Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin Güney Amerika Seyahati

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

“Evvela: Mevlid-i şerifinizi ruh u canımızla tebrik ediyoruz ve muvaffakiyetinizi ve nurların fevkalede tesirli intişarlarını sizlere müjde ediyoruz ve Nurcuları tebrik ediyoruz.”

Üstadımızın seneler evvel o zamanki nur talebesi ağabeylerimize yazdığı bu müjdeli tebrik sözlerini, tüm tazeliği ve canlılığı ile okuyor ve binler elhamdülillah diyerek kabul edip, şükrediyoruz. Zira Isparta’nın Barla nahiyesinde onca zorluklar içinde telif edilen nurların ispanyolca tercümelerini okuyan binlerle Güney Amerikalı müslim ve gayr-ı müslimler de okumuşlar, müstefid olup hidayeti tatmışlar. Risaleleri okuyan latin nur talebeleri aldıkları iman dersinin kuvveti ile nurlara hadim olmuşlar.

Ve şimdi aradan geçen bunca zaman sonra Üstadımızın evlad-ı manevisi Hüsnü Bayram ağabeyimiz, belki de Üstadımızın bu müjdeli tebriklerini bizzat aktarmak nevinden dördüncü defa Güney Amerika topraklarına teşrif ettiler. Hüsnü ağabey gelmeden ve geldikten sonra farklı ülkelerde tevafuk eden üstadımızın şu sözleri de bu ziyarete ayrı bir letafet katmıştı.

Bu dünyanın hayatı pek çabuk değişmesine ve zevâline ve fenâ ve fâni, âkıbetsiz lezzetlerine ve firak ve iftirak tokatlarına karşı bir ehemmiyetli medar-ı teselli ise samimi dostlarla görüşmektir. Evet, bazan bir tek dostunu bir iki saat görmek için, yirmi gün yol gider ve yüz lirayı sarf eder.

Son günleri mevlid kandiline tevafuk eden bu ziyaret bizlerin de manen yeniden doğmamıza vesile oldu ve  hem bizlere hem de latin nur talebelerine kuvve-i maneviye ve şevk kaynağı oldu.

Haftalar öncesinden heyecanla beklediğimiz bu seyahatin ilk durağı, risale-i nurların portekizceye tercümesinin yapıldığı Brezilya idi. Sao Paulo’da medresede dersler, esnaf ziyaretleri ve nihayet nurların portekizceye tercüme eden Samir abimizle görüşme…

Seksen yaşına merdiven dayayan Samir abimiz,  Hüsnü ağabeyi karşılamak için evinin önünde bekliyordu, yerinde duramayışından, heyecanından bu ziyaretten duyduğu sevinci anlamak zor değildi. Hem bu görüşme hem diğer ülkelerdeki görüşmeler bize üstadımızın şu sözlerini hatırlatmıştı:

“Ben yanımdaki vasiyetnamemdeki evlat kabul ettiğim küçük evlatları tevkil ediyorum. Onlarla konuşanı, benimle konuşmuş gibi kabul ediyorum.” (Emirdağ lahikası II)

Gözlerinden bir parça rahatsız olan Samir abi yaptığı işin ehemmiyetinin farkına varması ve fedakarlıgını gösteren şu sözleri bizleri de duygulandırmıştı. “Şimdi tek istediğim Risale-i nurların tercümesini bitirmek, sonra gözlerime ne olursa olsun hiç önemli değil!” Rabbimiz tüm külliyatın portekizceye tercümesine bitirmesini nasip etsin, amin

