Nurdan Haber

BEDİÜZZAMANDAN İNGİLİZE AYASOFYALI CEVAP

BEDİÜZZAMANDAN İNGİLİZE AYASOFYALI CEVAP
15 Temmuz 2020 - 14:33

BEDİÜZZAMANDAN İNGİLİZE AYASOFYA’LI CEVAP

İstanbul işgal edilmiş, Pay-ı Taht-ı Hilafet İngiliz postalları altında kalmış, topları gülleleri Dolmabahçe’ye çevrilmiş. Halk yeis içinde, baştaki başlar kararsız, Anadolu’da yarım asırdır savaşlarla inim inim inlemiş mazlum halkın son bir nefesi kalmış, perişan… Şeyhülislam işgal kuvvetlerinin lehinde Anadolu’nun aleyhinde fetvalar çıkarıyor hatta İngiliz’e isyan eden bağidir, eşkiyadır, isyankârdır diye her gün fetvalar yayınlanıyor!

Bu sıralarda İstanbul’da bir yiğit âlim var, ateşini bir deha var, Rus’a kafa tutmuş bir mücahid var! Milli mücadeleye karşı çıkartılan fetvaya mukabil fetva yayınlıyor, “payitaht işgal altındadır, işgal altında verilmiş fetva mualleldir mesmu olamaz! Kâfirin işgaline ayaklananlar baği değil mücahiddirler!” İşte bu Bediüzzaman’dır! İngiliz’e karşı neşrettiği kitapçıktaki bir bölümü İngiliz’in Bediüzzaman’ın idamına kararına sebep olur! Bediüzzaman İngiliz’in bu kararına “ecel birdir tegayyür etmez!” der mücadele ve mücahedesine devam eder. İşte İngiliz işgaline karşı İngiliz şeytanının sualine Bediüzzaman’ın cevabı ne kadar manidardır:

“Der ki: «Bana karşı mukavemetiniz beyhudedir. Müttefikiniz beraberken yapamadığınız şeyi şimdi nasıl yapacaksınız?» (Almanlara atfen diyor, 1. Cihan harbinde Almanlarla beraberdiniz şimdi tek başınıza nasıl mukavemet edeceksiniz?)

Şu vesveseye karşı deriz:

En ziyade hile ve fitne kuvvetiyle ayakta duran azametli kuvvetin bizi ye’se düş-ürmüyor.

Evvela: Hile ve fitne, gaflet ve hafa perdesi altında kaldıkça tesir eder. Zâhire çıkmakla iflâs eder, kuvveti söner. Perde öyle yırtılmış ki, senin yalan, hile, fitne(n) hezeyana, maskaralığa inkılâp edip akim kalıyor. Bu defaki Anadolu’ya karşı (İngilizin yaptığı) gibi…

Saniyen: O kof kuvvetin yüzde doksanı sana karşı itilâf kabul etmez. Muhâsım bir cereyan, atâlete mahkûm ediyor. Fazla kalan kuvvetinle dert ve dermanda müşterek olan âlem-i İslâmı susturacak, depretmeyecek derecede eski(si) gibi bir istibdat altında tutmaya ihtimal versen, şeytan iken eşeğin eşeği olursun. {(*) Hey ekpekü’l-küpekâ! Köpekten tekeppük etmiş köpek! }

Salisen: Madem ki öldürüyorsun. Ölmek iki sûretledir: Birinci Suret: Senin ayağına düşmek, teslim olmak sûretinde ruhumuzu, vicdanımızı ellerimizle öldürmek, cesedi de güya ruhumuza kısasen sana telef ettirmektir. İkinci Suret: Senin yüzüne tükürmek, gözüne tokat vurmakla ruh ve kalbimiz sağ kalır, ceset de şehit olur. Akide faziletimiz tahkir edilmez; İslâmiyetin izzetiyle istihza edilmez.

Elhasıl: İslâmiyet muhabbeti, senin husumetini istilzam eder. Cebrail, şeytan ile barışamaz.

