Nurdan Haber

HÜR BİR ABDULLAH OLMAK

HÜR BİR ABDULLAH OLMAK
26 Ocak 2020 - 11:57

Çağımızda çokça telaffuz edilen özellikle gençlerin dilinden neredeyse hiç düşürmedikleri bir kelimeden bahsetmek istiyorum; özgürlük ya da eskilerin kullanımıyla hürriyet…

Hangi kavram olursa olsun kullanıldığı toplumdaki zihinlerde nasıl bir karşılık bulduğu çok önemlidir. Buna binaen “hürriyet” kavramı da Arapça kökenli bir kelime olup, o toplumda “köle olmama” anlamında gelmektedir. Yani bir insanın kendisini parayla satın almadığı, ona bu yüzden hizmet etmek zorunda olmayan kişi; “hür” kişi olarak tanımlanır ve toplumdaki hakları ve sorumlulukları buna göre belirlenir.

Bu sözcük Türkçemizde ise en yakın manada olan “özgürlük” kelimesi ile karşılık bulmuştur. Hâlbuki özgürlük kelimesinin kökü olan “öz” kavramı “benlik” anlamına gelmekte ve özgürlük kelimesi ise “bu benliğin hiçbir sınır kabul etmeksizin her şeyi yapabilmesi” olarak tanımlana gelmektedir. Hürriyetin ve özgürlüğün bu tanımlarından sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; evet insanlar hürdürler ve hür olmalıdırlar ama asla özgür değillerdir ve olamazlar.

Şimdi bu söylemimizin ne anlama geldiğini biraz daha açalım. Ebette, insana yakışan başka bir insan tarafından istibdat altında tutulmak ve hareketlerinin onun keyfine göre kısıtlanması değildir. Bundan dolayı insanların tamamen başka bir insanın inisiyatifine bırakılmış, hiçbir sınırı ve kuralı belli olmayan, üzerinde her türlü tasarrufu yapabileceği bir köle konumunda olması başta insanın irade, akıl, vicdan gibi donanımlarına aykırı bir durumdur. Çünkü hür olmayan kişi bu donanımlarının hiçbirini kullanamayan robot gibi bir eşya durumuna düşecek, insan olmasının da bir manası kalmayacaktır.

Hem İslamiyet açısından da bakıldığında az önce saydığımız insani özeliklerini kaybettiğinden yaratılış amacından çıkarılmış bir kul konumunda olacağı için Rabbisine karşı gerçek kulluğu sergilemesi de pek mümkün olmayacaktır. Bundan dolayıdır ki İslamiyet, cahiliye Araplarına geldiğinde çeşitli vesilelerle köleliği en aza indirme ve sonunda ortadan kaldırmayı amaçlamış ve insanları hür birer Allah’ın kulu konumuna getirmeye çalışmıştır. Evet, insanlar hürdürler ve hür olmalıdırlar ama yine de abdullahtırlar yani Allah’ın kuludurlar.

Özgürlük kavramında ise mesele buradan da ileri götürülüp, kişinin tamamen benliğine yani nefsine ve her istediğine göre hareket etmesi gerektiği ifade edilerek bunu kısıtlayan her şey karşı cephede değerlendirilmektedir. Ne yazık ki bundan ilk nasibi alan ise din ve dini kurallar olmaktadır.

Hâlbuki yukarıdaki manada yani istediği her şeyi yapabilmesi anlamında özgürlük kavramının karşısına çıkan birçok engel bulunmaktadır.

Mesela, başta kişinin kendi istekleri ve hedefleri vs. kendi özgürlüğüne en büyük engeldir. Çünkü insan bazen olur bir hedef belirler ve o hedefe ulaşmak adına istediği birçok şeyden vazgeçmek zorunda kalır, onları yapamaz. Eğer yapsa bu defa da istediği hedefi gerçekleştiremeyeceğini bilir. Bu durumda insanın iki farklı isteği birbiriyle çatışmakta ve ikisini de aynı anda yapması mümkün olmadığı için birinden mecburen vazgeçmek zorunda kalmaktadır yani bir nevi kendi eliyle kendi özgürlüğünü kısıtlamaktadır. Hem mesela zayıflamak istiyorsa yağlı ve abur-cubur yememesi gerekir ve spor yapmalıdır. Hâlbuki o kişi bu sayılanları da yapmanın özgürlüğünü istemektedir. Ya da iyi bir okula yerleşebilmek için çok çalışması ve bazı eğlenceli aktivitelerden bir süre uzak kalması gerekmektedir. Hâlbuki o kişinin nefsi eğlenceye daha çok zaman ayırmak ister. İşte görüldüğü gibi insan aslında çoğu kez her şeyi sınırsızca yapabilme manasında, kendi özgürlüğünü kendisi kısıtlamaktadır.

