair olduğu halde, te’lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lâzım gelir.

Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum. Siz dahi Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.” (Kastamonu s.77)

 

Çünkü: inkılabat ı zamaniye ile, şeairi islamiyemiyenin tahribi ile medreselerin lağvedilmesi ile hayat ı içtimaiye ziyadesi ile külli tahribat olmuş. Bazı ulemanın yeni eserleri bu bid’a rüzgarlarına karşı istikameti muhafaza etmesi müşkülleşmiş. Avrupa medeniyeti mütemadiyen zihinleri kalbleri ruhları maneviyattan alıp felsefeye, ekonomi ve siyaset i dünyaya çevirmiş zihhinler maneviyattan uzaklaştırmış. Vehhabilik ve melamilik gibi batıl mezheblere yer hazırlamak İçin ruhsatlara tavizler verilir olmuş.

Yani bu zamanın nazarı ruh u şeriattan uzaklaşmış. Öyle ise şimdi bize elzemdirki hakaik i İslamiyeti muhafaza vazifesinde Risale i Nur kafidir demiş.

 

“Hem şimdilik bazı ülemanın yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayrı ve bid’atlara müsaid gittiği için, Risale-i Nur zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmek bir vazifesi iken…” Kas s.77

 

 

“Risale-i Nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil; fakat her halde hakikat-ı İslâmiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve

esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek, bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terkedilmez.” (Kast l s.78)

Çünkü diyor: bu zamanda bazı fikirler var. Dinin ruhundan uzaklaştırıyor

Fırtına var, sel var, hava şiddetli soğuk.  Kasr ı İslamiyetten yeni Kapılar açmayınız. Şu münkerat zamanında, adat ı ecanibin istilası anında bid’aların kesretinde dalaletin tahribatında mukabele edebilmek için kaleden delikler açacak yeni yeni kitab ve fikir cereyanları muhariplerin girmesine sebebdir. Kaleyi Düşmana teslim etmektir.

 

Hem diyor: Dinin zaruriyatını muhkematını, müsellematını muhafaza etmek zamanıdır. Selefin içtihadat ı safiyane ve halisanesi bütün zamanlara dar gelmeyecek efkarı vardır. Eğer alimseniz allame iseniz o mehazlar size kafi ve vafidir. Eğer değilseniz dört mezhebin hülasa i fikirleri şeriat kitapları ilmihal ve siyer muhtasarları  bize kafidir. Büyük islam ilmihali veya nimet’ül islamı iyi öğrensek bilmediklerimizi sorsak avam ı ehl i imana fevkalade kafidir.

Zaman sebebler dünyası….

İbadet ve dinde dahi illet yerine hikmet ikame edilmiş. Halbuki hikmet illetin yerine geçemez.

Dinin mahiyeti birinci derecede ahiret saadetine bakar. Tebei olarak dünyevi saadeti hedef alır?

Bu zamanın mühim vartası küçük bir ihtiyac-ı dünyeviyeyi emr-i dine tercih eder.

Bütün bu nokta i nazarlar semavi olan vahyin tamamen rıza yı ilahi ve uhrevi olan maksat-ı aslisinden uzak ve arzi ve felsefi düşünce tarzı olması itibariyle dinin ruh u asliyesi zıttır ve böyle bir zihniyet din hakikatlarını istikametle ders veremediği için Risale i Nura kanaat ediyoruz ve hakikat-ı İslamiyeti oradan öğreniyoruz. Ve Risale i Nura kanaatin ehemmiyetini vurgulayan çok bahisler var.

Hüsnü sadakat ve kanaat mevzusunu nazara veriyor. İhlas ve uhuvvet tahşidatın yapıyor. Meslek meşrebimizin ince çizgilerinin altını kalınca kırmızı kalem ile çiziyor.

 

O münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar dost suretine girerek, bazan da talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: “Bu da İslâmiyete hizmettir, bu da onlarla mücadeledir. Şu malûmatı elde edersen, Risale-i Nur’a daha iyi hizmet edersin. Bu da büyük eserdir.” gibi bir takım kandırışlarla sırf o Nur talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihayet Risale-i Nur’a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyahut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle aldatmaya veya korkutmakla hizmetten vazgeçirmeye gayret ediyorlar. Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyanıklık veriyor ki; bütün böyle aldatmalar, bizi Risale-i Nur’a şiddetle sevk ve teşvik ve o dessas münafıkların maksadlarının tam aksine olarak bir tesir ve bir netice hasıl ediyor. Fesübhanallah!.. Hattâ öyle Nur talebeleri meydana gelmektedir ki, asıl hâlis niyet ve kudsî gayeden sonra -bir sebeb olarak da- münafıkların mezkûr plânlarının inadına, rağmına dünyayı terk edip kendini Risale-i Nur’a vakfediyor ve Üstadımızın dediği gibi diyorlar: “Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zamanıdır.”

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبّ۪ى

Mahmut İşgören