Siyasetimizde en acınacak, en ebleh bir akıl varsa, o da öylelerin aklıdır ki, (ing…) milletinin ihtiras ve menfaatini, İslâmiyet’in menfaat ve izzetiyle kabil-i Tevfik görüyor. Burada en sefil ve en ahmak kalb, öylelerin kalbidir ki, hayatı onun himayeti altında kabul eder. Hayatımızı onun himayeti altında kàbil görüyor. {(*) Allah kimseyi şaşırtmasın, şaşırtırsa süründürmesin, süründürürse çektirmesin, çektirirse rezil etmesin, rezil ederse perişan etmesin, perişan ederse sersem, âvâre etmesin.} Çünkü, öyle bir şarta hayatımızı tâlik ediyor ki, muhal ender muhaldir.

Der: “Yaşayınız. Fakat bir tek adam bana hıyânet etse yakarım, yıkarım!”

Şayet bir adam hakka sadakat namına onun kâfirane zulmüne karşı hıyânet etse, Ayasofya›ya iltica etse, milyarlara değer o mukaddes binayı harap eder. Veyahut bir köyde ona bir hain bulunsa, çoluk çocuğuyla mahvetmek veya bir cemaatte ona muzır biri varsa cemaati ifnâ etmek, her vakit kendinde selâhiyet görüyor. Lânet o medeniyete ki, ona o salâhiyeti vermiş! Acaba, bütün millet bir kalbde -hem münafık, hançer-i zulmünden mütelezziz olacak ahmak bir kalbde- ittifakından daha muhal ne var? Şeytan gibi hasis hisleri, fena ahlâkları teşci ve himaye eder, iyi hisleri söndürür.

Hem insanî, İslâmî hayatı men etmekle beraber, muvakkat hayvanî bir hayatı, iki genc-i mücehhez, pençeli; ekseriyeti kazanmak için, imhayı esas program yapmış, iki kelbi iki ciğerimize musallat ederek bizi silâhtan tecrit ediyor. İşte onun himayeti, işte hayatımız!

O hasım, gösterdiği kin ve husumet harpten neş’et etme değildir. Harpten olsaydı, tabiî mağlûbiyetimizle sairlerin husumeti gibi sükûnet bulurdu. Hem hasmın, uzakta çirkin yüzündeki riyakârane çizgileri güzel zannedilirdi. Yakında görenler, inşaallah daha aldanmaz.

كَمَا اَنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ كَذٰلِكَ تُسَهِّلُ الْمُشْكِلاَتِ

Korkaklıkta darb-ı mesel hükmünde olan tavuk, çocukları yanında iken şefkat-ı cinsiye sebebiyle camusa saldırır. İşte dehşetli bir cesaret…

Hem darb-ı mesel olmuş: “Keçi kurttan havfı, ıztırar vaktinde mukavemete inkılâp eder. Boynuzu ile kurdun karnını deldiği vâkidir. İşte harika bir şecaat…

Fıtrî meyelân mukavemetsûzdur. Bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde atılsa, kışta soğuğa maruz bırakılsa, meyl-i inbisat demiri parçalar.

Evet, şefkatli tavuk cesareti, hamiyetli keçi ıztırarî şecaati gibi, fıtrî bir heyecan demir güllede su gibi, zulmün burudetli husumet-i kâfirânesine maruz kaldıkça herşeyi parçalar. Rus mojikleri buna şahittir.

Bununla beraber, imanın mahiyetindeki hârikulade şehâmet, izzet-i İslâmiyetin tabiatındaki âlem-pesend şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir. (BEDİÜZZAMAN)

İşte o mucizelerden birisinin vakt-i merhunu gelmiş, Ayasofya bütün tarihiyle, mazlumiyetiyle, mahzuniyetiyle kapısını aralamaya başlamış. İmanın şehameti, islamiyetin izzeti, milletin şecaati Ayasofya ile buluşup yeni bir devr-i inkişafa kanat çırpacağız, cennetasa baharları terennüm ederken uhuvvet-i islamiyenin intibahiyle İttihad-ı İslam Âlem-i insaniyette bulutsuz güneş gibi nurefşan olacak.

Dr. Mehmet Rıza Derindağ