Tat alma duyusu ve İsraf etmemek

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı GÖKSU

Diyanet İşleri Başkanlığının 2018 yılı Ramazan Ayı düsturu, parolası

İsraf olmasın. Geleceğimiz, nimetlerimiz, vaktimiz, dünyamız.”
denilerek israf konusu dört ana başlıkta inceleniyor.

Bunlar;

geleceğimizi israf etmemek,

bize verilen nimetleri israf etmemek,

çok kıymetli olan vaktimizi israf etmemek,

çocuklarımızdan ödünç aldığımız şu dünyamızı israf etmemek.

Her şeyi hikmetle yaratan Allah, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmış.

Ağızdaki tat alma duyusunu bir kapıcı şeklinde yaratmış. Sinirler ve damarları telefon ve telgraf telleri gibi, tat alma duyusu ile vücudun merkezindeki mide ile bir haberleşme vasıtasıdır. Ağza gelen maddeyi o damarlarla, sinirlerle, duyularla haber verir. Bedene, mideye lüzumu yoksa “Yasaktır” der, dışarı atar. Bazen de, bedene menfaati olmamakla beraber, zararlı ve acı ise, hemen dışarı atar, yüzüne tükürür.

İşte, madem ağızdaki tat alma duyusu-dil bir kapıcıdır. Mide, cesedin idaresi noktasında bir efendi ve bir hakimdir.

O saraya veyahut o şehre gelen ve sarayın hakimine verilen hediyenin yüz derece kıymeti varsa, kapıcıya bahşiş nevinden ancak beş derecesi muvafık olur, fazla olamaz. Ta ki, kapıcı gururlanıp, baştan çıkıp, vazifeyi unutup, fazla bahşiş veren ihtilâlcileri saray içine sokmasın.

İşte, bu sırra binaen, şimdi iki lokma farz ediyoruz.

Bir lokma, peynir ve yumurta gibi gıdalı maddeden bir kuruş, diğer lokma en âlâ baklavadan on kuruş olsa; bu iki lokma, ağza girmeden, beden itibarıyla farkları yoktur, eşittirler. Boğazdan geçtikten sonra, ceset beslemesinde yine eşittirler. Belki, bazen bir kuruşluk peynir daha iyi besler. Yalnız, ağızdaki tat alma duyusunu okşamak noktasında yarım dakika bir fark var. Yarım dakika hatırı için bir kuruştan on kuruşa çıkmak ne kadar manasız ve zararlı bir israf olduğu kıyas edilsin.

Şimdi, saray hakimine gelen hediye bir kuruş olmakla beraber, kapıcıya dokuz defa fazla bahşiş vermek, kapıcıyı baştan çıkarır. “Hakim benim” der. Kim fazla bahşiş ve lezzet verse onu içeriye sokacak, ihtilâl verecek, yangın çıkaracak. “Aman, doktor gelsin, hararetimi rahatlatsın, ateşimi söndürsün” dedirmeye mecbur edecek.

İşte, iktisat ve kanaat, Allah’ın hikmetine uygun harekettir. Tat alma duyusunu kapıcı hükmünde tutup, ona göre bahşiş verir.

İsraf ise, o hikmete zıt hareket ettiği için çabuk tokat yer, mideyi karıştırır, hakiki iştihayı kaybeder. Birçok yiyecekleri beraber yemekten gelen suni bir yalancı iştiha ile yedirir, hazımsızlığa sebebiyet verir, hasta eder.

Yukarıda “Tat alma duyusu kapıcıdır” dedik. Evet, gaflet ehli ve ruhen terakki etmeyen ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için tat alma duyusu bir kapıcı hükmündedir. Onun lezzet alması hatırı için israfa, savurganlığa ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerektir.

Fakat, hakikî Allah’a karşı şükür, minnet duyan kişilerin ve hakikat ehlinin ve kalp ehlinin tat alma duyusu nasıldır? Allah’ın sonsuz şefkat ve merhametinin mutfaklarına bir gözetici ve bir müfettiş-denetleyici hükmündedir. Ve o tat alma duyusunda da yiyecekler adedince mizancıklarla, ölçücüklerle hareket etmektir. Yani Allah’ın nimetinin çeşitlerini tartmak ve tanımak, bir manevî şükür suretinde cesede, mideye haber vermektir.

İşte, bu surette tat alma duyusu olan dil yalnız maddî cesede bakmıyor.

Belki kalbe, ruha, akla dahi baktığı yönden, midenin üstünde hükmü var, makamı var.

Sonuç olarak insanın yedikleri ile ilgili ölçü ne olmalıdır?

İsraf etmemek şartıyla

ve sırf şükür vazifesini yerine getirmek

ve ilahi nimetlerini çeşitlerini hissedip tanımak kaydıyla

ve meşru-helal olmak

ve zillet (aşağılanma) ve dilenciliğe vesile olmamak şartıyla, insan lezzetini takip edebilir.

Ve o tat alma duyusunu taşıyan lisanı-dili şükürde kullanmak için leziz yemekleri tercih edebilir.

Zaten önemli beş duyudan biri olan tat duyusu bize şükür edelim diye verilmiştir.

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?