SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Ermeni Soykırımı mı yoksa Ermeni Mezalimi mi? Bediüzzaman’ın Hayatından bir Kesit İle Cevap!

Ermeni Soykırımı mı yoksa Ermeni Mezalimi mi? Bediüzzaman’ın Hayatından bir Kesit İle Cevap!
01 Kasım 2019 - 14:14

Ermeni Soykırımı mı yoksa Ermeni Mezalimi mi? Bediüzzaman’ın Hayatından bir Kesit İle Cevap!

NurdanHaber-Özel

Senelerden beri tantanası bitmeyen Ermeni Soykırımı iddiaları var. Özellikle yurtdışında aba altından sopa göstermek isteyenler Ermeni kartına oynuyor, Ermeni diasporasının lobi faaliyeleriyle yabancı dış işleri bakanlıklarının kulisleri bu iddia sahiplerince dolup taşıyor ve her fırsatta temcid pilavı gibi Türkiye’nin İttihat ve Terakki Hükümetlerinin teşvikiyle bir soykırım gerçekleştirdikleri iddiasını yayınlıyor ve destek çıkıyorlar. Mesele tarihçilerin meselesidir herkes arşivlerini açsın çağrısında bulunan Reis-i Cumhur Tayyib bey haklıdır. Ama karşımızda o yürek nerede! Hakiki vukuatı kaydeden tarih hakikata en doğru şahittir. Sadıkların sadığı bir hayat uğruna yaşana tenezzül etmeyen, izzetle ölmeyi bin defa zilletle yaşamaya tercih eden Bediüzzaman’ın Ermeni Mezalimini anlattığı ve bizleri gözyaşlarına boğan hayatının şu hatıratını okuyucularımızın nazar-ı dikkatlerine arzediyoruz;
“Mademki öleceğim, vatanımda öleyim diye Van’a gittim. Her şeyden evvel, Van’da Horhor denilen medresemin ziyaretine gittim. Baktım ki, sair Van hâneleri gibi, onu da Rus istilâsında Ermeniler yakmışlardı. Van’ın meşhur kal’ası ki, dağ gibi yek-pare taştan ibarettir. Benim medresem onun tam altında ve ona tam bitişiktir. Benim terk ettiğim yedi-sekiz sene evvel; o medresemdeki hakikaten dost, kardeş, enis talebelerimin hayâlleri gözümün önüne geldi. O fedakâr arkadaşlarımın bir kısmı hakikî şehid, diğer bir kısmı da o musibet yüzünden ma’nevî şehid olarak vefat etmişlerdi. Ben ağlamaktan kendimi tutamadım.. ve kal’anın, tâ, medresemin üstündeki iki minare yüksekliğinde medreseye nâzır tepesine çıktım, oturdum. Yedi-sekiz sene evvelki zamana hâyalen gittim. Benim hayalim kuvvetli olduğu için, beni o zamanda hayli gezdirdi. Etrafta kimse yoktu ki, beni o hayâlden çevirsin ve o zamandan çeksin. Çünkü yalnız idim. Yedi-sekiz sene zarfında gözümü açtıkça, bir asır zaman geçmiş kadar bir tahavvülât görüyordum. Baktım ki; benim medresemin etrafındaki şehir içi, kal’a dibi mevki’i, bütün baştan aşağıya kadar yandırılmış, tahrib edilmiş… Evvelki gördüğümden şimdiki gördüğüme, güya iki yüz sene sonra, dünyaya gelip, öyle hazin nazarla baktım. O hanelerdeki adamların çoğu ile dost ve ahbab idim. Kısm-ı a’zamı Allah rahmet etsin muhaceret ile vefat etmişler, gurbette perişan olmuşlardı. Hem Ermenî mahallesinden başka, Van’ın bütün Müslümanlarının hâneleri tahrib edilmiş gördüm. Benim kalbim en derinden sızladı, o kadar rikkatime dokundu ki; binler gözüm olsaydı, beraber ağlıyacaktı. Ben gurbetten, vatanıma döndüm, gurbetten kurtuldum zannediyordum.. Vâesefa gurbetin en dehşetlisini vatanımda gördüm….”
(26. Lem’a İhtiyarlar Risalesi, 13. Rica)