Hüsnü ağabey ile okuduğumuz lahika mektupları ile ifa etmeye çalıştığımız bu hizmetin rıza-ı ilahi dahilinde, Üstadımızın istediği tarzda sadakat, kanaat ve ihlas düsturlarını gözeterek yapmanın ehemmiyetini ders alırken, imani bahisler ile de günlük dersimizi tekrar ediyorduk. Bir gece Hüsnü agabey yirminci mektubu baştan sona kadar okurken, biz de dikkat ile dinliyor ve tefeyyüz ediyorduk. Oradaki bir Türk abimiz dedi ki, “Ben ilk defa bu parçayı bu kadar iyi anladım.” Bu arada bu dersi sosyal medyadan da canlı olarak yayımlamıştık. Hasbel kader bu dersi dinleyen filipinli bir hristiyanaSen türkçe bilmediğin halde bu dersi niye dinledin?” diye sorduğumuzda, ne okuduğumuz hakkında en ufak bir fikri olmayan bu arkadaşın verdiği cevap hakikaten hayret vericiydi: “Kitabı okuyan zat  benim dikkatimi çekti ve ne dediğini merak ettim. Ne okuduğunu anlamadığım halde harika bir üslub ile Kutsal Kuran-ı Kerim’in müjdeli haberlerini verdiğini hissettim.” Daha sonra filipinlerde nur talebeleri ile bizzat görüşüp konuşan bu kardeşimiz, hayatının en güzel ve en önemli kararını verip müslüman olduğu haberini aldık, Rabbim daim eylesin, amin.

İkinci durağımız ise Güney amerika hizmetlerine ilk “Bismillah” denildiği Arjantin oldu. Hem orada yaşayan türk kardeşlerimiz hem de Arjantinli nur talebeleri ile ispanyolca ve türkçe olarak okuduğumuz dersler ile çok feyizli bir gece geçirdik. Dersin sonunda Hüsnü ağabeyimiz, nurları okumanın ve hizmetin ehemmiyetinden bahsetti, hizmetlerin devamı için bizi teşvik edip, dua etti. Kolombiyalı dr Said abi de Hüsnü ağabeyin Güney Amerika’ya tekrar ziyaret etmesinden duydukları memnuniyeti ifade etti ve dedi ki, “bizler belki burada az kişi ile her hafta toplanıp nurları okuyoruz ama sizin buraya gelmeniz bize büyük bir kuvvet verdi.”

Hüsnü ağabey de böyle gayr-i müslim memleketlerde, zor şartlarda toplanmanın çok kıymetli olduğunu bir kişinin bazen yüz ve bin kişi kıymetinde olduğunu söyledi ve ilave etti; “Bazen Allah rızası için bir saat görüşme binler saat görüşme gibi olur, inşaallah bizim de bu görüşmemiz o manaya dahildir” Hüsnü ağabeyin bu sözleri öyle şevk verdi, öyle kuvve-i maneviye oldu ki dinleyenlerin adeta gözleri parlıyordu.

Burada anlatmadan geçemeyeceğimiz başka bir konu da Arjantine geldiğimiz daha ilk haftalarda tanıştığımız ehl-i tarik Hasan kardeşimizdi. Altı yedi yıldır zaman zaman görüştüğümüz evinde de ispanyolca külliyat bulunan Hasan kardeşimiz uzun bir zaman sonra Hüsnü ağabeyin geldiği gün derse katılmıştı. Çok müstefid olduğu dersin ertesi günü gönderdiği mesajı aynen paylaşmak isteriz.

Maşaallah, Elhamdulillah! Ben daha önce risale okumayı deniyordum fakat tam anlamadığımı hissediyor ve Bediüzzaman Said Nursinin ne dediğini tam olarak kavrayamıyordum. Hüsnü ağabeyin de bulunduğu derse katıldıktan sonra ise özel bir şey oldu ve Risale-i Nur benim için farklı bir hal aldı ve beni de değiştirdi. Şimdi istisnasız hergün nurları okumak ihtiyacı hissediyorum ve artık Risale-i Nuru anlayamama ya da kavrayamama hissiyatı söz konusu değil. Şimdi Risale-i Nur ve Bediüzzaman’ın sözleri benim önümde açılıyor. Daha önce yapmaya çalıştığım, önce aklen anlamak sonra da kalbime girmesini sağlamaktı. Fakat şimdi durum farklı; Risale-i nur doğrudan doğruya kalbime giriyor sonra da açıkça zihnimde kabul görüyor. Bugünlerde hissettiğim şu ki; Risale-i Nur benim için kana kana içtiğim taze bir su kaynağı gibi. Fakat suyun kıymeti susuzluğun derecesine göre anlaşılıyor. Risale-i nur bir çiçek gibi fakat sadece onun güzel kokusunu duymak isteyenler için açılıyor. Şimdi bu nurlardan başkalarının da istifade etmesi için gayret ediyorum. Elhamdulillah, Elhamdulillah, Elhamdulillah.

