Nurdan Haber

AMAN DİKKAT!

AMAN DİKKAT!
Avatar
Ahmet Kemal Öncü( ahmetkemaloncu@nurdanhaber.com )
17 Ocak 2020 - 14:41


Bu günlerde sanıyorum Libya gündemde.

Ben de bir kaç kelime sarfetmek istiyorum bu konuyla ilgili hem de okyanusun tam ortasındaki o cennet adamız Mauritius üzerinden.

Vatanperverlik hem nasip meselesi hem de yürek meselesidir dostlar.

Bu toprakları sevmek her kese nasip olmaz.

Bendeniz değişik vesilelerle söylüyorum;

Arkadaşlar bu topraklar sadece bize ait, dedemizden miras kalmış bir mülk değildir.

Bu topraklarda tüm ümmetin emeği vardır.

Dolayısıyla bu topraklar bize emanettir hatta ümmetin ortak vakfiyesidir.

Evet bizler yeryüzünün bu en güzel, en önemli coğrafyasının hamileriyiz ancak sadece “Türk” kanıyla sulanmış bir yurt değilki burası.

Sadece bizden birileri şehit olmadıki, sadece aynı dili konuştuğumuz hem ırklarımız bedel ödemediki.

Dilini, memleketini bilmediğimiz Ümmeti Muhammed’in diğer fertleri de canını verdi, malını verdi.

Bu konuyla ilgili size çok enteresan bir hikaye anlatacağım.

Merak etmeyin, uzun değil kısa.

Sene 1911.

İtalyan kefereleri Trablusgarb’a saldırır. Yani Libya’ya.

Sebep, sadece diğer emperyal Avrupalı şebekelerden geri kalmama arzusu.

Saldırırlar.

Ve ümmetin kalbi orada atmaya başlar.

Halifei Müslimin gerekli cevabı vermek için derhal harekete geçer.

Osmanlı Coğrafyasın’dan birliklerin o bölgeye doğru sevkiyatı başlar.

Anadolu’dan, Kafkasya’dan, İstanbul’dan…

Dünya nefesini tutar, bu savaştan gelecek haberleri bekler.

Osmanlıya hiç şans verilmez.

Çünkü zayıftır.

Çünkü mecalsizdir.

Ancak öyle bir ülke vardır ki o ülkedeki müslümanların kalbi savaşın sonucu ne olursa olsun İstanbul’da atmaktadır.

Bişeyler yapmalıdırlar.

Ama nasıl mümkün olacaktır bu.

Zira yaşadıkları yer Hint Okyanusu’nun ortasında bir küçük adadır ve İngilizlerin kontrolünde bir vali tarafından yönetilmektedir.

Gitmek ne mümkün, gelmek ne mümkün!

Burası o günkü meşhur adıyla Moris Adası, bugünkü meşhur adıyla Mauritius’tır.

İstanbul’a zamanın şartlarında gemiyle iki-üç aylık mesafede.

Ada Müslümanları derhal bir araya gelir ve büyük bir toplantı yaparlar.

Toplantıya takribi üç bin kişi katılır.

Müslümanları temsilen Ada’nın ileri gelenleri söz alır ve İslam topraklarına dolayısıyla İslam’a yapılmış bu saldırının bertaraf edilmesi için neler yapılabilir diye tartışırlar.

İki sonuç çıkar toplantıdan.

Eğer devlet izin verirse eli silah tutan müslümanlar deniz yoluyla İstanbul’a gidecek, halife hazretlerine teslim olacaklar.

Ya da eğer izin çıkmazsa Ada’daki istisnasız imkanı olan her müslüman mallarıyla Trablusgarp’taki din kardeşlerini destekleyeceklerdir.

Ve tabiki İngiliz valiliğinden hiç bir müslümanın Trablusgarba gelip müslüman kardeşleriyle omuz omuza savaşmasına izin verilmez.

Pes eder mi müslümanlar?

Hayır.

Bunun üzerine büyük bir kampanya düzenlenir.

Yardım kampanyası.

Herkes elinde avucunda ne varsa verir.

Öyleki sahip oldukları tek evini verenlerden tutta, bugün milyonlarca liraya tekabül edecek miktarda servetlerini bağışlayanlar olur.

Peki Mauritius müslümanlarının bu kardeşliği bir defaya mahsus olarak mı kalır? Hayır.

O günden sonra Ada müslümanları iki ayda bir toplanırlar ve Osmanlı’ya düzenli olarak para göndermeye başlarlar.

Her iki ayda bir.

Nereden biliyoruz?

Ne mutlu bize ki belgelerinin, makbuzlarının hepsi elimizde de oradan.

Bildiğiniz gibi Trablusgarp harbi bir yıl sürdü ve bizim yenilgimizle sonuçlandı.

Zira akılsız ittihat ve terakki yönetiminin de katkılarıyla Balkanlara ateş düştü. Ve Balkan Harpleri başladı.

Peki yine Mauritius müslümanları durdular mı? Tabiki hayır.

Aynı yardımları, aynı cömertlikte Balkan Harpleri için de göndermeye devam ettiler.

Bu göz yaşartan kardeşlik örneğini Çanakkale’ye kadar sürdürdüler.

Hatta İngiliz ordusuyla Mauritius’tan Çanakkale’ye gelip, saf değiştirip, bizlerle birlikte İngilizlere karşı savaşan Mauritius’lu müslümanlar dahi oldu.

Taki 1923 te yeni hükümet kurulup geçmişiyle bağlarını kopardığını ilan edinceye kadar.

Evet. Uzun tutmayacağım demiştim.

Burada kestim.

Bu hikayemizin belgelerini, kahramanlarını ve bu kahramanlık hikayesinin enfes detaylarını halen TRT Türk’te her hafta yayınlanan Okyanustan Gelen adlı belgesel filmimizden izleyebilirsiniz.

Son söz olarak;

Kıymetli arkadaşlar, elbette ki bu vatan bizim.

Ancak sadece bizim değil; bu vatan, bu topraklar için şehit düşen Suriyelilerin de, Kafkasyalıların da, Azerbaycan Türklerinin de, Balkan Müslümanlarının da, Afrikalıların da, Hintli kardeşlerimizin de vatanı.

Ve hatta 7500 km uzaklıkta, okyanusun ortasındaki Mauritiuslu müslümaların da…

Aman dikkat!

“Vakıf arazisi” üzerinde yaşıyoruz.

Bir cümle de Türkiye dışındaki müslümanlara gelsin;

Kardeşlerim!

Sahip olduğunuzu düşündüğünüz topraklar sadece sizin değil. Bizim de.

Çünkü o toprakların İslam beldelerine dönüştürülmesinde sizin kadar bizim atalarımızın da kanı var.

Aman dikkat!

“Vakıf arazisi” üzerinde yaşıyorsunuz.

Not: Tam 15 sene evvel, 2005 te yolumuzu hasbel kader Mauritius’a düşüren Rabbimize şükürler olsun.

Bugün eşim ve bendeniz, 110-120 sene evvel Osmanlı ve Mauritius müslümanları arasında gerçekleşen bu kardeşlik hikayesini gün yüzüne çıkarmış olmanın onurunu yaşıyoruz.

Ve bu güzel Ada’da kalbi hâlâ ümmet için çarpan, yüreği Türkiye’ye bağlı binlerce Mauritius’lu kardeşi bize veren Allah’a şükürden aciz olduğumuzu itiraf ediyoruz.

Ahmet Kemal Öncü/İstanbul-Mauritius-Afrika