SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Dünyanın Ömrü

Dünyanın Ömrü
19 Kasım 2019 - 17:00

NurdanHaber-Özel

Bediüzzaman Hazretlerinin merakaver ve ibret-amiz bir suale mukni ve müdellel cevabı….

“…Yeni yazdığımız Kur’ân’ın başında âyat-i Kur’âniyenin adedi altıbin altıyüz altmışaltı (6666) olmakla; envar-ı Kur’âniye ve Hakikat-ı Furkaniye eyyam-ı şeriye ile altıbin altıyüz altmış altı (6666) sene kadar küre-i Arzda hükmü cereyan edeceğine işaret ettiğine dair sualinize, o vakit zihnim başka yere müteveccih olduğu için, izahlı cevab veremedim. Sonra bana ihtar edildi ki: “Asım’ın (RH) suali ehemmiyetlidir, cevab ver!” Ben de o ihtara binaen üç esasla bir parça izah edeceğim..

Birinci esas: Nasılki Nur-u Muhammedî ve Hakikat-ı Ahmediye Aleyhisaelâtü Vesselâm divan-ı Nübüvvetin hem Fatihası, hem hatimesidir. Bütün Enbiya onun asl-ı Nur’undan istifade etmeleri ve hakikat-ı diniyenin neşrinde onun muinleri ve vekilleri hükmünde oldukları, Nur-u Ahmedî Aleyhissalâtü Vesselâm cebhe-i Âdemden ta Zat-ı mübarekine müteselsilen tezahûr edip, neşr-i nur ederek intikal ede ede, tâ zuhur-u etemle kendinde cilveger olmuştur. Hem mahiyet-i kudsiye-i Ahmediye Aleyhiasalatû Vesselam -Risale-i Mi’racda kat’î bir surette isbat edildiği gibi- şu şecere-i kâinatın hem çekirdek-i aslîsi, hem en ahir ve en mükemmel meyvesi olmuş.. Öyle de, Hakikat-ı Kur’âniye zaman-ı Âdemden şimdiye kadar Hakikat-ı Muhammedîye Aleyhissalâtü Vesselam ile beraber müteselsilen enbiyaların suhuf ve kütüblerinde nurlarını neşr ederek, gele gele tâ nüsha-i kübrası ve mazhar-ı etemmi olan Kur’ân-ı Azimüşşan suretinde cilveger olmuştur.. Ve bütün enbiyanın usûl-u dinleri ve esas-ı şeriatları ve hulasa-i kitabları Kur’ân’da bulunduğuna ehl-i tahkik ve ehl-i hakikat ittifak etmişler. Bu sırra binaen, fetret-i mutlakanın zamanı ihraç edildikten sonra, rivayet-i meşhure ile: “ zaman-ı Âdemden kıyamete kadar eyyam-ı şeriye ile tabir edilen yedibin seneden fetret-i mutlakanın zamanı tarh edildikten sonra, altıbin altıyüz altmışaltı (6666) sene kadar Din-i İslâm’ın sırrını neşr eden hakikat-ı Kur’âniye küre-i arzda ayrı ayrı perdeler altında neşr-i envar edeceğine âyatın adedi işaret ediyor demektir.

İkinci esas: Malumdur ki, küre-i arzın mihveri üstündeki hareketiyle gece-gündüzler.. ve medar-ı senevi üstündeki hareketiyle seneler hasıl oluyor. Güneşle beraber her bir seyyarenin, belki sevabitin de ve şems-i şumusun dahi her birinin mihveri üstünde eyyam-ı mahsusalarını gösteren bir hareketi ve medarı üzerinde everanı dahi bir nevi seneleri gösteriyor. Halık-ı arz ve semavatın hitabat-ı ezeliyesinde o eyyam ve seneleri dahi irade ettiğine delili şudur ki;
….
Evet, kış günlerinde ve şimal taraflarında gurub ve tulu’ mabeyninde dört saatlik gününden.. ve bu iklimde kışda sekiz dokuz saatlikten ibaret olan eyyamlardan tut, tâ güneşin mihveri üstünde bir aya yakın mahsus gününden tut, tâ kozmoğrafyanın rivayetine göre tabiriyle Kur’ân’da nâmı ilan edilen şemsimizden büyük “şi’ra” namındaki diğer bir şemsin, belki bin seneden ibaret olan gününden dahi tut git, ta şems-üs şümûsun mihveri üstündeki ellibin seneden ibaret bir tek yevmine kadar eyyam-ı Rabbaniye var.

İşte semavat ve arzın Rabbi ve şems-üş şümûsun ve şi’ranın halıkı hitab ettiği vakit, o semavat ve arzın ecramına ve âlemlerine bakan kudsî kelâmında o eyyamları zikreder ve zikretmesi gayet yerindedir. Madem eyyamın lisan-ı şerîde böyle ıtlakatı vardır, ılm-i tabakat-ul-arz ve coğrafya ve tarih-i beşeriye ulemasınca nev-i beşerin yedibin sene değil, belki yüzbinler sene geçirdiğini teslim de etsek; “Ademden kıyamete kadar ömr-ü beşer yedibin senedir” olan rivayet-i meşhurenin sıhhatine ve beyan ettiğimiz altı bin altıyüz altmış altı sene Nur-u Kur’ân hüküm-ferma olduğuna münafi olmaz ve cerh edemez. Çünki eyyam-ı şeriyenin, dört saatten ellibin seneye kadar hükmü ve şümulü var. Fakat nefs-ül emirdeki eyyamın hakikatı o rivayet-i meşhurede hangisi olduğu, şimdilik bu dakikada kalbime inkişaf ettirilmedi. Demek o sırrın inkişafı münasib değil.

Üçüncü esas: şu mes’elede şimdilik delilini gösteremeyeceğim bir müddeayı beyan ediyorıım. şöyle ki:

şu dünyamızın bir ömrü; ve şu dünyadaki küre-i arzın dahi ondan kısa diğer bir ömrü; küre-i arzda yaşayan nev-i insanın daha kısa bir ömrü rdırBu bir biri içinde üç nevi mahlûkatın ömürleri saatın içindeki dakika, saniye, saatları sayan çarkların nisbeti gibidir.

Nev-i insanın ömrü, küre-i arzın iki hareketiyle hasıl olan malûm eyyam ile olduğu gibi; zihayatın vücuduna mazhar olduğu zamanından itibaren küre-i arzın ömrü ise, merkez-i irtibatı olan, şemsin hareket-i mihveriyesi ile hasıl olan eyyam ile olması hikmet-i Rabbaniyeden uzak değildir. şu halde nev-i insanın ömrü yedibin sene eyyam-ı malume-i arzıye ile olsa, küre-i arzın hayatına menşe’ olduğu zamandan harabiyetine kadar eyyam-ı şemsiye ile ikiyüz bin seneyi geçer. Alem-i bekadan ayrılıp küremize bakan sems-üş-şûmusun işarat-ı Kur’âniye ile her günü ellibin senelik olmasına binaen, yedi bin sene o eyyam ile, yüzyirmi altı milyar sene yaşarlar. Demek eyyam-ı şeriye tabir ettiğimiz eyyam-ı Kur’âniyede bunlar da dahil olabilir. Semavat ve arzın Halıkı semavat ve arza bakan bir kelâmıyla semavat ve arzın sebeb-i hilkatı ve çekirdek-i aslisi ve en mükemmel ahir meyvesi olan Habib-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm’a karşı hitabında o eyyamları istimal etmek, Kur’ân’ın ulviyetine ve muhatabının kemaline yakışır aynı belâğattır.

(Haşiye) Bu hesap şamlı Hafız, Kuleönünde Mustafa ve arkadaşı Hafız Mustafa’nın şehadetiyle bir dakika zarfında ezber yazılmıştır. Sene üçyûz altmış gün hesabına göredir. Kusur var ise, bakılmamak gerektir.

{Elyazma yirmidokuzuncu mektupta Rumûzat-ı Semaniye , s: 165.}

Said-i Nursi