Evet hiçbirşey zayi olmuyor, bazen bir söz bazen bir ders belki küçük bir kitap toprağın altına bırakılan bir çekirdek gibi unutuluyor fakat  bahar mevsimi geldiğinde öyle güzel çiçekler açıyor ki kokusu gönülleri ferahlatıyor, binler elhamdulillah dedirtiyor. Rabbimizden en çok istediğimiz, Güney Amerikada buralı nur talebelerini çıkartıp ihsan-ı ilahi nevinden onların da omuzlarına bu vazifeyi bırakıyor. Rabbim daim ve kaim eylesin, amin…

Arjantinden sonraki durağımız ise çok kıymetli nur hizmetlerin ifa edildiği, başkent Santiago ve Konsepsiyon şehirlerinde iki dershanesi olan Şili oldu. Hem Şilili hem de orada ticaretle uğraşan abilerin katıldığı derslerde okunan nur risaleleri ile adeta yenileniyor ve manen tazeleniyorduk. Her yerde olduğu gibi burada da özellikle imani bahisler okurken Hüsnü ağabeyin düz okuma olarak tabir edebileceğimiz araya yorum katmadan okuması, bununla beraber değil sadece türkçe bilenlerin latinlerin bile istifade etmesi nazar-ı dikkatimizden kaçmamıştı. Demek risalelere tam ayine olup, muhtaç olanlara aksedilince tam tesir ediyordu.

Bütün insanlığın manevi ihtiyaclarına kafi gelecek, kalbi ve ruhi yaralarına tiryak olan nurları okuyanlar, nurların kıymetini anlıyor ve başkalarına ulaşması için gayrete geliyordu.

Onlardan bir tanesi de bir fuar vesilesi ile santiago’da bulunan Perulu gazeteci Kırgız abi idi. Perunun amazon bölgesinde yaşayan Kırgız, bulunduğu yerlerde davetler üzerine okullara gidip islamiyet hakkında konferanslar veriyor. Yirmiüçüncü sözü müteaddit defalar okuyan Kırgız, şimdi eline geçen her fırsatta nurların neşrine çalışacağına çünkü hususen bulunduğu bölgede hanımların ve masum çocukların bu derslere çok ihtiyacı olduğunu bizzat ifade etti, Rabbim muvaffak etsin, amin…

Şili’de yoğun geçen ziyaretler, dersler sonrasında nurların kıymetini idrak eden hizmete dört elle sarılan abilerimizden ayrılık zamanı gelmişti. Firaktan gelen muvakkat hüzünler yerini hemen ayrı bir sevince bırakıyordu. Çünkü bu ayrılık sonrası sıra Peru’da bekleyen nur talebelerine gelmişti.Vaktin dar olması, gidilecek yerlerin çokluğu ziyaret ettiğimiz yerlerde uzun kalmamıza imkan vermiyordu. Fakat bu kısa görüşmeler, dersler çok kıymetli hizmetlere vesile oluyordu. Mesela geçen sene yine Hüsnü abi ile beraber kelime-i şehaadet getirip müslüman olan perulu aile ile görüştük. Kemal-i şevk ve sevinçle hizmetlere daha ciddi sarıldıklarını gördük, Rabbim muvaffak eylesin, amin…

Perudan sonraki durağımız ise Ekvador olacaktı. Guayakil şehrindeki medresemizde Brezilya, Arjantin, Şili, Peru, Bolivya, Kolombiya’dan gelen vakıf kardeşlerimiz ile 3 günlük bir program oldu. Yaklaşık sekiz yıl önce bu memleketlerde medresemiz yok iken şimdi sekiz ülkede derslerin ve hizmetlerin olması, buralardan da fedakarların çıkması istikbale dair ümidimize kuvvet veriyordu. Zaten Hüsnü ağabeyin dört sene evvel ilk Güney Amerika seyahatinde söyledikleri dün gibi hatırımızdaydı. “Allahu alem Üstadımızın Amerika için verdiği müjdeler Güney Amerikaya işaret ediyor.”

