Nurdan Haber

Üstâd’ın Şahsî ve Hususî Hayatı-1

Üstâd’ın Şahsî ve Hususî Hayatı-1
Avatar
Nurdan Haber( ismail@nurdanhaber.com )
19 Mart 2020 - 10:26

O Hazretin Barla’da sürdürdüğü manevi cihad-ı ekberinin düsturları olan Risale-i Nur eserlerini te’lif ve tashih ve neşir hizmetleri yanında.. Ve talebelerini ikaz, teşvik, tergib ve irşad vazifelerinden başka, bir de onun hususi ve şahsî hayatı hakkında bir iki noktaya temas etmek yerinde olur.

Şahsî ve hususî hayatı denince de, hususi ibadet, zikir ve tesbih, tazarru ve münacat şekli yanında; yemesi, içmesi, iktisad ve kanaatı, istiğnası ve hakeza… Uykusu, giyimi, temizliği, iffeti muhafazası, nezaheti.. Ve talebe ve dostlarına ve diğer Müslüman halka karşı muaşeret âdabı, insanî muameleleri ve tevazu’ ve saire gibi şeyler muraddır.

Onun hususi ahvali; lahikalar kitaplarında yer alan yakın talebelerinin yazdıkları takriz mahiyetindeki mektuplarında.. Ve ayrıca bugüne kadar yazılmış hayat tarihçelerinde ve buraya kadar, belki vefatına kadar olan hayatına dair kitabımızın çeşitli kısımlarında müteferrik şekilde kaydedilmişlerdir. Ancak kısmen de olsa, bunları bir arada muhtasar bir fihriste şeklinde cem’ etmeyi uygun bulduk. Bunu da sadece Barla ve Isparta hayatında görülen, duyulan ve kaydedilen kısımlarından derliyeceğiz.

Evvelâ: Üstâd Hazretlerinin hususî ibadeti, zikir ve tesbihleri keyfiyetini ele almak istiyoruz. Nasıl ki, rivayet yoluyla gelen bu hususî ahvalinin bazı köşelerine temas edilmiş, bir çok risale ve mektuplarda da kaydedildiği üzere, onun hiç bir zaman değişmiyen müstemir bir adeti olarak:

Her zaman yatsı namazını kıldıktan sonra, hemen yatağına girip uzanır.. ikibuçuk-üç saat sonra da kalkar, abdest alır ve evrad ve ezkâriyle meşgul olur. Onun sünnet-i Seniyyeye tam mutabık olan bu adeti, kış ve yaz asla değişmeden devam ettiği, hizmetinde bulunmuş bütün hizmetkârlarının şehadetiyle sâbittir. Aynı zamanda, -Çok mühim bir nur hizmeti olmazsa -atsı namazından sonra, ta ertesi günü kuşluk vaktine kadar ziyaretçi kabul etmediği de sâbit hallerindendir.

Geceleri kalktığında, iki rek’ât teheccüd namazını edadan sonra; 1922’lerde Yuşa’ tepesinde inzivaya çekildiği günlerinden beri kendisine vird edinmiş olduğu başta Cevşen’ül Kebir münacaatını ve ism-i A’zamı tazammun eden altı Esma-i Hüsnayı.. Ve ayrıca da Van’da Erek dağında bulunduğu sıralarda, Mecmuat’ül Ahzab kitabından seçmiş olduğu bazı mübarek vird ve duaları.. Bunların yanında bir de hususî olarak Kur’ân’dan alıp vird edindiği hizipleri okur, tazarru’ ve münacâtlarda bulunur, ta sabah namazı vakti olan fecre kadar…

Sabah namazından sonra da, bitirememiş dua ve virdleri varsa, seccadesinden kalkmadan oturur, onları da bitirir ve bunların hitamından sonra

da, iki rek’at Duha namazını da kılar.. Daha sonra kalkar, kahvaltısını yapar. Kahvaltıdan sonra da Risale-i Nur’un ya te’lifi veya tashihiyle meşgul olmaya başlar.

Hazret-i Üstâd Barla’da iken, hususî hayatının bu kısmı -yazıldığı tarzda tehalüf etmeden hep devam ettiğini, bize bizzat Barlalı Merhum Sıddık Süleyman anlatmıştı.

Yemesi İçmesi

Bu hususta, yine merhum Sıddık Süleyman’dan aldığımız malûmata göre, Hazret-i Üstâd’ın Barla hayatında yemesi ve içmesi, çok sade ve ucuz, fakat mugaddî ve safî olup, iktisadın zirvesinde olarak devam etmiştir. Barla’daki hayatında bu böyle olduğu gibi, Kastamonu ve Emirdağı’nda da aynı şekilde cereyan etmiştir. Yediği şeyler, sade ve basit, fakat besleyici ve temiz ve taze şeylerden olurdu. Bir öğünlûk yemeğine, çok az taze fındık kadar bir tereyağı.. Taze inek yoğurdu, taze günlük yumurta, çok az pirinç veya şehriyeden çorba yapar veya yaptırır yerlerdi. ıyi zeytin yağını da kullanırdı. Günde bir iki defa da açık çaydan bir iki bardak içerlerdi.

Barla’da onun bu çorbası, ilk başlarda onun ilk mihmandarı olan merhum Muhacir Hafız Ahmed Efendi’nin evinde yapılır gelirdi. Bazen de kendileri çorbasını hazırlarlardı. Daha sonraki yıllarda, bazen talebesi Abdullah Çavuş’un evinde, bazen de Sıddık Süleyman’ın evinde hazırlanır gelirdi.

Talebelerinin evlerinde yapılıp gelen yemeklerinin temel maddelerini veya karşılığını mutlaka kendisi verdiği veya ödediği gibi, ayrıca da bir kaç kuruş getirme götürme ve pişirme gibi şeyler için de bazen verirlerdi.

Hediye, ne olursa olsun, karşılıksız asla kabul etmezlerdi.

Mufassal Tarihçe-i Hayat 2 – 946/948

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR