Nurdan Haber

Mutlak Vekil Ağabeylerden Ne İstiyorlar

Mutlak Vekil Ağabeylerden Ne İstiyorlar
29 Temmuz 2020 - 11:22

Mutlak Vekil Ağabeylerden Ne İstiyorlar

Muazzez ve mübeccelÜstadımız’ın:

“Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tahirî, Sungur, Ceylan, Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. (Emirdağ, 2-233) dediği mutlak vekil ağabeylerden ne istiyorlar?

Bu ağabeyler idamla yargılandıkları mahkemelerde:”Bu eserlerle ahlâkımızı dinen terbiye edip yükselten ve kendisine “müceddid” dediğimiz halde bizi reddedip kıran ve büyük bir hürmetle üstad kabul ettiğimiz Said Nursî’nin senelerden beri talebesiyim.”(Şualar, 543)

“Kur’an tefsiri Risale-i Nur uğrunda i’dam edileceksem, sehpaya “Allah Allah! YâResulallah!” sadâları ile koşarak gideceğim.”(Şualar, 548)

“Kâinatın kuvveti toplansa, bizi yüksek üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar.”(Şualar, 547)

“Böyle bir saadet ve bahtiyarlığı kazandıran Risale-i Nur’un talebesi olmak gibi büyük bir lütfu, benim gibi bir bîçareye nasîb eden Allah’a hadsiz şükürler olsun.”(Şualar, 556)

“Biz kur’an-ı Kerim’in gayet parlak ve yüksek tefsiri olan risale-i nur’a çalışan talebeleriz. Evet asla inkâr etmeyiz. (Hüsnü ağabeyin Urfa mahkeme müdafaasından) diye haykırmışlar.

Üstadımızın emaneti olan bu zat ı muhteremler her türlü sıkıntıyı eza ve cefayı çekmiş, hiçbir zalime boyun eğmemiş, yılmamış,sadakatsizlik göstermemiş,sinmemiş, geri kaçmamış, tam ve halis bir sadakat ve daimî sarsılmaz bir sebat göstermişlerdir. Hayat-ı Nuriyeleri ortadadır.

Hapishanelerde falakaya kaldırıldıklarında, üç dört günde ölüp gitsinler diye 6 metrekarelik kanalizasyon suyunun geçtiği hücreye konulduklarında, aç bırakıldıklarında, defalarca hapse girip çıktıklarında, sürgün edildiklerinde, takibata uğradıklarında, iftiraya maruz kaldıklarında, ihanete uğradıklarında bile asla davalarından zerre miskal taviz vermemişlerdir. Meydandadır.

 

Emanat-ı Üstad olan bu muhterem ağabeyler Allah demiş,peygamber demiş, Risale-i Nur demiş, Üstad demiş başka bir şey dememiş.

 

Üstadlarından gördükleri tarz-ı hareketi hüve hüvesine son nefese kadar tatbik edip müdafaa etmişler, asla taviz vermemişler.  Meydandadır.

 

Peki elleri göbeklerinin üstünde, masa başı kalemşörler ve diğerleri bu muhterem ağabeylerden ne istediler ve ne istiyorlar?

 

Bunlara ilişmek doğrudan doğruya üstadımıza ilişmektir, onlarla konuşan Üstadımızla konuşmuş gibidir, bunlar Üstadımız’ın mutlak vekilleri, hepimizin baş taçlarıdır.

 

Teşbihte hata olmaz.

“İngiliz Meclis-i Meb’usanındaMüstemlekât Nâzırı, elinde Kur’an-ı Kerim’i göstererek söylediği bir nutukta:

Bu Kur’an, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’anı onların elinden kaldırmalıyız yahut Müslümanları Kur’andan soğutmalıyız.”(Tarihçe-i Hayat, 51) dediği gibi bu adamlarda iyice anladılar ve anlıyorlar ki mutlak ağabeyler var oldukça biz istediğimiz gibi hareket edip, ehl-i imanı aldatamayız, Risale-i Nuru ve hizmet düsturlarını kendi heva ve hevesimize göre tahrif edemeyiz.

 

Mesela:

Risale-i Nur külliyatını ön sözlerle , alta lugat koymalarla,  Üstadımızın en gaddar düşmanlarının hayatını indeks adı altında külliyata koymalarla , külliyatı iki cilde düşürüp tekrarları çıkararak ansiklopedi haline getirmelerle, bu da İslamiyet’e hizmettir, bu da onlarla mücadeledir,  Risale-i Nur a daha iyi hizmet edersin ,  Risale-i Nur böylelikle daha büyük kitlelere ulaşır , böylelikle emri bil maruf nehyi anilmünker daha iyi yapılır, bu işi ağabeyler bilmezler biz biliriz, biz tarzı başka mutlak vekillerden gördük diğer mutlak vekilleri dinlemeye hacet yoktur,  Risale-i Nur’lar şerh ve izah edilirse daha büyük kitlelere ulaşırız gibi kandırışlarla Nur talebelerine aldatamayacaklarını anladılar.  Bu işin önündeki en büyük engelin ağabeyler olduğunu bildiler.