Buradaki medresemiz islamiyeti araştıran, merak eden ekvadorluların sık sık gelip gittiği bir yerdi. Onlardan birisi de  bir müddettir İslamiyeti araştıran ve medrese ile de irtibatlı olan Enrike kardeşimiz de müslüman olmaya karar vermişti. Hüsnü agabey ile beraber kelime-i şehadet getirip nur-u iman ile nurlanmıştı. Bizim için bir kişinin daha imanının ve ebedi hayatının kurtulmasına vesile olmak, şahit olmak dünyanın en büyük lezzeti idi. Rabbim bu ebedi manzaların devamını nasip etsin inşaallah…

İki hafta göz açıp kapayana kadar geçmiş ve yine muvakkat bir ayrılık vakti gelmişti. Rüya gibi geçen iki haftadan iki yıl gibi istifade etmiş gibiydik. Hüsnü ağabeyden duyduğumuz her hatıra her ders Üstadımızın meslek ve meşrebine sadık kalarak hizmet etmenin ehemmiyetini tekrar idrak etmemize vesile oluyor ve bizi azami dikkate sevkediyordu.

Üstadımızın mutlak vekili ve varisi kıymetli ağabeyimizin büyük fedakarlık gösterip uzun süren binlerce kilometrelik bu yoğun seyahati göze alarak buralara gelmesi, bizim için başlı başına bir şeref ve sevinç vesilesi idi. Bir ülkeden diğerine geçerken semada nurlar okunuyor, hava zerrelerine dahi nurlar nakşoluyordu. Yirminci asrın minaresinin tepesinde durup, muasırları olan ehl-i islama ve insaniyete hitab edip, “onları camiye davet ediyorum” diyen  üstadımız, şimdi risalelerin ispanyolca tercümeleri ile Güney amerikalıları islamiyete davet ediyor, binlerce insanın hem dünyasını hem de ahiretini nurlandırmaya devam ediyordu.

Şimdi davet sırası Güney Amerikanın en mühim ülkelerinden birisi olan Meksikadaydı. Meksikanın büyük şehirlerinden birisi olan Guadalajara’da heryıl yapılan ve yoğun talepten dolayı yer bulmanın çok zor olduğu kitap fuarına ilk defa bu sene katılıyoruz. İnşaallah on gün boyunca Kur’an-ı Kerim ve mucize-i manevisi olan risale-i nurların ispanyolca tercümelerini neşredeceğiz. Nurların burada da layık ellere geçmesi, imanlar kurtarması için dualarınızı bekliyoruz.

Rabbim yaptığımız yapacak olduğumuz hizmetleri rızası dahilinde ihlas ve sadakatle, uhuvvet, muhabbet ve tesanüdle yapmayı nasip eylesin, amin…

Binler selam ediyor, imkanı olan ağabeylerimizi Güney Amerika’daki dershanelerimize davet ediyoruz, vesselam…

Güney Amerika Nur Talebeleri



Etiketler: ,
Kategoriler: Nur Talebeleri

Yorumlar (1 Yorum)

  • Selahaddin Yurtlu

    Çok ilham verici bir seyahat. Allah hüsnü abimizden razı olsun,uzun ömür versin. “Hulusi ağabey, hüsnü ağabeye (bizim hüsnü) derdi. Yüzüne baktığında en sevdiği oğlunun yüzüne bakmaktan daha fazla zevk alırdı. Ben Allah için buna şahidim” Allah bütün ağabeylerden razı olsun. Umum nur talebelerine selam ve dua eder. Dua bekleriz. Seyyid selahaddin yurtlu Muuşii , İstanbul

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?