Bir 28 Şubat dönemi hatırası

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Hak yücedir, ondan üstün ve yüce hiçbir şey yoktur.

Hadisi Şerif

1. Giriş

Ülkemizde 28 Şubat 1997 yılında sivil hükümete ve inancının gereği gibi yaşamak isteyen Müslüman halkımıza karşı askeri bürokrasi ve arkasındaki sermeye, medya ve sivil toplum kuruluşları ile post modern diye tabir edilen bir darbe yaşanmıştır. Bu durum o dönem mağduriyetini yaşayanların zihinlerinde yerini ve tazeliğini korumaktadır. Ancak mağduriyet yaşamayan ve yeni nesiller tarafından da bilinmesi gerekir. Bu nedenle “söz uçar, yazı kalır” deyimi gereğince tarihin tekerrür etmemesi ve ibret alınmasını sağlamak gayesi ile bu hatıraları yazılı belgeler haline getirmek önemlidir.

Bu sebeple önce kısa da olsa 28 Şubat’ın ne olduğuna dair bilgi vereceğim. Daha sonra FETÖ’nün bu sürece desteği ve süreci değerlendirerek kendi örgüt elemanlarını özellikle orduya nasıl yerleştirdiğine değineceğim. Sonra 28 Şubat hatıralarımdan iki örnek ile sonuçlandıracağım.

2. 28 Şubat Kısaca Nedir?

28 Şubat süreci, ülkemizin yakın tarihinde yaşanan, karanlık bir süreçtir. 28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ve bürokrasi merkezli süreçtir. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

28 Şubat 1997’deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararda:

  • laiklik için yasaların uygulanması istendi.
  • Tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli,
  • 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmelidir.
  • Kuran kursları denetlenmeli,
  • Tevhid-i Tedrisat uygulanmalı,
  • tarikatlar kapatılmalıdır.
  • İrtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalıdır.
  • Kıyafet kanununa riayet edilmeli,
  • kurban derileri derneklere verilmemelidir.
  • Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalıdır.

Bu kararlar sonucunda Refahyol hükümeti istifa etti. Daha sonra ise Refah Partisi temelli kapatıldı (www.uzmanportal.com).

3. 28 Şubat ve FETÖ İlişkisi

Demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 28 Şubat darbesi özellikle dindar kesimleri hedef aldı. Üniversiteler başta olmak üzere tüm kamu kurumlarında başörtüsü yasaklandı. İkna odaları kurularak öğrencilere başlarını açmaları için baskı yapıldı. Yasağa uymayan öğrenciler okullardan uzaklaştırılırken binlerce kamu görevlisi de ihraç edildi. FETÖ elebaşı Fetullah Gülen de 28 Şubat sürecinde yanlarında saf tuttuğu darbecilerin haklı olduğunu belirten açıklamalarıyla gündeme geldi. Özellikle FETÖ’nün evlerinde ve yurtlarında kalan kız öğrencileri “başörtüsü furuattır” sözü ile başlarını açmaya zorladı. Bu destek sayesinde 28 Şubatçılar daha da cesaretlenerek diğer başörtülü öğrencilerin üzerine acımasızca gitmelerini sağladılar. Destek bununla da kalmadı. Özellikle Askeriye, adliye, mülkiye ve emniyettekilerin eşlerinin de başlarını açtırdılar. Böylece öğrencilerin dışında askeriye ve başka kamu kurumlarında yasağın genişlemesine sebep oldular.

FETÖ, dindarların devletten tasfiye edilmesiyle boşalan kadrolara kripto üyelerini yerleştirmeyi hedefledi. Nitekim “irticai faaliyetler”den çok sayıda subayı ordudan attıran komutanlardan biri de Albay Şahin Kuyucu’ydu. Dönemin “Batı Çalışma Grubu” komutanı Şahin Kuyucu, 15 Temmuz’dan sonra FETÖ bağlantısı sebebiyle TSK’dan ihraç edildi. 28 Şubat FETÖ’ye yaradı Bizzat F. Gülen’in cansiparane desteklediği 28 Şubat darbesi, FETÖ’nün TSK’daki kadrolaşmasının önünü açtı. FETÖ’nün Türkiye’yi işgal girişiminde bulunduğu 15 Temmuz’un temelleri, 28 Şubat’ta atıldı (http://fetogercekleri.com).

4. 28 Şubat Hatıralarımdan İki Örnek

Bu genel kısa hatırlatmalardan sonra kendi başımdan geçen bir iki hatırayı tarihe geçmesi açısından nakletmek istiyorum:

Elazığ Zülfü Ağar Polis Okulunda 28 Şubat sürecinin devam ettiği 1998-1999 eğitim öğretim döneminde okul müdürümüz N.T. önce kendisi diğer Polis Okulu müdürleri ile beraber Ankara’da bir toplantıya çağrılıyor. Sebep FETÖ’cülerin desteği ile askeriye üzerinde başarılı olan 28 Şubat uygulamalarını emniyete de uygulamak. Kendi anlatmasına göre polis okullarındaki mescitlerin kapatılması isteniyor. Diğer müdürler sessiz kalarak onaylıyorlar. Bizim müdür el kaldırıyor, “sizinkileri kapatmak kolay, benimkisi kocaman cami, diyanetten de görevli imam var. Nasıl kapatacağız kocaman minaresi de var” diyor. Ankara’dan geldikten sonra tüm personeli toplayarak; “Cuma namazını okulun içindeki camide kılmayacaksınız, öğrencilere kötü örnek oluyorsunuz, gidin dışarda başka camide kılın. Eğer kılarsanız size öyle bir kulp takarım ki hayatınız boyunca kurtulamazsınız” dedi.

