Üstad Bediüzzaman, Ramazan’ı nasıl geçirirdi?-1

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Üstadın talebelerinin anlatımıyla Bediüzzaman, Ramazan’ı nasıl geçirirdi? yazı dizimizin ilk bölümünü paylaşıyoruz. Önce Üstad’ın Ramazan ayı ile ilgili bir duası ile giriş yapalım ve sonrasında Üstad’ın Ramazanı nasıl geçirdiğini Nur talebelerinden dinleyelim.:

“Aziz, sıddık kardeşlerim! Mübarek Ramazan-ı şerifinizi bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hak bu Ramazan-ı şerifin Leyle-i Kadrini umumunuza bin aydan hayırlı eylesin, amin. Ve seksen sene bir ömr-ü makbul hükmünde hakkınızda kabul eylesin, amin.”

 

Said Nursî

Rahmet ayının huzur dolu ikliminin hissedildiği iki katlı ahşap bir ev. Sabah akşam Allah’ın tesbih edildiği, ubudiyetin en derin manası ile yaşandığı bu yer, Âlem-i İslâm’ın dertleri ile dertlenen gönülleri içinde barındırıyor. Sahurlar, iftarlar bir başka yaşanıyor bu güzel mekânda. Gün boyu Hak rızasının arandığı atmosferde malayani sözlerin ve işlerin içeriye girmesine izin verilmiyor.

Ezan-ı Muhammedî’nin yaklaşması ile iftar için hazırlıklar başlıyor önce. Ama öyle çeşidi bol olan Halil İbrahim sofrası gelmesin aklınıza. Bir tas sıcak çorba, varsa yoğurt, birkaç dilim ekmek… Ezan okununca yemeklerden önce huzura koşuluyor. Zira ruhun açlığı maddî açlıktan önce geliyor bu güzel insanların hayatında. İçilen bir yudum suyun ardından kılınan namaz da, imamın İlahî Beyan’ı yudumlaya yudumlaya okuduğu ayetler de bir başka haz yaşatıyor mecliste bulunan cemaate. Tesbihatın ardından iftar sofrasına geçme vakti geliyor. Pişirilen sıcak çorba tabaklara pay ediliyor önce. Uhuvvetle kâseye dolduruluyor, kura ile dağıtılıyor kardeşin kardeşe hakkı geçmesin diye.

Nurun ilk damlarını bir araya getiren bu sofrada, çorbadan nasiplenen kimler var dersiniz? Zübeyr Gündüzalp, Tahiri Mutlu, Ceylan Çalışkan, Sıddık Süleyman, Bayram Yüksel, Ahmet Feyzi Kul ve daha nice talebe. Başköşede ise kendisini Kur’an hakikatlerini insanlığa duyurma davasına adayan bir adam: Bediüzzaman Said Nursî.

Dünya zevki namına bir şey tatmadığını söyleyen Üstad’ın Ramazanları da çile ve ızdırapla bezeliydi. Eski Said döneminde harp meydanlarında ya da esaret zindanlarında geçen Ramazanların yeni Said dönemindeki adresi de hapishaneler ve sürgünlerdi. Ömrü boyunca alışık olduğu gözaltılar, tevkifler, tecritler, zehirlenmeler ve hastalıklar bu mübarek ayda da peşini bırakmazdı. Bediüzzaman’ın zorlu hayatına şahit olanlara kulak verdiğimizde yaşadıklarına biz de daha yakından tanık oluyoruz.

Said Nursî’nin talebelerden Mehmet Özpolat bir anısında Üstad’ın Ramazan’ını şöyle anlatıyor: “1952 senesinin bir Ramazan akşamında Üstad Hazretleri’ni Emirdağ’da ziyarete gittim. Onu gördüğümde rengi bembeyazdı, mübarek gözlerinden yaşlar akıyordu. Dilini çıkardı, beyazlamıştı. ‘Kardeşlerim, beni bu gece zehirlediler. Soğuması için penceremin kenarına bıraktığım sahur yemeğime zehir kattılar’ dedi.”

Bir başka talebesi Nadir Baysal’dan Bediüzzaman’ın alışılagelmiş gözaltılarından birini dinliyoruz: “1943 senesi Ramazan ayı idi. Üstad’ın evine doğru gidiyordum. Kunduracılar Çarşısında onu fayton içerisinde, yine başında sarık, adliyeye doğru götürdüklerini gördüm. Toplam 22 kişi cezaevinde 15 gün kaldılar.”

O, hastalıklarına ve kendisine çektirilen bu kadar ezaya rağmen, Ramazan’da bile iman ve Kur’an davasından bir an geri durmadı. Ramazan Risalesi, Lemaat, Birinci Şua, Emirdağ Çiçeği, Münâcâtü’l-Kur’ân, Hizbü’n-Nuriye gibi iman, tevhid ve tefekkür ağırlıklı birçok eser bu kutlu zaman diliminin meyvesi olarak Risale-i Nur Külliyatı’ndaki yerini aldı.

Her ibadetini doya doya yaşayan Bediüzzaman için oruç ayrı bir anlam taşıyordu. “Hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarı” olarak gördüğü bu ibadeti en mükemmel seviyesi ile geçiriyordu. Hem de birçok hastalığına rağmen.

Kastamonu hayatından ibretli sahnelerin yansıtıldığı Mehmet Feyzi ve Çaycı Emin imzalı bir mektupta, “Üstadımız bir Ramazan-ı şerifte pek şiddetli hastalıkta, altı gün bir şey yemeden, orucunu da bozmadan ubudiyetteki mücadelelerini terk etmediler.” ifadeleri dikkat çekiyor. Yanındakilerin de anlatımı ile Üstad yirmi dört saatin her bir dilimini çok kıymetli görüyor ve hiçbir anını boş geçirmemeye çalışıyordu. Talebelerini bu konuda uyarıyordu:

“Ramazan-ı şerif, bu fani dünyada fani ömür içinde ve kısa bir hayatta bâkî bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır. Ramazan’da kalp ile beraber nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek gerekmektedir.”

Mehmet Fırıncı’nın, “Üstadımız ‘Ramazan’da insan oruçla ibadet halinde olduğundan, uykuda da olsa farz bir ibadeti ifa etmiş oluyor’ derdi. Bu nedenle o, her dakikası bire bin verebilen bir ayda ibadetsiz bir zaman boşluğu bırakmak istemiyordu.” sözleri de Said Nursî’nin Ramazan anlayışını ortaya koyuyor.

________________________________________________________________________________

 



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Said Nursi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?