Nurdan Haber

Meşveret Cemaatinden Sosyal Medya Açıklaması

Meşveret Cemaatinden Sosyal Medya Açıklaması
26 Aralık 2020 - 13:44

Pek Aziz ve Muhterem Kardeşlerimiz,

Türkiye Meşveret Heyeti tarafından tavzif edilen kardeşlerimizin hazırlamış oldukları “Teknoloji, internet ve sosyal medyanın menfi tesirlerinden muhafazamız ve müspet manada hayırlı hizmetlerde istimali” ile alakalı çalışmanın müşahhas tedbirler kısmının hülasasını istifadelerinize arz ediyoruz.

Meşveret Cemaati Divan Heyeti

***

MUKADDİME

“Her zaman def’-i şer, celb-i nef’a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan def’-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyet kesbetmiş.” (Kastamonu Lahikası, 135)

Muazzez ve mualla Üstadımız hazretlerinin Kastamonu Lahikası’nda beyan ettiği gibi bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlenmiş, dijital dünyada muhatap olduğumuz mefasid adeta umûmü’l belvâ haline gelmiştir. Her nimette olduğu gibi teknoloji nimetini de ifrat ve tefrite düşmeden istikametle kullanmak icap etmektedir. Bu çalışmada mevzu; teknoloji, internet ve sosyal medyanın istimalinde def’-i şer ve celb-i nef nokta-i nazarı olarak iki ana kısımda mütalaa edilmiştir.

CEREYANLARIN KUVVETİ YERİNE TEVFİK-İ İLAHİYEYE DAYANMAK

Ehl-i dalalet âlem-i insaniyet ve âlem-i İslamiyet’i ifsad etmek için fikren, bedenen ve madden çalışmaktadırlar. Bilhassa menfi propagandaların sosyal mecralar vasıtasıyla zihinleri ve fikirleri istila ettiğini müşahede ediyoruz. Dijital dünyadan gelen, dinsizliği neşreden, ehl-i sünnet itikadını tahrip etmeye ve yeni nesilleri imansız, ahlaksız ve idealsiz yapmaya çalışan şer kuvvetlere karşı, ebeveynler, ehl-i hizmet ve eğitimciler başta olmak üzere hep beraber nefsimizi ve neslimizi muhafaza etmemiz zaruridir. Üstadımızın “En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmaktır.” (Emirdağ Lahikası 1, 39)ifadesi mucibince bizler, Nur talebeleri olarak manevi mücahedemizle, Nur’un kudsi düsturları muvacehesinde hareket ederek nefsimizi ve neslimizi muhafaza edebiliriz.

“Risale-i Nur’daki hakaik, nasılki doğrudan doğruya feyz-i Kur’andan mülhem hakaik-ı imaniyedir, zaman ve zemine göre değişmez ebedî hakikatlardır. …Nur Talebeleri hayatın ve hizmetin muhtelif saha ve safhalarında onlardan istifade ederler, müşkilatlarını giderirler.” (Hizmet Rehberi, 9)

Teknoloji, internet ve sosyal medyanın ikinci veçhesi ise celb-i nef manasıdır. İnternet ve sosyal medyanın müspet kullanımının gayesi, iman ve Kur’an hakikatlerini sadece Allah (C.C.) rızası için muhtaç gönüllere ulaştırmaktır.

İNTERNET VE SOSYAL MEDYAYI MÜSPET KULLANARAK İNSANLIĞA HÂDİM KILMAK

“Âlem-i İslâm şu ikinci cereyana karşı lâkayd veya muarız kalmakla, hem istinadsız hem bütün emeğini heder hem onun istilasıyla istihaleye maruz kalmaktan ise, âkılane davranıp onu İslâmî bir tarza çevirip kendine hâdim kılmaktır.” (Sünuhat, 43)

Sünuhat Risalesi’nde üstadımızın bahsettiği âlem-i İslam’ın, istilasına maruz kaldığı siyasi ve içtimai cereyanlar gibi bu zamanda tesirinde kaldığımız cereyanların belki de en sinsi ve tesirli olanı internet ve sosyal medya cereyanlarıdır. Ehl-i imana düşen “âkılane davranıp İslami düsturlar çerçevesinde internet ve sosyal medyayı müspet kullanarak insanlığa hâdim kılmak” gayesiyle gerekli faaliyetleri yapmaktır.

