Eğitim Dünyamız, Hafıza ve Ezber Karşıtlığı ile Ma’lül

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Ezberi tahfif etmek, hafızasında bir şiir dahi olmayan, tarih hafızasını yitirmiş, günlük yaşayan, kültürsüz ve derinliksiz nesiller yetişmesine hizmet eder. Durmuş Günay yazdı.

Ön yargılardan çekinmeseydim, bu yazının başlığını “yaşasın ezber(cilik)” diye atacaktım. Hemen, Einstein’e atfedilen, “ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan zordur” sözü aklıma geldi. Daha başlıkta yazının okunmasının önüne set çekmeyelim.

Ezberciliğin, ezberci eğitimin olumsuzluğu sıklıkla dile getirilir. Bu yaygın dile getirmenin kendisi de adeta ezberlenmiş bir sözdür. Sıkça kullanılan bir söylemdir. Ezber karşıtlığının bir uzantısı olarak hafıza, değer alanımız içinde tahfif edilen, küçük görülen bir konumdadır.

İnsanlar, hafızam zayıftır demekten çekinmezler ama, zeka durumu hakkında olumsuz bir söz edilmesinden de çok rahatsız olurlar. Hafızam zayıftır diyebilirken bende zeka geriliği vardır diyemezler. Çünkü, değerler hiyerarşisinde zeka yüksek bir mevkide iken hafıza küçümsenir. İnsanlar psikolojik olarak kendisine yapılan hakaretler içerisinde en çok “geri zekalı”, “akılsız” ya da “aptal” gibi sözlere daha çok alınır ve tepki gösterirlermiş

Hafıza (bellek); insan beyninde, bilgileri ve geçmiş deneyimleri kodlama, depolama, düzenleme, saklama ve geri çağırma yeteneğidir. Hafızanın, bilgileri saklama bakımından, saklama süresi, 1 saniyeden daha az olan duyusal hafıza (sensory memory), bir dakikadan daha az süreli kısa-dönemli hafıza (short-term memory), ve ömür boyu sürebilen uzun-dönemli hafıza (long-term memory) aşamalarından bahsedilir. Bizim burada “ezber meselesi” olarak üzerinde durmak istediğimiz, kalıcı bilgilerin saklandığı, uzun-dönemli hafızadır. Uzun-dönemli hafızaya kısaca hafıza diyecegiz. Şunu da belirtmek gerekir ki: Duyularımızın dış dünyadan yakaladığı ve kodladığı uyarı ve işaretler, uzun-dönemli hafızaya, duyusal hafıza ve kısa-dönemli hafıza içinden geçerek gelmektedir.

Hafıza, tarihin deposudur, derinliktir

Kollektif hafıza toplumların varoluşunda, geleneklerin sürdürülmesinde hayati bir önemi haizdir. Bilgi ve gelenekler, nesilden nesile sözlü gelenek ve yazılı olarak aktarılır. Yazı, görsel ve işitsel medya, bilgisayar kayıtları, beyin dışındaki hafıza, dış hafıza, olarak görülebilir. Dış hafıza ile hafızamız, yani iç hafıza, elbette aynı şey değildir. Hafızamız hata ve yanılgılara maruz olsa da bilinçli olarak veya bilincimiz dışında da zihnimiz iç hafızamız üzerinde işlem yapmaktadır.

Hafıza, tarihin deposudur. O yüzden hafıza derinliktir. Bir bilgiyi özümsemek, bellekteki (hafızadaki) verilerin işlenmesi ile mümkün olabilir.

Sürekli olarak ezberciliğin aleyhinde bulunuluyor. Aslında, ezberlemek önemini yitirdi, ezber kalmadı neredeyse, ezbersizlik var. Eğitimdeki olumsuzluklar genellikle ezberciliğe atfedilmekte. Oysa asıl sorun bilgi düzeyindeki yetersizlik ve anlama zafiyetidir. Masal anlatan nineler kalmadı. Artık şiir ezberlenmiyor. Menkıbeler, hikayeler, anlatılar yok. Tarih hafızası daraldı. Bir kaç beyitlik bir ezgi söyleyen kimi sanatçılar ellerindeki kağıttan okuyorlar. Büyük hatipler kalmadı neredeyse. Çünkü hafıza artık kullanılmamakta, ihmal edilmektedir.

