SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Nurdan Haber’in misyonu ve vizyonu…

Nurdan Haber’in misyonu ve vizyonu…
01 Ekim 2019 - 13:02

Nurdan Haber’in Misyonu

Bizim de bazen yazı yazdığımız “Nurdan Haberin” lüzumlu bazı yeniliklerle yeniden hayat sahnesine çıkması, asrın müceddidi Risale-i Nurun perspektifine daha yakın bir çizgide olacağının sinyallerini vermektedir.  Bu sebeple, bu yeni doğuşun ilk yazısını bir “beraatu’l-istihlal” hüviyetinde olmasını arzu etmekteyiz.  Yani bu yazının hedefinde Nurdan haberin şimdiki misyonuna ve ilerideki vizyonuna işaret etmek isteriz.

Bilindiği üzere, “beraatu’l-istihlal”; bir eserin, bir yazının daha başında iken eserin muhtevasına, gaye ve maksadına işaret etmeye matuf ifadelere yer vermektir. Bu terecci ve temennilerimizi birkaç madde halinde kısaca anlatmaya çalışacağız:

1.  Risale-i Nurun yegâne maksadı Allah’ın rızasını kazanmak ve kazandırmaktır.

  1. Bu meslekte iman kardeşliği riayet edilmesi gereken en önemli bir emanettir.
  2. Bu kardeşliği zedeleyen unsurların başında siyasi mülahazaların olduğu tecrübeyle sabittir. “Fikr-i siyasisine muvafık bir münafığı övmek, bu fikrine muhalif olan salih insanları kötülemek” gibi cehalet ve saçmalığın ne derece İslam’ın ruhundan uzak bir cinnet olduğu izaha muhtaç değildir. Asrın İmamı Bediüzzaman hazretlerinin “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” şeklindeki feryadını ve feveranını dikkate almak zorundayız.
  3. Ne cennetin sevdasına ne de cehennemin korkusuna meşrebinde yer vermeyen Üstadın bu prensibine rağmen, iman ve Kur’an hizmetinde olanların kalplerinde zerre miktar bir inhiraf, kalbte büyük yaralara, çevrede büyük zararlara yola açacaktır.
  4. Sosyal medyada bazı nur talebelerinin karşılıklı karşıt yazılarının şahadetiyle,

dünyevi, içtimai, siyasi, ticari gibi konuların sık sık medyada, sohbetlerde gündeme getirilmesi, yarardan çok zarar vermektedir. Risale-i Nurda ifade edildiği gibi, cennet geniş olduğundan imani, Kur’ani, uhrevi meselelerde –fıtraten riyakâr olmayanlarda- sebeb-i münakaşa olmaz. Çünkü Allah’ın rızası, affı ve cenneti geniştir.  Dünyevi konular ise, dar bir alanda olduğundan özellikle asabi ruhları sıktıkça sıkar, bundan itidal kaçar, bundan da nefsani arzular ve şeytani dürtüler yol bulup hücum etmeye başlar. Bu günkü İslam âleminin perişan hal-i pürmelali bunun tartışmasız delilidir.

