SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

BU YAZI BİR İLLÜZYON DEĞİLDİR, HAKARET İÇERMEZ.

BU YAZI BİR İLLÜZYON DEĞİLDİR, HAKARET İÇERMEZ.
Ahmet Kemal Öncü( ahmetkemaloncu@nurdanhaber.com )
02 Aralık 2019 - 9:50

BU YAZI BİR İLLÜZYON DEĞİLDİR, HAKARET İÇERMEZ.

Ya kandırılmışsak!

Ya gördüklerimiz bir illüzyonsa!

Zaman zaman inanageldiklerimizi farklı perspektiflerden değerlendirmekte fayda var.

Yirmibirinci yüzyılda yaşıyoruz; algıyı kim yönetiyorsa zihinlere de onlar hükmediyor.

Belki de bu yüzyıllar boyunca böyleydi.

İllüzyonlarımız inançlarımız oldu.

İnançlarımız takıntılarımız.

Takıntılarımız yaşam biçimimiz.

Yaşam biçimimiz düşünce tarzımız.

Düşünce tarzımız da bizden daha uyanık olan mihrakların bizi kullanabilmesi için birer fırsat.

Neden olmasın?

Eğer böyleyse hiç kimseye kızmıyorum.

Çünkü onlar da bir önceki nesillerin muhtemel kurbanı oldular.

***

Bugünkü mevzum tasavvufa dair arkadaşlar.

Kocaman, derin ve biraz da gizemli bir konu aslında.

Ama ben ne derine inmek ne de gizemli kapıları açmak niyetindeyim.

Konuyla ilgili doğrudan birkaç fikrimi paylaşıp müsade isteyeceğim.

Sözlerim ne illüzyon ne de hakaret içerir. Rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Ben kardeşinizin bir yanı sufi olsa da “güncel sufi akımlara” mesafeliyim. Bu konuda daha çok tarihte kalmayı tercih ediyorum.

Zühd ve takvanın, mahfiyet ve fedakarlığın öne çıktığı dönemlerin meşayihını merak ediyor onların yolunu yordamını öğrenmek istiyorum hep. ( Maveraünnehir ulema ve evliyası özellikle hayranı olduklarım. Buhara, Semerkand erenleri gibi. Elbette Anadolu ve İstanbul erenleri de başımızın tacı.)

Tarihteki belli dönemlerin insanları bana daha sade ve samimi geliyor. Ve daha entellektüel, daha derinlikli, daha üretken.

Ama günümüzün “görece bilgisiz” ve dünyevileşmiş şeyh olma iddiasındakilerden uzağım.

Kimse darılmasın bana, onları çiğ ve yavan görüyorum.

Maalesef devrin problemlerine aklı başında çözümler önerebilen bir şeyh efendiyle henüz karşılaşabilmiş değilim.

Gençliğin aklındaki rahmani ve nefsâni suallere derde devâ olacak cevaplar üretebilen bir üstazla tanışabilmiş değilim.

“Hadi ordan, sen de kimsin” diyebilirsiniz bana ama “var benim bir tanıdığım, bizim şeyhimiz mükemmel, senin nasibin yoksa biz napalım” gibi ucuz itirazlar geliştirmeyin hemen.

Adam gibi bir şeyh nasıl olur iyi bilenlerdenim.

Bir tabîbi hâzıkın vasıflarından haberdarım.

Bu yaşımda hâlâ olgun bir müslüman olmayı başaramasam da hocanın iyisini kötüsünden, alimin gerçeğini sahtesinden ayırırım.

Baylar bayanlar, maalesef dört dörtlük “işte budur” diyebileceğimiz bir şeyhiniz, bir rol modeliniz/modelimiz yok.

Çünkü sonuçlar ortada.

Üzgünüm.

Peki neden aşıksınız o zaman bağlı olduğunuz şeyhlerinize?

Neden bir türlü o gönüllü hipnoz olma girdabından kurtulamıyorsunuz?

Çünkü sevmişsiniz, sevdirilmişsiniz, hayran bırakılmışsınız onlara da ondan.

Çünkü siz kendiniz olabildiğince noksansınız da ondan.

Dînî müktesebat ve rol model meselesinde kalite seviyeniz çok düşük de ondan.

Bu yüzden sizden biraz daha iyi olanlar gözlerinizi kamaştırmaya yetiyor.

Dolayısıyla günümüz şeyhleriyle ( en azından yüzde doksan dokuzuyla) düşüp kalkmanın, onlara paçayı kaptırmanın, Allah’ın kullanma hakkını sadece size verdiği iradenizi teslim etmenin yarardan çok zarar getireceğini düşünüyorum.

Ayrıca bugün selefilerin dediği gibi şirk ile aralarında neredeyse hiç bir bariyer kalmamış, her şeye muktedir şeyhler, yarı ilahlar olarak aramızda dolaşıyor.

Ha sosyolojik olarak “sürülerin güdülebilmesi, cemiyetin bir arada rahatlıkla kontrol edilebilmesi” için belli bir düzeyde topluma lazımlar diyorsanız başka mesele.

O devlet erkinin ferasetli iradesine kalmış.

Zaten benim sözlerim de sürü halinde yaşayanlardan çok birlik ve beraberliği ümmet çapında tahayyül edenlere.

Kötü güçlerin gıdalarımıza iliştiği, genlerimizle oynadığı, kültür kodlarımıza taarruz ettiği şu çağda, akılları zorlayan ahlaki saldırılar altında yaşadığımız şu memlekette keşke tarihte bir zamanlar olduğu gibi bu işler kılı kırk yaran yüksek bir heyet tarafından denetlense, şeyh ola çıka gelen herkes ilmî yeterlilik imtihanından geçirilip düzenli ve devamlı denetlense de bu milletin evlatları ehil ve emin olmayan mihrakların elinde heba olmasa!

Zira bu iş “nefsini kalbine, kalbini de bana bağla; seni sırat köprüsünden geçireyim” demekten çook öte bir iş.

Şakası yok.

Peki anladık, senin bir çözüm önerin var mı müslümanlara derseniz, tabi ki var;

Uzunca bir reçete yazabilirim.

Ama bir iki cümle yeterli şimdilik:

Devri fetretteyiz ve fetret dönemlerinde çakallar çok olur.

En kolay ve güvenli yol başa dönmektir.

İşe Rasülullah’ı yeniden öğrenmekle, O’nun güzide Ashabı’nı silbaştan tanımakla başlayabiliriz.

Bize tanıdığımız herkesten daha güzel yol göstereceklerdir emin olun. Hem de hiç bir karşılık beklemeden.

Onları anlamak Kuranı anlamamızı sağlar.

Kuran’da bizi İslam’la tanıştırır.

Yetmez mi?

Bir de bulabiliyorsak bize her zaman iyiliği, doğruluğu, hak ve hakikatı tavsiye eden dostlar edinmek.

Algıları yöneten olguların kurbanı olmamak duasıyla…

Kardeşiniz Ahmet Kemal Öncü/İstanbul/Mauritius/Afrika.