Anlamaya giden yol hafızadan, ezberden geçer. Hafızada malzeme yok ise, neyi anlayacağız? Değirmende buğday yoksa neyi un yapabiliriz? İpek böceğinin biriktirdiği dut yapraklarından ipek yapması gibi, hafızadaki malzemeden bilgi inşa edilmektedir.

Hafıza ve ezberin tahfif edilmesinin ideolojik arka planı

Ezber karşıtlığı, hafıza (bellek) karşıtlığına dönüşmektedir. Bilgisayar insan zihni örnek alınarak tasarlanmaktadır. Hard diski olmayan bir bilgisayar ne ise hafızası kendisi ya da eğitim sistemi tarafından iptal edilmiş insan da odur.

Şu metne bakalım:

Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,
kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.
Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.
Ardakai hfralerin srısaı krıaşık oslada ouknyourumş.
Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil btüün oalark oykuorumuşz.

Bakın nasıl da düzgün okudunuz, ilginç değil mi? Bu metni okuyabilmemiz hafıza sayesinde mümkün olabilmektedir.

Hafıza ve ezberin tahfif edilmesinin, bizim ülkemizde, ne yazık ki ideolojik arka planı vardır. Geçmişinden utanan, geçmişin unutulmasını isteyenler ezber ve hafıza karşıtlığını empoze etmeye çalışmışlardır, çalışmaktadırlar. Kimileri de ideolojik arka planın farkında değildir. Bir zamanlar, ilkokullarda, “Geçmişi unut yeni yolu tut” ile başlayan bir şiir ezberlettirilirdi.

Aslolan anlamak ve yorumlamak

Hafıza ve zihin dünyamız, duygu dünyamız ile kuşatılmıştır. “Düşünce, duygularla irtibatlıdır.” Çok etkilendiğimiz olayları uzun süre, bazen ömrümüzün sonuna kadar unutmayız. Eğer ezber aleyhinde bir algıya sahipsek, zihin bilgileri kısa süre sonunda silmektedir, uzun süre bellekte tutmamaktadır. İnsan zihni pozitif bakışla yaklaştığımız şeyleri hafızaya kaydeder. Eğer ezbere negatif bakarsak, hafıza bilgiyi kaydetmekten vazgeçer.

Burada dile getirmek istediğimiz bilgileri ezberleyip orada kalmayı tasvib etmek değil elbette. Asıl olan anlamak ve yorumlamaktır. Ama anlamayı ve yorumlamayı da ancak hafızadaki malzemeyi kullanarak yapabiliriz. Ezber aleyhtarlığı anlamayı öne çıkarmak adına yapılıyorsa, bu tutumun bizzat kendisi anlamanın önündeki en önemli engeldir. Ezber aleyhtarlığı hafıza denilen depoyu berhava etmektedir.

Ne günlere kaldık

Burada bir anımı aktarmak isterim. 1979 yılında İzmir’de bir tasavvuf musikisi konserine gitmiştim. Konser sırasında, Mevlevi tekkesinin önderi olan kişinin anlattığını, hafızam beni yanıltmıyorsa, nakledeyim: İlahi repertuarımızda 11.500 (onbir bin beşyüz) civarında ilahi varmış. Mevlevi tekkesine zakirbaşı olabilmek için en az 6000 (altı bin) ilahiyi makamları ile birlikte ezbere bilmek gerekiyormuş. Bir zaman, bir mevlevihaneye zakirbaşı aranıyormuş. Ancak altı bin ilahi bilen bir Mevlevi bulunamamıştır. En fazla bilen 3000 (üç bin) ilahi ile bir âmâ hafız imiş. Ve o âmâ hafız mevlevihaneye zakirbaşı atanmış. Mevlevi tekkelerinde bir dedikodu almış yürümüş: “Ne günlere kaldık, üç bin ilahi bilen âmâ hafız zâkirbaşı oldu.”