Bu toplantıdan sonra ben ve bazı meslektaşlarım Cuma namazımı okula en yakın camide kılmaya devam ettik. Fakat bugün FETÖ’cü diye tabir ettiğimiz kişiler, Cuma Namazı vakti okul müdürünün odasının penceresi önündeki duvar üzerine oturarak Cuma namazının bitmesini beklediklerini görüyorduk. Böylece okul müdürüne Cuma namazına gitmediklerini göstermiş oluyorlardı. İlk başta kendi aralarında 3 gruba bölündüklerini, iki grup müdürün penceresi önünde otururken bir grubun görünmeden gizlice Cuma Namazına gittiklerini sonradan öğrendik. Bu şekilde davranarak Cuma’ya gitmeyen, kişilerin birçoğunun emekli edildiğini veya memuriyetten ihraç edildiğini açıklanan KHK listelerinde gördüm.

Yine aynı süreçte o zaman personel müdürü olan R. K. Bir gün yanıma gelerek; “Ali, hafta sonu polisevinde eğlence olacak. Eşlerin katılması zorunlu ve başları açık olarak gelecekler. Sana sözlü olarak tebliğ ediyorum” dedi. Ben de “devlet memuru olan benim, müdür bana emir verebilir, gelirim. Fakat eşime emir veremez. Üstelik eşimin başını örtmesi, inancından dolayı kendi tercihidir, ben de karışamam. Müdür beye söyle, ille de eşimin gelmesini istiyorsa eşim kapalı gelecek” dedim.

İlahiyat mezunu olduğu halde, kendisini devamlı eğitim fakültesi mezunu olarak tanıtan personel şube müdürü R.K., durumu okul müdürümüze iletiyor. Okul müdürümüzün de, “Aman aman ne Ali gelsin, ne de eşi gelsin” dediğini bana iletti. Eşim ve ben inancımızda dik durarak o eğlenceye katılmadık. Yine aynı şekilde gelen emirle eşlerinin başlarını açtırdılar, ben bunun İslami açıdan doğru olmadığını söyleyip, eşimin başını açtırmadığım ve eşim de başını açmadığı için, kendileri bana, eşleri de eşime düşman kesildiler.

Bundan sonra emniyet teşkilatı içerisinde onlar tarafından çeşitli mağduriyetlere maruz kaldım. Taltifi bol, kritik öneme sahip yerlerde çalıştırılmadım. Teşkilat içerisindeki etkilerinin büyüklüğü, rütbe ve kritik yerlerde çalışma hırsları yüzünde bizlere mesleki açıdan bir gelecek bırakmayacakları gibi ileride birbirlerinin de ayaklarını kaydırmak için çeşitli kumpaslar kurabileceklerini akıl gözümle görerek 3. Sınıf Emniyet Müdürlüğünden ayrılarak Yrd.Doç.Dr. Akademisyen kadrosuna geçtim.

5. Sonuç

O zamanki Polis Okulu Müdürü N.T ve Personel Şube Müdürü R.K.’ye karşı benim ve eşimin inancımı savunmak için gösterdiğim dik duruş karşısında belli bir süre beni nasıl cezalandıracaklar acaba diye merak içerisinde kalmışımdır. Çünkü o zamana kadar çalıştığım memuriyet süresince hiç disiplin cezası almamıştım. Ayrıca bana verilen görevi her zaman elimden geldiğince en iyi ve en kaliteli şekilde yapmaya çalışmışımdır. Daha sonra tayinim başka bir şehre çıktı. O şehirde çalıştığım yıllarda disiplin notlarının gizliliği kalktı. Merakla notlarıma baktım. O okulda çalıştığım yıllara gelinceye kadar hep “Pekiyi” okulda çalıştığım iki yılın sicili “İyi” ve ondan sonraki yılların sicili de “Pekiyi” idi.

Ben o zamanlarda inancım gereği dik durmanın dünyevi açıdan zararını çok az gördüm. Allah’tan ahirette de mükâfatını ümit etmekteyim. Halen, Allah’a şükür bir üniversitede ülkeme ve milletime hizmet etmeye devam ediyorum. Oysa aynı dönemde mesleğe başladığım veya aynı yerlerde görev yaptığım FETÖ’cü meslektaşların bir kısmı hapishanede, bir kısmı meslekten ihraç edilmiş bir kısmı da emekli olduktan sonra rütbeleri alınmış bir vaziyetteler. Dini rüşvet vererek dünyayı elde edemedikleri gibi ahiret sorumluluğundan da kurtulamayacaklar.

Yrd.Doç.Dr. Ali KUYAKSİL



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Dr. Ali Kuyaksil

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?