Ya da toplumsal ve resmi kurallar kişinin sınırsızca yapmak istediği birçok şeyi yasaklayarak ve yaptırım uygulayarak engellemektedir. Mesela kişi kolay yoldan zengin olmak adına korunaksız bir parayı ve malı almak istediği zaman kanunlar hemen devreye girer. Ya da toplumun onu dışlaması ve ayıplaması ile karşılaşacağını bildiğinden canının çektiği birçok şeyi yapamaz. Bunlara karşı ise elinden hiçbir şey gelmemektedir.

Hem fizik kanunları da insanı bu dünyada birçok noktadan kısıtlamaktadır. Mesela merdiven kullanmadan on katlı bir binadan aşağı inmek isteyen kişi yerçekimi kanunu gereğince düşer, hem şu kollarla havada uçmak isteyen bunu başaramaz ya da çıplak gözle çok uzakları ve en ince şeyleri görmek hem şu kulakla karıncanın sesini işitmek isteyenin bunu gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bunlar için alet icad etme ve kullanma zahmetine katlanması gerekir.

Yukarıda da söylediğimiz ve örneklerini verdiğimiz gibi insanın mutlak manada özgür olması mümkün değildir. Çünkü özgürlüğünü kısıtlayan çok şeyler vardır. Bunlardan devletin ve toplumun kurallarını, fiziki imkânsızlıkları ve kendi isteklerini vs. görmeyip sadece dini kuralları özgürlüğüne bir engelmiş gibi görmek hiç de insaflıca bir bakış açısı değildir. Böyle düşünen kişi elinden geliyorsa devletin kurallarını da delsin ve devletin ona ceza vermesine karşı “sen bana karışamazsız” desin ya da uçurumdan kuşlar gibi süzülmeye kalksın ya da birçok idealini ve hedefini bir kenara atıp eğlenmeye baksın. Elbette bunları göze alamayacaktır. Hâlbuki iş dine gelince “ben özgürüm, hiç bir şey benim özgürlüğümü kısıtlayamaz” diye kendini kandırmaktadır.

El hâsıl, insan yaratılışı itibariyle mutlak bir özgürlüğü sahip olamaz. Çünkü onda kulluk özellikleri olan acz ve fakr vardır. Yani güçsüz ve muhtaç bir şekilde yaratılmıştır. Bu özellikler de kişiyi, illa ki kendisinden daha güçlü ve varlıklı bir noktaya yöneltir. Eğer insan bu noktayı Rabbi olarak belirlemez ve ona kulluk etmez ise her menfaatli şeye ve her korktuğu varlığa kulluk etmek yani onların dediğini yapmak ve onlardan çekinmek zorunda kalır. Mesela para, makam sevgisi, şöhret hissi ve bunları kaybetme korkusu, kişinin hayatını hep bunlara göre yönlendirmesine ve bunlar uğruna yaşamasına sebep olacak ve bu durumda iddia ettiği özgürlükten bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Hem o kişi para, makam, şöhret gibi şeyleri elde etme yolunda dinin koyduğu bazı kuralları özgürlüğüne engelmiş gibi görecek maalesef dinin sağladığı gerçek özgürlükten de uzaklaşarak kendini sayısız zincirlere vurduğunun farkına varmayacaktır.

Öyleyse gerçek manada özgürlük, sadece Allah’a kul olup başka bir şeye eyvallah etmemektir. Bu ise sebeplere gerçek bir tesir vermeden her şeyi yalnızca Allah’tan bilmek ve sadece O’ndan yardım istemek demektir. Evet, hakiki bir surette iman eden kul, kâinatta atomdan galaksilere kadar her şeyin Rabbisinin emrinde olduğuna inanır ve her durumda ona güvenir, tevekkül eder. Bu da onu tüm kâinata karşı “Hür bir Abdullah” eyler.

Mehmet BİLEN