Eğitim Dosyası Yaratılış Raporu-7

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

 

EĞİTİM DÜNYAMIZIN YENİDEN İNŞASI DEĞERLENDİRME RAPORU

MENFİ MİLLİYET FİKRİ İSLAM ÂLEMİNİ PARÇALAMIŞTIR

Menfi milliyet düşüncesi Avrupa’nın İslam âlemini parçalamak için Müslümanlar arasına yerleştirdiği bir fikirdir.

Bediüzzaman, milliyet fikrinin bu asırda çok ileri gittiğine dikkat çekmektedir. Bunun da özellikle gizli oyunlarıyla Müslümanları parçalayıp yutmaya çalışan İslam düşmanları tarafından yürütüldüğünü nazara vermektedir.

“Fikr-i milliyet şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zalimleri, bunu İslâmlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, tâ ki parçalayıp onları yutsunlar” [29].

Demek ki, bu Anadolu insanının, hayatiyetini devam ettirebilmesi için, birlik ve beraberliği her şeyin başında gelmektedir. Bunu sağlayacak tek unsur da, ancak İslam dininin toplum içerisinde hayat bulup dirilmesiyle mümkündür. O, bu konuda da şunları ifade etmektedir:

 

İhyâ-yı din, ihyâ-yı millettir.

“Hayat-ı din, nur-u hayattır” [30]. 

“Din hayatın hayatı,

         Hem nuru hem esası,

            İhya-yı din ile olur,

            Şu milletin ihyası[31].

 

Bediüzzaman, 1923 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada, 4-5 ülkenin merkezi durumunda olan Doğu Anadolu’da bir üniversite kurulmasını, burada hem fen ve hem de din ilimlerinin birlikte okutulmasını dile getirerek bu üniversite için milletvekillerinden yardım talep ediyor. 163  vekil 150 bin lira vererek imza ediyorlar.

Bazı vekiller itiraz ederek diyorlar:

“Biz şimdi ulûm-u an’ane ve ulûm-u diniyeden ziyade garplılaşmaya ve medeniyete muhtacız.”

Bediüzzaman cevap olarak demiştir:

“Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da, ekser enbiyanın Asya’da, şarkta zuhuru ve ekser hükemanın ve filozofların garpta gelmelerinin delâletiyle Asya’yı hakikî terakki ettirecek, fen ve felsefenin tesiratından ziyade hiss-i dinî olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak garplılaşmak namıyla an’ane-i İslâmiyeyi bıraksanız ve lâdinî bir esas yapsanız dahi, dört beş büyük milletlerin merkezinde olan vilâyat-ı şarkiyede millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyetin hakaikine kat’iyen tarafdar olmak, size lâzım ve elzemdir. Binler misallerinden bir küçük misal size söyleyeceğim:

Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.

Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.”

Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”

Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.

Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van’daki medreseden aldığı ders-i dinî mi daha lâzım? Veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen ve uhuvvet-i İslâmiyeyi tanımayan, sırf ulûm-u felsefeyi okumak ve İslâmî ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum[32].

 

MÜSBET MİLLİYET FİKRİ NE DEMEKTİR?

Bediüzzaman müsbet milliyet fikrini nazara veriyor ve tarifini şöyle yapıyor:

“Müsbet milliyet, hayat-ı içtimaiyenin ihtiyac-ı dâhilîsinden (toplum hayatının dahildeki ihtiyacından) ileri geliyor. Teâvüne (yardımlaşmaya), tesanüde (dayanışmaya) sebeptir; menfaatli bir kuvvet temin eder, uhuvvet-i İslâmiyeyi daha ziyade teyid edecek (kuvvetlendirecek) bir vasıta olur.

Şu müsbet fikr-i milliyet (milliyet fikri), İslâmiyete hâdim (hizmetkâr) olmalı, kale olmalı, zırhı olmalı; yerine geçmemeli. Çünkü İslâmiyetin verdiği uhuvvet içinde bin uhuvvet var; âlem-i bekada ve âlem-i berzahta o uhuvvet bâki kalıyor. Onun için, uhuvvet-i milliye ne kadar da kavî olsa (kuvvetli olsa), onun bir perdesi hükmüne geçebilir. Yoksa onu onun yerine ikame etmek, aynı kalenin taşlarını kalenin içindeki elmas hazinesinin yerine koyup, o elmasları dışarı atmak nev’inden ahmakane bir cinayettir.

İşte, ey ehl-i Kur’ân olan şu vatanın evlâtları! Altı yüz sene değil, belki Abbasîler zamanından beri, bin senedir Kur’ân-ı Hakîmin bayraktarı olarak bütün cihana karşı meydan okuyup Kur’ân’ı ilân etmişsiniz. Milliyetinizi Kur’ân’a ve İslâmiyete kale yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz, müthiş tehâcümâtı def ettiniz.

Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihat ederler[33].

âyetine güzel bir mâsadak oldunuz (bu ayetin beyan ettiği sözü tasdik ettiniz). Şimdi Avrupa’nın ve frenk-meşrep münafıkların desiselerine uyup şu âyetin evvelindeki hitaba mâsadak olmaktan çekinmelisiniz ve korkmalısınız” [34].

Âyetin öncesinde ise şöyle buyrulmaktadır:

Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse[35] (bilsin ki- Yani, bu dine hizmet nimeti sizden alınıp başkasına verilir şeklinde bir ikazdır”).

İslamiyet’le şereflenmiş olan her millet için, ayetin öncesindeki bu tehdit düşünülmeli ve İslâmiyet nimetine sahip çıkmalı, bu şerefi kaçırmaya sebep olan ırkçılık ve menfi milliyetten çekinmelidir.

İşte toplumu ifsat eden, cemiyeti karıştıran anarşinin en önemli sebeplerinden birisi ırkçılığa dayalı menfi milliyetçiliktir. Müfredatta ve ders kitaplarında müsbet milliyetin ve kardeşliğin tesisi için; vatan birliği, sınıf birliği ve din birliği konularının, ırkçılığa meydan vermeyecek tarzda yer almasına ihtiyaç vardır.

 

MÜSBET HAREKET VE ASAYİŞİN TEMİNİ EĞİTİMLE MÜMKÜNDÜR

Memleket dâhilinde güvenlik ve asayişin muhafazası, emniyetin tesisi, hukukun,  huzurun, sükûn ve barışın temini fertlerin müsbet hareketi netice verecek eğitimi almasıyla mümkündür.

 

Müsbet ve menfi hareket

Müsbet hareket inanç ve güzel ahlak temelleri üzerine oturur. Bunlara karşı olan her hareket menfidir. Mesela;

İman müsbet, küfür menfîdir.

Bütün hayırlar ve güzellikler müsbet, bunların zıtları ise menfîdir. Muhabbet, sevgi  müsbet, adavet, düşmanlık menfidir.

İttifak, birlik, beraberlik müsbet, ihtilaf, ayrılık menfidir.

Çalışmak müsbet, atalet, tembellik menfidir.

Ümit müsbet, yeis ve ümitsizlik menfidir.

Güzel ahlâk müsbet, ahlâksızlık menfidir.

Yapılan her şeyin sırf Allah rızası için yapılması müsbet; riya, gösteriş ve menfaat için çabalamak menfîdir.

İnanmak ve imana hizmet müsbet; inkâr, isyan, sefahat ve bunlara hizmet menfîdir.

Sebeplere teşebbüsten sonra Allah’a tevekkül etmek müsbet; vazife-i İlâhiyyeye karışmak menfîdir.

Asayişi muhafaza müsbet; kavga ve ihtilâl çıkarmak, huzur ve emniyeti ihlâl etmek menfîdir.

Sabır ve şükür müsbet; sabırsızlık ve şükürsüzlük menfîdir.

Gençlere müsbet davranışları kazandıracak bir eğitim verilmesi hayati önem arzetmektedir.

Bediüzzaman dâhilde asayiş ve huzurun sağlanması için şu reçeteyi sunar.

Bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir:

Birincisi; merhamet.

İkincisi, hürmet.

Üçüncüsü, emniyet.

Dördüncüsü, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek.

Beşincisi, serseriliği bırakıp itaat etmektir[36].

 

 

[29] Nursi, Bediüzzaman, S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı yayınları no: 605, Ankara, ikinci baskı, 2016, s. 417.

[30] Nursi, Bediüzzaman, S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı yayınları no: 605, Ankara, ikinci baskı, 2016, s. 609.

[31] Nursi, Bediüzzaman, S. Sözler. Türkiye Diyanet Vakfı yayınları no: 600, Ankara, ikinci baskı, 2016, s. 887.

[32]Nursi, Bediüzzaman. S. Emirdağ II. Envar Neşriyat, 2013,  s.224.

[33] Mâide Suresi, 54. ayet.

[34] Nursi, Bediüzzaman. S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları no: 605, Ankara, ikinci baskı, 2016, s. 414.

[35] Mâide Suresi, 54. ayet.

[36] Nursi, Bediüzzaman, S. Kastamonu Lahikası. Envar Neşriyat, İstanbul, 2013, s. 241.

 

Yarın: CEMİYETİN HUZUR VE SAADETİ, İNSANLARIN ALLAH VE AHRET İNANCINA DAYALI KUVVETLİ BİR EĞİTİM ALMASINA BAĞLIDIR



Etiketler:
Kategoriler: Eğitim

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?