Nurdan Haber

AYASOFYANIN AÇILMASINI UHREVİ TERAZİDE TARTMAK

AYASOFYANIN AÇILMASINI UHREVİ TERAZİDE TARTMAK
05 Ağustos 2020 - 16:51

AYASOFYANIN AÇILMASINI UHREVİ TERAZİDE TARTMAK 

 

Ayasofya’nın yeniden asli ve de kutsi fonksiyonu ile irca edilmesi, kamuoyunun gündemin de hatırı sayılır bir yer edinirken, her zaman olduğu gibi muhalif görüş ve kalemler yine meseleye siyasi köşelerinden bakarak izahlar getirmeye çabalıyorlar. Bir biçimde anlaşılabilir, bir şekilde hoş görülebilir şu vaziyetin muhtevasında ki bilgi ve bakış açılarında ki eksik ya da bulanık bakış açılarıdır itiraz edilmesi gereken…

Ayasofya, Altıncı yüzyılın ilk çeyreğinde İmparator Justinianus tarafından yapıldığında, daha önceden iç ayaklanmalar ve haçlı seferleri esnasında büyük yıkıma maruz kalmış, Hristiyan Dünyasında ilahiyat açısından o dönemin farklı görüşlerini içine alan Ortodoksların baskınlığını gösteren bir semboldü. Böylelikle Batı’nın ikiye bölünmüş(o dönem) güç merkezlerinden birisi, devir itibarıyla da en büyüğü idi… Vatikan, Papalık ve Bizans’ın Hristiyanlar üzerinde ki bitmek bilmeyen hegemonik arzularına, siyasi ve Dünyevi güç dengelerini de kattığımızda söz konusu ibadethanenin, tarihi sürecinde ki kaderi ve daha önemlisi, fonksiyonları net olarak görülebilecektir.

Dikkat edildiğinde, Ayasofya’nın sadece bir ibadethane değil, sıralamaya çalıştığım bir iki siyasi ve tarihi baskı merkezlerine payanda yapılıp, asıl vazifesinin hep ihmal edilerek, maalesef iktidar ve güç odaklarının sembolizmi olması hemen fark edilecektir. Yani kısacası Ayasofya’nın, bizlerin bugün Ülke içinde hançeremizi yırtarak ‘siyasete dolgu yapılıyor’ sözlerine bu anlamda geçmişi itibarıyla hiç ihtiyacı yoktur. İçinde Allah’ın adının anılmasından ibaret olan mabetlerin, orijinlerine veya maksatlarına uygun hale çevrilmesi, tedavi edilesi bir marazın, sakat bakışlarla düzene uygun olmaz diyerek geri çevrilmesi gibi bir şeydir. Yürürken elini kolunu sallamanın anatomik ve doğal olmasıyla bunun, yani yürürken bunu yapmanın ‘’kullanmak’’ olduğu bahane ve iddiasıyla garabet düzeyinde itiraz edilip odun gibi yürümeyi savunmak aynı şeydir…

Nitekim seslerini duymaya başladığımız Kiliselerin, aklı başında ve hakkaniyetlerini teslim ettiğimiz önemli şahsiyetleri bu gerçeğin farkında olarak, Batı’dan yükselen cızırtıları anlamsız bulup, yeniden ve bir daha bu mabedin içinde Allah’ın adının zikredilecek olmasından duydukları memnuniyetleri tarihi bir kırılma olabilecek kadar değerli bulduğumu söylemek isterim. Bu konuda, Bediüzzaman Hazretleri’nin pek çok vesile ile dile getirdiği, İseviliğin şahs-ı manevisi ile İslamiyet’in şahs-ı manevisinin, ehl-i Dalalet karşısındaittifaklarının yerinde olacağı mealinde ki muhteşem tespitlerini hatırlatmak isteriz. Ayasofya’nın ibadete açılmasıyla da bu birlikteliğin hayata geçirilebileceğini söylemesi ise tam anlamıyla bir muazzam keramet, belki sınırları zorlayan öngörü ya da tarifi çok zor bir mantık sergisinin vicdani haykırışıdır.

Bir tahminde bulunmak icap ederse, bu samimi ve içten Hristiyan din görevlileriyle avamdan kişi ve gurupların bir müddet sonra benzer açıklamalarda bulunacaklarını söylemek çok zor olmasa gerekir. Tarihi boyunca, siyasi kliklerin ve gövde gösterilerinin merkezi olmuş bir ibadethanenin, böylece Fetihten sonra ki mütevazı haline dönmesi, belli ki Hristiyanların samimi ve dindar olanlarını dahi heyecanlandırmış bulunmaktadır.