  1. Risale-i Nurdaki tavsiyeye göre, ihlası kazanmak ve kaybetmemek için en az 15 günde bir “İhlas risalesi” okunmalıdır. Üstadın affına sığınarak diyebiliriz ki, dünyaya hitap eden, herkesle iletişim kuran basın ve medya elemanlarının bu risaleyi 5 günde bir okumaları da tavsiyeye şayandır. Çünkü onlar akıllara, kalblere, vicdanlara hitap etmektedir. Bu sebeple insanların bu merkez noktalarına hitap eden medya da bir merkez noktasına sahiptir. Bir dairenin merkez noktasında meydana gelen ufak bir inhiraf, dairenin çevresinde büyük inhiraflar olarak ortaya çıkar.
  2. Allah’ın rızasına talip olduğunu iddia eden hizmet erbabı, şunu iyi bilmelidir ki, hadis-i şerifte ifade edildiği üzere-ittifakta rahmet ihtilafta azap vardır. İhtilaftan ittifaka geçmek azaptan rahmete varmak demektir. Bunun da formülü Risale-i Nur’da verilmiştir: “Güzelde ittifak, daha güzelde ihtilaf varsa, güzel daha güzelden daha güzel olur. Hak ahaktan daha ahak olur. Hasen ahsenden daha ahsen olur…” Demek ki, hak teaddüd eder; biri hak bir ahak.. Güzellik teaddüd eder; biri güzel bir daha güzel.. Demek ki, (Ahakkın değil), hakkın hatırı âlidir. Hakkı yalnız kendi bilgisinde, kendi meşrebinde kabul edenler erbab-ı istibdaddır.
  3. Üstadın ta yüz sene önce gazete, radyo, sinema, tiyatro gibi modern iletişim araçlarına önem vermesi, “asrın silahıyla silahlanmanın” ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Daha sonra gazeteleri, dünyevi ve siyasi sohbetleri terk etmesi, bunların “lizatihi” değil, “ligayrihi” haram sınıfına girdiğini gösterir. Ümit ve temenni ederiz ki, Nurdan haber ve benzeri medya unsurları bu hatayı düzeltir, tahripkâr medyayı tamirkâr bir surete çevirirler.
  4. Müsbet hareket prensibinin merkezinde “ilahi rıza”nın ışıkları parlıyor. Çünkü bu prensipte, kişinin nefs-i emmaresini temize çıkarması söz konusu olmadığı gibi, başkasına su-i zan etmesi, kusurlarını ifşa etmesi de bahis mevzuu değildir. Zira, burada bütün maksat -bağcıyı dövmek değil- üzümü yemektir. Birkaç üzüm yemek için üzüm bağını tahrip etmek anarşistliktir.

Meşhur kıssada geçtiği üzere, havarilerle gezen Hz. İsa(as.) yolda ölmüş bir köpek leşiyle karşılaşırlar. Arkadaşları “ne pis kokusu var!” deyip ağızlarını burunlarını kapatırken, Hz. İsa “Hele bakın şu bembeyaz dişlerine; ne kadar da güzeldir.” diyerek müspet hareket ve müspet “bakış açısı” dersini verir. Evet, “Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır.”

Hülasa: karanlığa sövmek menfi; mum yakmak ise müspet harekettir.

  1. Bütün maksadı iman meşalesini yakmak ve küfür ateşini söndürmek olan Üstadımızın yolunu takip etmek sadece boynumuzun borcu değil, kurtuluşumuzun da reçetesidir. Zira yegâne muallimi Kur’an ve sünnet olan, ehl-i sünnetin en hararetli savunucusu bulunan, ilhama mazhar olduğu her halinden belli olan, davasının yolunda ölüme ve idam tehditlerine beş para ehemmiyet vermeyen, Kur’an’a hizmet yolunda manevi makamları da terk eden, hatt-ı harekâtında cennet ve cehennemi de göz ardı eden, Allah’ın rızasından başka dünyevi ve uhrevi hiçbir menfaati hedefine koymayan, ölümü hayatından ziyade dine hizmet ettiği açıkça görülen bir Kur’an hizmetkârına, bir nebi bendesine, bir iman düşkününe, bir şefkat küpüne, başka insanların cehennemden kurtulmaları için cehennemde –bir süreliğine- azap çekmeye razı olan, “Eli-kolu bağlı olduğu halde orduların hücum ettiği” bir İslam kahramanına talebe olmak büyük bir ilahi nimettir. Bu nimet ise önemli şükür ister. Bu şükür ise, İman ve Kur’an hakikatlerinin ders verildiği Risale-i Nurun Kur’an’dan mülhem prensiplerine ciddi bağlanmak, yaşamak ve yaşatmakla mümkündür.

 

Bu vesile ile,Birkaç gün önce üstad hazretlerine yazdığım bir şiirden bazı beyitler arz ediyorum.

Üstadıma Hayranım!

……………..

Hikmet saçan aklına takva dolu kalbine

Sevgi seli gönlüne aşk gülüne hayranım

Hak yolunun dâisi muhabbet fedaisi

Hakikatin hâmisi yüreğine hayranım

Ne cennetin sevdası ne cehennem korkusu

Taşımayan gönlüne irfanına hayranım

Hayatını Kur’an’a hak dine ve imana

Vakfeden vicdanına ebediyen hayranım

Allah’ın rızasını yegâne maksat yapan

Hiç kimseden korkmayan imanına hayranım

Küfrün belini kıran şirkin boynunu vuran

Zulme karşı haykıran mertliğine hayranım

O eşsiz ihlasına ürperten takvasına

Parmaklık mirasına kulluğuna hayranım

NİYAZİ BEKİ