BİR DOSTUN ANATOMİSİ

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Hakan Esen

Adını ruhumun derinliklerine yazdığım bir isim, beynime kazıdığım, belki gözlerimden kayıp giden umudu tutan biri… Son yaz yağmurlarının ardından başımın üstündeki gök kuşağı ya da amansız nehrin geçilmezlerine bir köprü, başıboş ve yapayalnız günlerime atılan ipekten bir kement! Bedbaht kelimeleri vidan kılıcıyla paramparça edip, hakkı kalkanıyla okşayan bir adam…

Zamanın gerisinden gelip geleceğe uzanan yollarda bir seyyah, felaket asrının içinden cesurca haykırabilen Ebuzer el Gıffari… Kumaşından binlercesine yetecek ölçülemez bir seciye ve yine yüzlercesine yetecek duruşuyla bir abide-i şahsiyet… Denizin dibinden ancak çıkabilen inciler gibi zor, değerli… Yağmurların kurduğu saltanatlarca bereketli topraklar gibi bir şey… Son gemiyi kaçıran yolcunun küreksiz sandalına bir temiz yürek ve azatsız vicdanlara yükselip seslenen kutsal merdiven…

Bir gün bir yerde deyip, umutla dolaştığın karanlık sokaklarda,  köşe başında ki ışık gibi, dağların göğsünde menekşe tarlalarına gizlenen resimlerce çerçevesiz, özgün. Volkanik gölleri çepeçevre saran tepeleri yoklayan bulutlarca heybetli, gölgesi ağır ya da serin… Ve ilahi vadilerde yürüyen bir hakikat avcısı, bir ehl-i tahkik, belki Cennet bahçelerinde gezintiye alışkın şebnemlerce şeffaf yahut pırıltılı. Sende kırgınlıkları sayabilen, vicdanlarca temiz bir ırmak gibi akıcı, melodisinde bin notayı bir anda sağır kulaklara haykıran ve de insanı çileden çıkaran yaban seslere kapanan bir kale, bir zırh… Yarasaların kakafonisini yarıp ışığıyla gözlerini kamaştıran, gönüllere bir damla inşirahlar yükleyen ahlak hamalı, kaderin keskin kılıcı ve dahi zaman gezgini düşüncenin yeryüzü çiçeği vefalı dost!

 Rabbime ayan, habis ruhlara kapalı ne varsa sayıp dökebilen, hak tecelli etsin diye deliren birisi, bir dervişin sözlerinde ki sır veya gizemi… Sultan-ı Kâinatın diliyle konuşacak kadar diri, tedirgin! Uykuda olanların rüyalarına bile değmeyecek yolda ki işaret fişeği, fırtınalara dayanaksız ruhların mendireği saklı körfezi… Bir uçtan bir uca dolaşan Güneşin içinde ki gizli sırlarca yangın, sebepsiz fısıltıların kollarında huruç edip erdemi kıskandıracak bir ses! Emr-i İlahiye uygun, o tecelliyle sararmaya yüz tutmuş yaprakları kanatlarıyla okşayabilen esinti, bir rüzgâr… Azgın dalgaların arsız kıyıları dövdüğü yerlerde gezen bir tayfun, buğday başaklarını secdeye getirip, masumun saçları arasından sessiz kayıp gidebilen bir fırtına, bir kasırganın adıdır o!

Özünde düzgün çizgilerle hayata vurulan mühürlü tavırlar raks ediyor sahnesinde. Tıpkı nihavent bir şarkıdan süzülen zarif nağmeler gibi, unutulmaz eserlerce yokluyor sözleri. Sen ey dost! Yağmurda bir şemsiye gibi yanımdasın ve güvenli… Kış ayazında içimi ısıtan ateş, yaz cehenneminde serin ve selametli daldalar misali yanımdasın karşılıksız! Kabil’in elinde ki kanları silene değil, Habillere dermanlarca ortalardasın. Her mevsimin taştan kalplerine vurmaktasın oklarını…

Bir ömre bedel an gibi kalıyorsun zihinlerde, yıldızlarca parladığın semadan sanadır bütün bakışlar ve alkışlar. Yürü sen yollarında ey dost, mutlak hakikate giden yolcular arkadaşın… Tıpkı bir Yunus misali ilerle, Çelebi ruhundan aksın en berrak duygular, varlığın nadide denizine ulaşsın arzuların ve Rabbimin rızasına değsin eğilmeyen başın…

 

 



Etiketler:
Kategoriler:

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?