Burada bir de hikaye aktaracağım: Dört yıl süre ile İran’ın Rey kentinde büyük medresede eğitim gören El-Gazali (o zaman henüz İmamı Gazali değil) felsefe, metafizik ve bu medresede verilen bütün dersleri izlemiş ve öğreneceği bir şey kalmadığı kanısına varınca, doğduğu kente dönmek üzere yola çıkmıştı. O zamanlar tek başına yolculuk yapmak zorunda kalan herkes gibi Gazali de dönüş yolunda bir kervana katılmıştı. Çölde karşılarına çıkan bedeviler kervanı soymuş ve bu arada Gazali’nin içinde derslerde tutuğu notları da bulunan heybeyi de almışlardı. Bunun üzerine Bedevilerin başı olan kişiye yalvaran Gazali, heybenin içinde ders notlarından başka bir şey bulunmadığını ve bunların da okuması yazması olmayan kimselerin işine yaramayacağını anlatarak heybesini geri istemişti. Bunun doğru olduğunu kendi gözleri ile de gördükten sonra heybeyi Gazali’nin ayaklarının dibine fırlatan bedevi, “Medreseye kağıtlar dolusu yazı yazmak için değil, ilim öğrenmek için gidildiğini sanıyordum” demişti. Öyküye göre bu sözden çok etkilenen Gazali kervandan ayrılarak Rey’e geri dönmüş ve bu kez hiç not tutmadan dört yıl daha okumuştu. (Bernal J.D., çeviren: Deniz Yurtören; “Modern Çağ Öncesi Fizik”, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1995, Ankara.)

Hafıza ve ezber düşmanlığı

Eğitim dünyamız, hafıza ve ezber karşıtlığı ile ma’lüldür. Ezbercilik karşıtı söylemin, ne tür argümanlar ile savunulursa savunulsun hiç bir yararı yoktur. Öğrenciye ezberci olmayın tavsiyesi yerine ne olması gerektiği öğütlenmelidir. Örneğin, öğrenciye bitimsiz bir anlama çabasını elden bırakmayın denilmelidir.

“Modern”in hafızası yoktur. Tarihle hesaplaşayım derken nesiller zihnen boşaltılmaktadır. Bilgi, zaman ve mekandan münezzeh olamaz. Eğitimde, daima, zaman (tarih), mekan(coğrafya) ve anlam birlikte verilmelidir. Kim bilir bilgi üretme konusundaki zafiyetimiz hafıza karşıtlığı ile de bağlantılı olmalıdır. Yeni bilgi üretimi, mevcut bilginin iyice hazmedilmesi ile olabilir. İyice öğrendiğimiz bir şeyi, ezberledim, yuttum deriz. İngilizce’de yuttum anlamında ezberlemek, kalpten öğrenmektir (to learn by heart). Tefekkür, hafızaya dayanır. Hafıza belli bir düzeyde birikime ulaştı mı, adeta taşar, yazı yaz(ıl)mak, dile dökülmek, dışa vurulmak ister.

Burada, kısa bir parantez açalım: Yazmak, açmaktır. Sofra bezini yazmak veya sofra bezini sermek ifadesinde olduğu gibi. Yazı yazmak veya sofra bezini yazmak benzer anlamdadır. Ortaya çıkarmaktır. Hakikati ortaya koymaktır. Hakikat, felsefe dilinde, Yunanca’da, Aletheia’dır. Aletheia da açığa çıkarmaktır. Burada, yazmak sözcüğünden hareketle, dilimizin felsefe yapma imkanına işaret etmek istedim. Yazı yazmak, hakikat yolculuğuna çıkmaktır. Burada parantezi kapatıp konumuza dönelim.

Hafıza ve ezber düşmanlığı öylesine bir afettir ki, insanımızı ve toplumumuzu bu afeti bertaraf etmek için mücadeleye çağırıyorum. Hafıza yeri doldurulamaz bir nimettir insan için. Geçmişsiz bir şimdi ve gelecek olamaz. Köksüz bir ağaç olmayacağı gibi. İnsan zamanın içine gömülüdür, geçmişten beslenir. Varlık, zaman içinde bir olagelmedir. Tarihte, olayların kronolojisi, olayların zaman cetvelinde bir yere tutturulduğu düğüm noktaları gibidir.

Ezberi tahfif etmek, hafızasında bir şiir dahi olmayan, tarih hafızasını yitirmiş, günlük yaşayan, kültürsüz ve derinliksiz nesiller yetişmesine hizmet eder.

12 Aralık 2017 Çarşamba

Kaynak: Dünya bizim

Etiketler: Kategori:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?