Çünkü bu muhterem ağabeyler bu cinayetlere karşı aynı şekilde, aynı tarzda karşı durdular. Çünkü onlar Üstadımızdan aynı dersi almışlardı.  Bütün ağabeyler ömürleri boyunca bunların karşısında aynı İzzet ve vakarla durdular duruyorlar duracaklar inşaallah.

 

O zaman geriye hangi şık kaldı ağabeyleri küçük düşürmek, insanları onlardan soğutmak, (Haşa) bu muhterem insanları itibarsızlaştırmak kaldı.

Bunun için yapmadıkları şenaat kalmadı ehl-i basiretin malumudur peki bu muhterem ağabeyleri kendilerince toplum nazarında küçük düşürmek için neler yaptılar:

 

En şeni iftiraları attılar, olmadı.

Bulaşıkçı dediler, olmadı. Şoför dediler, olmadı. İradesiz dediler, olmadı.

Çabuk aldanabilirler dediler, olmadı.  Komitecilik yaftası vurmaya çalıştılar, olmadı.

Siyasetten anlamazlar dediler, olmadı.

Karar aldık emrimize girsinler dediler, olmadı.

Hiçbir şekilde ağabeyleri yollarından döndüremediler, döndüremezler biiznillah.

Onlar şunu anlamadılar: Bu ağabeyler müceddid-i ekber Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi tarafından VAZİFELİDİR.

Onlar vazifeli oldukları işi yapıyorlar.

Ağabeyler her daim Hakkı söylediler, söylüyorlar, söyleyecekler .

 

Şimdi bu adamlar aynı tarzda Üstadımızın hayattaki son mutlak vekili Hüsnü ağabeyimize de aynı şekilde hücum ediyorlar. Ama nafile.

Allah’ın izniyle ehl-i imanı ve Nur talebelerini ondan soğutamazlar. Onlar ağabeyimize hücum ettikçe Nur talebelerinin ve ehl-i imanın teveccühü daha da ziyadeleşiyor.

Ayasofya’nın tekrar camiye çevrilmesi meselesinde bu tamamıyla anlaşıldı. Ağabeyimize Türkiye’deki bütün Müslümanlar muazzam bir teveccüh gösterdiler. İnsanlar ağabeyimizin kıymetini her geçen gün daha iyi anlıyorlar.

Ağabeyimizin maksadını ve gayesini daha iyi anlıyorlar. Onun kendi heva ve hevesinden konuşmadığını Üstadımızdan aldığı VAZİFEYİ deruhte ettiğini ve etmeye devam edeceğini ve hiçbir şekilde bu vazifeyi aksatmayacağını daha iyi anladılar.

 

“Aziz Üstad! Sadîkınızınzaîf ruhu, bu fâni hayatta olduğu gibi, bâki ve sermedî hayatta da inşâallah ulvî ruhunuzun cenah-ı şefkatinden ayrılmayacaktır, ayrılamayacaktır ve ayıramayacaklardır.”(Barla, 216)

Biz de Hulusi Ağabeyin dediği deriz.

Bizleri Üstadımızdan ve onun mutlak vekillerinden ayıramadılar ayıramayacaklar ayrılmayacağız inşallah.

Son olarak şunu anlatalım. Onlar burada da durmayacaklar. Üstadımıza da sataşacaklar. Nitekim üç gün kadar önce bir kalemşör bunu yaptı.

Bir latife ile bitirelim.

Hırsızın biri bir türbeye girmiş ve türbenin örtüsünü çalmış. Sonra türbeye dönerek şöyle konuşmuş: Bir de diyorlar ki türbe adamı çarparmış, örtüsünü çaldık yine bir şey yapamıyor. Türbeden ses gelmiş; sen benim örtüme de tenezzül ediyorsun, artık çarpılacak bir yerin kalmamış.

“Bîçaregân-ı ümmete, izn-i İlahî ile beyan buyurduğunuz i’caz-ı Kur’an hürmetine, Allah-u Zülcelal muhterem üstadımızdan ebeden razı olsun. Ve Hazret-i Kur’an hesabına intizar buyurduğunuz ümidlerinizi, an-karibmübeddel-i hakikat ve mü’minlere de selâmet-i iman tevfik buyursun, âmîn.”(Barla, 88)

27/07/2020

Urfalı Mustafa H. Küçükoğlu

Alem-i İslamDünyaGenelGünün Dersiİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Hüsnü Ağabey ile Risale-i Nur Dersi
Alem-i İslamBediüzzaman'danGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriYazarlarımız
Said Nursi’ye Göre Çocuğun En Önemli Hakkı
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hüsnü Ağabey’den Mevlid-i Nebi Tebrik Lahikası
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriSon DakikaSürmanşetTürkiye
4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaradılış Kongresi Devam Ediyor
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Yeryüzü, Yeniden İslam’ın Huzur Veren İlkelerini Aramaktadır