Eğitim Dosyası Yaratılış Raporu-6

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

EĞİTİM DÜNYAMIZIN YENİDEN İNŞASI DEĞERLENDİRME RAPORU

FEN İLİMLERİ TEVHİT İNANCI İLE MEZC EDİLEREK VERİLMELİDİR

Fen ve tevhit inancının mezc edilerek, yani fen konularının tevhit inancıyla yoğrularak verilmesi çok önemlidir.

Kâinata mânâ-yı harfiyle ve Allah hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatâdır.

Evet, herşeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakka bakar, diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakka bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh, nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir[26].

İlimler, eserden söz edilince eser sahibini, sanattan bahsedilince sanatkârı, fiilden bahsedilince faili hatırlatacak tarzda olmalıdır. İlimlerin konusu Allah’ın kâinat kitabıdır. “Ne güzel” yerine, “Ne güzel yapılmış” denmesi, onu yapanı hatırlatacaktır.

Bu hususla alakalı okul kitaplarından bazı örnekler verelim.

Mesela Millî Eğitim Bakanlığı’nın lise birinci sınıf biyoloji kitabından bir misal:

“Çekirdek, büyüme, bölünme ve onarım gibi metabolik olayları denetlemektedir ” (Biyoloji 9. sınıf MEB. 2013. s. 99).

Bu ifadede özne çekirdektir. Hâlbuki çekirdek bu işi yapacak kabiliyette değildir. O bir sebeptir. İşte bu gibi ifadeler ile bir yaratıcı nazardan gizlenerek, fiiller ve yapılan işler sebeplere ve tabiata verilmektedir.

Yukarıdaki ifadenin tevhit inancı ile yoğrularak aşağıdaki şekillerde verilmesi mümkündür.

 

Yeni şekli (Tevhid inancı ile yoğrulmuş şekli)

1-Büyüme, bölünme ve onarım gibi metabolik olaylarda denetleme görevi çekirdeğe verilmiştir.

veya

2- Çekirdek, büyüme, bölünme ve onarım gibi metabolik olayları Allah’ın izniyle denetlemektedir.

veya,

3- “Çekirdekte büyüme, bölünme ve onarım gibi metabolik olayları düzenleyen bir programın varlığı anlaşılmaktadır.

İkinci bir misal:

Gece ve gündüzün meydana gelmesi için dünya kendi etrafında, mevsimlerin teşekkülü için de güneşin etrafında döner.”

İfadesinde “Döner yerine, “Döndürülür.”

Veya,

Allah’ın izniyle döner”.

Ya da,

Dünyayı döndüren, insanı bilen ve insanın rahatı ve maişetini temin için geceyi ve gündüzü getirendir” denilebilir.

Veya,

Söz konusu cümlenin hemen arkasından, “Elbette Yer Kürede bu akıl ve şuur yoktur, ne yaptığını bilmez. Saat gibi. Vakti gösterir, vaktin ne olduğu bilmez. Demek ki, saatin ustası gibi, bu sistemi kuran, bu gayeleri dünyaya yükleyen, sistemi ince hesaplarla ayarlayan var demektir” diye bir kaç ek kelime ile yanlış anlamaların önü alınmalıdır.

Bu ifadelerden olayları yapan birisinin varlığı anlaşılmaktadır. Gençler, böyle çok harika ve bütün kâinatı ve özellikle insanların hayatını ilgilendiren olayı meydana getireni bilmek ve O’na teşekkür etmek isteyecektir. İnsan iyiliğin kimden geldiğini bilirse, ona karşı teşekkür ve minnettarlık hisleri de gelişecektir. Kendisinin Yaratanına karşı vazifesi ve sorumluluklarının bulunduğunu anlayacak ve hayatını disiplin altına alacaktır.

İşte müfredatın kazanımlar kısmında; tevhit dili, tevhit inancı ve tevhit mesajının yer alması, yukarıda sayılan problemleri büyük oranda ortadan kaldıracaktır.

 

GENÇLERE VERİLECEK EĞİTİM, FITRÎ YAPILARINA VE PSİKOLOJİK DURUMLARINA UYGUN OLMALIDIR

Gençler toplumun üçten birisini teşkil ederler. Bunlarda nefsanî ve günahlı şeylere istek ve arzular galeyandadır, coşup taşmaktadır. Hislerine mağlupturlar. Onlarda akıldan ziyade hisler hâkimdir. Korkmadan gözleri pek ve cesarette ileridirler. Delikanlılık duyguları aklın önündedir.