1)Şahs-ı Maneviye Taalluk Eden Hususlar

a)Muazzaz ve mualla üstadımız Emirdağ Lahikası’nda (2.cilt, 238) “hukuk-u âmmenin hukukullah hükmüne geçtiğini bilenlere, umumen selâm ve dua ediyorum” ifadeleriyle hukuk-u âmmenin ve şahs-ı manevinin hukukunun ehemmiyetini nazara veriyor. Hizmet Rehberi’nin mukaddimesinde de ağabeylerimizin belirttikleri gibi; “Risale-i Nur’un dairesi çok genişlemiş; çok muhtelif efkâr ve mizaç sahibleri, bu hizmet safında yer almışlardır”. Ayrıca teknolojinin ve hayat standartlarının değişmesiyle meslek ve meşrebimize taalluk eden farklı meselelere muhatap olmaktayız. Adeta levh-i mahfuzun zahir bir numunesi olan internet ortamında paylaşılan herhangi bir şeyin kaybolmadığı aşikârdır. Maalesef bilhassa sosyal medya mecralarında hizmetimize, şahs-ı manevimize, meslek ve meşrebimize zarar verebilecek paylaşımların yapıldığını müşahede ediyoruz.

“Fert mütekellim-i vahde olsa müsamahası ve fedakârlığı amel-i salihtir; mütekellim-i maalgayr olsa hıyanettir, amel-i talihtir.” (Mektubat, 531)

Bizler çoğu zaman Nur talebesi kimliklerimizle tanındığımız için ef’al ve akvalimizden tezahür eden noksanlıklar hariçteki şahıslar tarafından şahs-ı manevimize atfedilebiliyor. Biz her ne kadar “kişinin yaptıkları ve söyledikleri kendini bağlar” desek de su-i zanlar ve tenkitlerin (haklı veya haksız) cemaatimize tevcih edildiği bir vakıadır. Her bir Nur talebesi içtima-i hayatta bulunduğu mevkide şahs-ı manevinin bir mümessilidir ve mütekellim-i vahde değildir. Dolayısıyla şahs-ı maneviye tevcih edilebilecek tenkitlere mahal vermemek ve sair ehl-i imanı da su-i zanna sevk etmemek için sosyal medya kullanımında azami hassasiyet gösterilmelidir.

“Meşveret-i şer’iyeden aldığım ders budur: Şu zamanda bir adamın bir günahı, bir kalmıyor. Bazan büyür, sirayet eder, yüz olur. Birtek hasene bazan bir kalmıyor. Belki bazan binler dereceye terakki ediyor.”

“İşte bu mezkûr hakikat içindir ki, bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra, seyyie, fenalık işleyenin üstünde kalmaz. Belki milyonlar nüfus-u İslâmiyenin hukuklarına tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misâlleri görülecek.” (Hutbe-i Şamiye, 56)

b)Yüz yüze yapılan derslerdeki usullerde gösterilen hassasiyetin, internet ve sosyal medya ortamında yapılan derslerde de gösterilmesi icap etmektedir. Bunun müşahhas bir numunesini Hüsnü Bayramoğlu ağabeyimizin internet üzerinden yapmakta olduğu derslerde müşahede etmekteyiz.

c)İman hakikatlerinin ve hizmete medar düsturların tahkiki bir nazarla mütalaası, müzakeresi ve tezekkürü istidadların inkişafına yardım eder, “Nur’un tefekkür mesleği”inde derinleşmeye vesile olur ve keyfiyetin kıvamına kuvvet verir. Bu itibarla bir kısım derslerin ehil kardeşlerin müzaheretiyle, ruh-u asliyi rencide etmemeye azami ihtimam göstererek mütalaa ve müzakeresine de kuvvet vermek fevkalade ehemmiyetlidir.

d)Zamanımızın enaniyet asrı olması ve sosyal medyanın enaniyetlerin kuvvetlenmesine münbit bir zemin olduğu unutulmamalıdır. Sosyal medyada yapılan derslerde şahısların ön plana çıkması ile haset, rekabet, meyl’üt-tefevvuk gibi hissiyatların tezahürüne sebep olacağı nazara alınmalıdır. Farkında olmadan farklı bir çığır açma vartasına düşmemeye azami dikkat edilmelidir.

e)Video, yazı ve emsali paylaşımlarda Risale-i Nur’un ruh-u aslisinin ve orijinal metnin muhafaza edilmesi esas olmalıdır.

“Onun için bir harfe dokunmayı azîm bir günah işliyor telâkki ediyorum.” (Barla Lahikası, 62)

f)Mezkûr hassasiyetlere riayet edilerek internet ve sosyal medya, neşriyat hizmetlerinde çok ciddi bir vasıta olarak istimal edilebilir. Bu hizmetlerde istihdam edilmek üzere faaliyetleri planlayan, yürüten ve denetleyen belirli heyetlerin tavzif edilmesi ve herkesin bu işle meşgul olmaması daha istikametli olacaktır. Ayrıca bu konuda kabiliyetli olanlar teşvik edilmeli, bu kişilerin meşveretle birlikte hareket etmeleri sağlanmalıdır.

“…küre-i havayı bir konferans meydanı ve zemin yüzünü bir dershane ve bir mekteb-i irfan hükmüne getiren…” (Emirdağ Lâhikası 2, 127)

g)Sair derslerimizde olduğu gibi internet ve sosyal medyada icra ettiğimiz derslerde de siyasi mevzulara girilmemelidir.

h)Sosyal medya ve internet ortamında da “…kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adaveti ve başkalarının tenkisi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin; onlarla meşgul olmasın.” (Lemalar, 176) düsturuna muvafık hareket edilmelidir.

i)Yapılan Risale-i Nur derslerinin sosyal medyada çok geniş kitlelere açık olduğu dikkate alınmalı, yanlış anlaşılabilecek konulara girilmemelidir.

j)Sosyal medyada yaptığımız paylaşımların içinden bazı cümle ve kelimelerin alınarak menfi mihraklarca İslamiyet’e ve ehl-i imana darbe vurmak için istimal edilebileceği unutulmamalıdır. Bunun için su-i tefehhüme sebep olabilecek üslup ve ifadelerden içtinap edilmelidir. Ehl-i iman bir kardeşimizin bu tarz bir itibarsızlaştırma operasyonuna maruz kalması halinde de müteyakkız olunmalı, ehl-i dalaletin oyunu olduğu bilinmeli ve itidal-i demle hadisenin aslının ne olduğunun ortaya çıkması beklenilmelidir. Bu tarz operasyonlara alet olmamak için mezkûr paylaşımlar yapılmamalı, yorumlara dahi katılmamalı, ehl-i dalaletle beraber ehl-i iman kardeşlerimize vurulmamalıdır.

k)Derslerde soru sorulacaksa sorular yapılan dersin konusu ile ilgili olmalı, hususi sorular ise daha sonra muhatabına bire bir sorulmalıdır.

l)Sosyal medyada Risale-i Nur dersi yapmak isteyen kardeşlerimizin, mahalli heyetlerin murakabe ve müzaheretleri altında bu hizmetleri ifa etmeleri daha muvafık olacaktır.

m)İnternet ve sosyal medya üzerinden yapılacak faaliyetler yürürlükteki mevzuata uygun olarak icra edilmelidir.

n)Yapılan paylaşımlarda muhatabın ulaşması için mutlaka Risale-i Nur’dan mevzu ile alakalı atıf, PDF, külliyat uygulaması vb. bağlantı veya indirme linkleri konulmalıdır.

o)Canlı yayınlarda dinleyicinin derse odaklanması için yorumların mümkün mertebe kapalı olmasına dikkat edilmelidir.

p)Gündeme yönelik yapılacak paylaşımlarda çok hassas davranılmalı, hiçbir fikriyat veya taraftar hedef alınmadan sadece hakikatler aktarılmalıdır.

q)Sosyal medya mecralarında hiçbir şekilde tartışmalara mahal verilmemelidir.

r)Menfi bir mevzunun ifadesinde tahdiş-i ezhana sebebiyet vermemek için müspet manayı nazara verip mümkünse menfi kısmından bahsedilmemelidir.

2)Ferdî, Ailevî ve İçtimaî Hususlar

a)Risale-i Nurlar, dijital dünya ile imtihanımız nokta-i nazarından da mütalaa edilmelidir.

b)Sadece marka değerleri yüz milyar dolarlarla ifade edilen sosyal medya, arama motorları ve çocuklarımızın oynadıkları oyunları tasarlayan şirketlerin ücretsiz olarak hizmetimize verilmesi düşündürücüdür. Fiziki olarak mukabilsiz verilen bir şeye ciddiyetle istiğna gösterdiğimiz gibi dijital dünyadan gelen bedava bir şeye karşı da aynı hassasiyeti ve dikkati göstermemiz icap etmektedir.

c)Ebeveynler, ehl-i medrese ve eğitimciler başta olmak üzere hepimiz azami fedakârlıkla dijital dünyadan gelen tehlikelere karşı neslimizi muhafaza etme gayreti içinde olmalıyız.

d)Eğitimcilerin talebelerine, dijital dünyayı istikametli kullanmakla ilgili dersler vermesi telkin edilmelidir.

e)Sosyal medyada yapılan paylaşım ve yorumlar adab-ı muaşeret dairesinde şer-i şerife muvafık olmalıdır. Risale-i Nur’un mesleğinin nezihane, nazikâne ve kavl-i leyyin olduğu daima hatırda tutulmalıdır.

“Edibler edebli olmalı, hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalı.” (Divan-ı Harb-i Örfi, 17)

f)Aile efradı ile istişare edilerek teknolojinin kullanımıyla ilgili aile içi kural ve kaideler tespit edilmeli, alınan kararların maslahatları izah edilmeli ve tatbikine ciddi gayret edilmelidir. Ezcümle; “Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez” düsturunca ebeveynler önce kendileri bu düsturları tatbik etmelidirler.

Herkesin başına jandarma gibi birisini koyup takip etmek mümkün olmadığı gibi fıtri de değildir. Kalpte ve kafada iman yasakçısının bırakılması ve mezkûr hakikatlerin nefsimizin ve evlatlarımızın dem ve damarlarına işlemesiyle muhafaza olunabileceğimiz unutulmamalıdır.

Hz.Ali’nin (R.A.) “Çocuklarınızı yaşayacakları zamana göre yetiştirin” tavsiyesine muvafık olarak teknoloji nimetinin müstakim kullanımı konusunda da çocuklarımız eğitilmelidir.

Televizyon, internet ve akıllı telefon kullanımı için belirli süreler tespit edilmelidir.

Psikologların ve sosyal medya uzmanlarının tespitleri mucibince çocuklar, belli bir döneme kadar (16 yaş, lise veya büluğ çağı) akıllı telefon ve sosyal medyadan mümkün mertebe uzak tutulmalıdır.

Teknoloji bağımlılığını engellemek için Yeşilay’ın tespitlerine göre; iki yaşından küçük çocukların dijital dünya ile hiçbir şekilde tanışmamaları, diğer çocuklarda -ailelerin müzahereti altında olmak kaydıyla- meşguliyet süresi, okul öncesi yaş grubu için günde 30 dakika, ilköğretimin ilk 4 yılında ödev haricinde günde 45 dakika, lise çağlarında ise günlük iki saati geçmemelidir.

Akıllı telefonlar belli bir saatten sonra yatak odalarından çıkarılmalıdır.

Sosyal medya yöneticilerinin bile kendi çocuklarına 16 yaşına kadar sosyal medya hesabı açtırmaması, bunlarla meşguliyetin zararlarını açıkça göstermektedir. Bizler de hem kendimizin hem de aile fertlerimizin facebook ve instagram gibi sosyal medya uygulamalarını kullanmaması konusunda mümkün mertebe gayret etmeliyiz.

Üstadımızın buyurduğu gibi; “Bu zamanda terbiye ana babadan alınmış, üçüncü şahıslara verilmiştir.” Müspet manada üçüncü şahıslar olarak değerlendirebileceğimiz muallimler olduğu gibi “youtuber” ve “fenomen” olarak isimlendirilen menfi rol modellerin de mevcut olduğu unutulmamalı ve bunlara karşı da müteyakkız olunmalıdır.

Çocuklarımızın telefonlarına indirecekleri program ve uygulamalara, belirli bir sayı ve muhteva sınırı koyulmalı ve bunlar takip edilmelidir. Ayrıca ebeveyn filtreleri kullanılmalıdır.

Dijital ortamda oynanan oyunlara başlı başına dikkat edilmesi icap etmektedir. İtikad bozukluğu, sefahet, kendine ve başkalarına zarar verme, ruhi ve bedeni hastalıklara sevk gibi burada tasrih edemeyeceğimiz ölçüde menfiliklerin bu oyunların içerisine idhal edildiği unutulmamalıdır.

Çocuklarımızı dijital dünyadan uzak tutabilmek için alternatif tedbirler düşünülmelidir. Ezcümle, medresede kendileri için yapılan programlara ve Nur dairesindeki sair faaliyetlere iştirak ettirilmelidir.

İşte tahmin ederim ki, nâsihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: “Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!” Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.” Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur. (Mektubat, 35)

g)Mahremiyet düsturlarına riayet ederek aile ve çocuklarımızın fotoğrafları paylaşılmamalıdır.

Netice-i Kelam

Mergup metanın dijital dünya değil, İçtihad Risalesi’nde ifade edildiği gibi “Hâlık-ı Semâvat ve Arzın marziyatlarını ve bizden arzularını kelâmından istinbat etmek ve nur-u Nübüvvet ve Kur’ân’la kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak ve vesâilini elde etmek” olması gaye-i hayalimiz olmalıdır.

Üstadımızın Hutbe-i Şamiye’de “Şimdi istediğimiz nokta, mü’minlerin teveccühleri ve teyakkuzlarıdır. Teveccüh-ü umumînin tesiri inkâr edilmez.” buyurdukları gibi nefsimizi, neslimizi ve istikbalimizi muhafaza edebilmek için fert fert bütün şahs-ı manevi olarak bu mesele üzerinde çok ciddi çalışmamız icap etmektedir. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

“Sizin şimdiye kadar fevkalâde sebat ve metanet ve tesanüd ve ittifakınız, bu memlekete medar-ı iftihar olacak ve istikbalini kurtaracak derecededir.” (Kastamonu Lahikası, 209)

Rabbi Rahimimizden Esma-i Hüsna’sını şefaatçi yapıp niyaz ediyoruz ki umum Risale-i Nur talebelerini ve ailelerini, âlem-i İslam ve âlem-i insaniyeti dijital dünyanın menfi tesirlerinden muhafaza eylesin ve âkılane davranıp onu İslam’a hadim kılmayı nasip eylesin. Âmin.

Alem-i İslamGenelİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Bediüzzaman, Tevafuklu Kur’an ve Hattat Hamid-4
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur Talebeleri
Küba’dan Hüsnü Ağabey’e Mektup Var!
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve Hayat
Fransa’da İslamofobi Protesto Edildi