27 Mayısta müslümanlara vurulan darbe

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

27 Mayısta Türkiye’de iki önemli olay gerçekleşti. Bu iki olay Türkiye’de yaşayan müslümanları derinden yaraladı ve ülkenin taşlarını yerinden oynattı.

Bunlardan biri 1960 yılında gerçekleşen 27 mayıs darbesi. Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştu. Silahlı Kuvvetler adına ülke yönetimini Milli Birlik Komitesi üstlendi. Orgeneral Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesi’nin başına getirildi. Milli Birlik Komitesi ilk iş olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve hükümeti feshetti ve her türlü siyasi faaliyeti yasakladı.

TSK’nın memleket idaresini ele aldığı radyodan duyulduğunda tarihler 27 Mayıs 1960’ı gösteriyordu. Yayının ardından Türkiye’de sadece Demokrat Parti iktidarına son verilmemiş, sistemin de ayarları değiştirilmişti. Yeni anayasa ile sisteme müdahale edilmişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koymasının ardından gözaltına alınan eski İçişleri Bakanı Namık Gedik intihar etti. Aynı gün gözaltına alınan 150 kişi Yassıada’ya getirildi.

 

Gelelim Türkiye’de yaşanan darbe gücünde ikinci olaya.:

1 Haziran 1935 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 2739 sayılı ve 27.05.1935 tarihli “Ulusal Bayram ve genel tatiller” hakkındaki kanun. 4. Maddede, 2 Ocak 1924 tarihinde çıkartılan ve Cuma gününü hafta tatili, ayrıca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin doğum yıl dönümünü de bayram kabul eden 394 sayılı kanun kaldırılmıştır.

 

M. Kemal millî mücâdele zaferle neticeleninceye kadar, kâmil bir mü’min ve Kur’ân hükümlerinden tâviz vermez bir Müslüman olarak gözükmeye itinâ göstermiştir.[1] Öyle ki, Cumâ gününün haftalık tatil olmasını istemeyenleri, “düşmanların oyununa gelmiş kişiler” olarak ilân edebilecek kadar radikal çıkışlar yapmaktadır.

Nitekim 21 Nisan 1920’de kolordulara, vilayetlere vs. gönderdiği tâmimde, “Cumâ gününün mübârekliğindan istifâde etmek” için Meclis’in Cumâ günü açılacağını bildirecektir.

Nutuk’unda, “…21 Nisan 1920 tarihinde tamimen yaptığım tebligat muhteviyatı, o günün hissiyat ve telakkiyatına ne derece tetabuk (uymak) mecburiyetinde bulunulduğunu gösterir bir vesika olmak itibariyle aynen ıttılanıza arz etmeği muvafık görüyorum” dedikten sonra bu tamimin metnini vermektedir.[2]

Yani kısaca ifade etmek gerekirse “o dönem böyle yapmak mecburiyetindeydim” diyor. Yoksa -anladığımız kadarıyla- “inandığından” falan değil.

1927’den sonra M. Kemal önderliğindeki CHP’nin jakoben kadrosu Cumâ tatilini kaldırıp Pazar gününü hafta tatili olarak ilân ettirmek üzere harekete geçmişlerdir. Yunus Nadi, Pazar gününün hafta tatili ilân edilmesini müdafaa eden yazılar yazmıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, bir adım daha öteye gitmiş, Ramazan ve Kurban bayramlarının resmî tatil olmamasını istemiştir.[6]

Cumâ gününü hafta tatili olarak kabul eden 394 sayılı kanun 2 Ocak 1924 tarihinde çıkarılmıştır. (Hilâfetin kaldırılmasından az önce.) 27 Mayıs 1935 tarihinde kabul edilen bir kânunla da Cumâ’yı hafta tatili olarak kabul eden 394 sayılı kânun mer’iyetten (yürürlükten) kaldırılmış, Pazar günü hafta tatili ilân edilmiştir.

CHP Muş milletvekili !! (Daha doğrusu M. Kemal’in atadığı dolayısıyla onun vekili) Hakkı Kılıç Meclis kürsüsüne geliyor ve CHP grubu adına söz alarak şunları söylüyor:

“Arkadaşlar, günlerin adları gökten inmiş ve bir kısmı mukaddes tanınmış değildir. Herşeyin adını veren insanlar günlerin de adlarını kendileri vermişlerdir. Lâyihada teklif edildiği gibi bunun esası doğrudan doğruya ekono­miktir. Garp medeniyetine doğru yürümekte olduğumuz bir sırada artık Şarka bağlı kalamayız. Bilakis köhne (!) kanunların hiçbir hükümleri bizim üzerimizde müessir olamaz…”[8]

Görülüyor ki, bu CHP’li hadsiz herif, Kur’an’da “Cuma” Suresi’nin varlığından ve Müslümanların “Cuma günü” bir araya gelmelerini emreden ayet-i kerimeden habersizdir, ne dersiniz?

Cuma Suresi (Elmalılı Meali)

“9 – Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”[9]

Ne diyordu Arif Nihat Asya; “Bize bir nazar oldu. Cumamız Pazar oldu. Ne olduysa hep azar azar oldu!”

Ama yine “azar azar” özümüze döneceğiz inşaallah!

 

KAYNAKLAR

[1] M. Kemal’in ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

[2] Metnin tamamı için bakınız;

M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 430-432.

Ayrıca bakınız;

Milli Mücadele’de Ankara, TBMM Kültür, Sanat Ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 28 Nisan 1986, sayfa 21.

[3] G. Jaeschke, Yeni Türkiye’deki İslâmlık, sayfa 31.

[4] M. Kemal Atatürk, Nutuk, cild 3, sayfa 1183.

[5] Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyâhatnâmesi, sayfa 32.

[6] Cumhuriyet Gazetesi, 4 Mart 1931.

[7] 3017 sayılı ve 1 Haziran 1935 tarihli Resmi gazetede yayınlanan 2739 sayılı ve 27.05.1935 tarihli “Ulusal Bayram ve genel tatiller” hakkındaki kanun.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 5, cild 3, inikad 31, 27 Mayıs 1935 (Meclis tutanağı).

[9] Kur’an-ı Kerim, 62-Cuma Suresi, Ayet 9.

Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde, bu Ayet-i kerime ile alakalı şunları yazmaktadır:

“Cuma, esasen cemiyet ve cemaat gibi toplanma ve dernek mânâsıyla ilgili olan ve bizim de aynı isimle bildiğimiz belli günün ismidir ki O, müslümanların haftalık bayramıdır.”

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

kaynak: belgelerlegercektarih.com



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Tarih

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?