Eğer bu gençler, âhiret imanını kaybederlerse ve Cehennem azabını düşünmezlerse, cemiyet hayatında, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikeye girer. Bazıları, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder. Bu yüzden hapislere girer ve böylece hayatı mahvolur.

Allah ve ahret inancını alamamış olan gençler, memlekette anarşi ve teröre alet olur. Hem kendi hayatını mahveder ve hem de pek çok masumun hukukuna tecavüz edip, adeta canavar bir hayvan hükmüne geçer. Böylece toplumun başına da bela olur.

Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başına alır. ‘Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım’ diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar[27].

İşte Allah’ın her an kendisini kontrol ettiğini bilerek, ahiretin varlığına inanarak ve cehennem azabını düşünerek aklını başına alan gençler, haram istek ve arzularına uyma yerine, şirin gençlik nimetine karşı onun şükrünü ibadet ve istikametle yerine getirmeye sarf ederek, ebedî bir gençliği kazanırlar.

İnsanı düşünmeye ve fikir yürütmeye sevk eden, felsefe ve sosyoloji gibi derslerde şüpheci fikirler yerine, imanın ve İslamiyet’in hakikatlerinin tahkiki ve ispatlı bir şekilde verilmesi önemlidir.

 

EĞİTİMDE VATAN VE DİN BİRLİĞİ, MENFİ IRKÇILIĞA İHTİYAÇ BIRAKMAYACAK TARZDA ELE ALINMALIDIR

Irkçılık manasındaki menfi milliyetçilik Batı felsefesinin ürünüdür. İslam felsefesi, cemiyet fertlerinin millet olarak teşkilinde ırkî bağ yerine vatan ve din birliğini esas alır.

Menfi milliyetçiliğin gençlere verdiği zarar Bediüzzaman tarafından şöyle dile getirilmektedir:

Gençlerin gençlikleri eğer daimî olsaydı, menfi milliyetle onlara içirdiğiniz şarabın muvakkat (geçici) bir menfaati, bir faidesi olurdu. Fakat o gençliğin lezzetli sarhoşluğu, ihtiyarlıkla elemle ayılması ve o tatlı uykunun ihtiyarlık sabahında esefle uyanmasıyla, o şarabın humarı (sarhoşluk sebebiyle meydana gelen baş ağrısı) ve sıkıntısı onu çok ağlattıracak ve o lezzetli rüyanın zevâlindeki (gitmesindeki) elem ona çok hazin teessüf ettirecek. “Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti. Hem müflis olarak (iflas etmiş olarak) kabre gidiyorum. Keşke aklımı başıma alsaydım!” dedirecek. Acaba bu taifenin hamiyet-i milliyeden (milletin menfaatini düşünenlerden) hissesi, az bir zamanda muvakkat bir keyif görmek için, pek uzun bir zamanda teessüfle ağlattırmak mıdır? Yoksa onların saadet-i dünyeviyeleri ve lezzet-i hayatiyeleri, o güzel, şirin gençlik nimetinin şükrünü vermek suretinde, o nimeti sefahet yolunda değil, belki istikamet yolunda sarf etmekle, o fâni gençliği ibadetle mânen ibkà etmek (bakileştirmek) ve o gençliğin istikametiyle dâr-ı saadette ebedî bir gençlik kazanmakta mıdır? Zerre miktar şuurun varsa söyle![28]

 

[26] Nursi, Bediüzzaman, S.Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları-1182. 2. baskı, Ankara, 2016, s. 91.

[27]Nursi, Bediüzzaman, S. Şuâlar. rnk  Neşriyat, İstanbul, 2014, s.220.

[28] Nursi, Bediüzzaman S. Türkiye Diyanet vakfı yayınları-605, Ankara, 2. baskı, 2016. s. 544.

 

Yarın: MENFİ MİLLİYET FİKRİ İSLAM ÂLEMİNİ PARÇALAMIŞTIR

 



Etiketler: , , , , ,
Kategoriler: Eğitim

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?