Batı’nın, Allah’ın evleri kabul edilen bu tür mekânları bile siyasi kudret göstergelerine çevirmeleri, bilinen ve Dünyevi maksatların içine derc edildiği nefsani hezeyanlar bileşkesidir. Bu yüzden Hristiyan ilahiyatında İseviliği hakiki manasına döndürmenin çabasında birçok farklı mezhep ve Kilise ekolleri gelişmiştir. Papalığın ve benzer ekollerin ihtişamını ve güç sergilerini reddeden, İsa’nın(A.S) sadeliğini,Dünyevi her tür ihtiraslara olan reddiyesini nazara veren Kilise öğretileri sanıldığı kadar az değildir…

Bu nedenle Ayasofya’nın Türkiye’de, İstanbul’da yeniden ibadete açılmasının nelere gebe olacağını az önce hissettirmeye çalıştıysak ta, tam bir tahminde bulunmak için kesinlikle Bediüzzaman Said Nursi’nin konuyla ilgili direkt ve dolaylı biçimde söylediği cümleleri çok iyi analiz etmek gerekir.

Ayasofya, Bediüzzaman’ın hayatında önemli olduğu kadar, eserlerinde de sıklıkla yer verdiği üzere belli ki yine ehemmiyetli ve bir o kadar değerlidir. Bu nedenle devrin ileri gelenlerine(1950-1958) mektuplar yazıp, ibadete açılmasını istemiş, arzulamış ve bunun niçin olması gereğini naif bir biçimde usul-u münasip dillerle ifade etmiştir. Bizlerin fark edemediğini o günlerde hissetmiş, bunu yapacak olanlara methiyeler dizerek tarihi misyonları hatırlatılmış, dahası Ayasofya’nın ibadete tekrar açılmasıyla olabilecek şeyleri, bizzat hakikate uzanan bir zaman ipinde teşhis edip buna göre tavırlar almıştır.

Türkiye’de bunun, yani Ayasofya’nın Müzeliğinin kaldırılıp gereğinin yapılması siyasi gaileler olarak yorumlanıp, yine bu nedenlerle maatteessüf tam olarak idrak edilmemiştir. Ülkemizde her değişim siyasi analizlere tabii tutulduğundan, gerçekler bir kez daha ters yüz edilerek tartışmalar ilgisiz ve Dünyevi mecralara sürüklenmiştir.

Batıdan yükselen hakikat sesleriyle asıl siyasetin kimler tarafından yapıldığı su yüzüne artık çıkmaya başlarken, yükselen bu çığlıklara kulak kabartıldığında, Tarihi süreci içerisinde Ayasofya’nın artık emin ellerde olabileceğine inanan Ehl-i Kitabın samimi dindarlarına olan bakışlarımızı ise Üstad Bediüzzaman’ın ifadeleriyle yeniden gözden geçirmek zorundayız.

Bu mabedin tekraren söylediğimizde, ibadete açılmasının nelere kapılar açacağını tahmin edebiliriz! Siyasetin üzerinden bir bakışla, sebep olanlara dualarımızı gönderebiliriz… Ve nihayet! Bu olayı sırf iç siyasi bir malzeme olarak görüp yorumlayan kim varsa, ne kadarlarsa hepsine birden hakikati anlatabilmeliyiz. Tıpkı Fatih sultan Mehmet Han Hazretlerinin Uzun Hasan’ın annesi Sare Hatuna dediği gibi; ‘’Bizim yaptıklarımızı kuru bir Cihangirlik davası mı zannedersin?’’Cümlesi işte tam da bu arada numune-i timsal nev’inden bir bakışı ifade ederken, daha ne desin koca Fatih! Hadis-i Şerife mazhar birinden sadır olacak sözler başka nasıl olsundu ki? Böyle bakarak bir şeyler anlayabilir, bugün yapılanları Uhrevi bir başka terazide tartıp sonra hakkında konuşabiliriz belki…

Daha önemlisi ise, her vaka da siyasi bir manevra aramanın hakikatin önünde ki en büyük engel ve taassub olduğunu rahatlıkla söyleyebilir, tarihi arka planlarına bakılmaksızın bir yönüyle geleceğe ait olabilecekleri görmeksizin böylesi önemli bir meselede konuşmak çok ciddi bir sosyolojik donanım, bayağı bir sağduyu ve ihlasla basiret gerektirmektedir.

Evet… Ayasofya, orta ve uzun vadede beşeriyete tevhid ve ilahiyat bakımından gerilmiş asırlara bedel perdeleri inşallah aralayacak gibi duruyor.

Her şeyin iyisini ve hakikatini sadece yüce Allah bilirken, o perdelerin ardındakilere müştak gönüllere selamlar olsun…

Hakan Esen

30.07.2020

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR