Nurdan Haber

Siirt Tillo Meşayihinden Büyük Alim Molla Burhan Yıldırım Hoca Efendi Anlatıyor:

Siirt Tillo Meşayihinden Büyük Alim Molla Burhan Yıldırım Hoca Efendi Anlatıyor:
29 Haziran 2020 - 9:29

Siirt Tillo’da binlerce talebe, müderris alim yetiştiren Şeyh Molla Burhan Hocaefendi, Bediüzzaman için: “Nübüvvet dışında bütün vasıflara layıktır. Öyledir, yemin ediyorum, layıktır vallahi…”

Risale-i Nur’un sadeleştirilme konusu sorulunca: “Ben Arapçayı Türkçeden daha iyi biliyorum, ama orijinalinden okuyorum. Bu daha tesir ediyor. Anlamıyorum diyenler yanılıyor, kalbi ruhu anlıyor, böyle tesir ediyor.”

Siirt Tillo Meşayihinden ve Kanaat Önderlerinden

Büyük Alim Molla Burhan Yıldırım Hoca Efendi Anlatıyor:

Medreselerimizde bütün öğretici kadrosu dahil öğrenciler Risale-i Nur okuyorlar. Birlikte her cumartesi günü iki ders yapıyoruz. Risale-i Nurlar Kur’ânın bu asırdaki mu’cize-i mâneviyesi ve hoş bir tefsiridir. Herkes kabiliyetine göre hissesini almaktadır. Müptedi olan da müntehî olan da… Ben diyorum ki hiç anlamayanlar bile gelsinler, Üstad’ın o mübarek kelimelerinden istifade etsinler. Nurların öyle bir hasiyeti vardır ki hiç kimse hissesiz kalmaz maşâallah. Kalbi nurlandırıcıdır. Allâmeler de istifade ederler mutavassıtlar da yeni başlayanlar da…

“Artık hocalarımız da Risalelere sahip çıkıyorlar, okuyorlar ve istifade ediyorlar. Buranın mühim bir misyonu da ilim erbabı arasındaki ittifakı sağlamış olmasıdır. Nurlar ilim dünyasına kuvvet veriyor, bakıyorlar ki Kur’ân tefsiridir, sarılıyorlar. Sadece bizim kursumuzda değil, bütün çevrede kabul görüyor, yaygınlaşıyor.

“Üstad’ın müceddidiyeti noktasında aslâ şüphe edilemez. Hani bazan diyorlar ki, Üstad şudur veya budur, mehdîdir, müceddittir. Ben diyorum ki Üstad 6000 küsur sayfalık ilim ve irfan hazinesiyle, hayatı, fikir ve mücahedeleriyle ortadadır. Elbette ki anlaşılacaktır, anlamaya da mecburuz. Elhamdülillah biz anlamışız.

“Şöyle bir misâl verelim: Gavs-ı Hizan Seyyid Sıbğatullah el-Arvâsî (Kaddesallahu Esrârehû) gibi… Bir şiir vardır, O’nun halifelerinden Molla Halid-i Ölekî’ye (K.S.) ait. Der ki: “Der senâyeş cüz Nübüvvet ez kemâlât-ı beşer. Kul velâ tahşe…” yani “Nebîlik dışında beşer kemâlatına dair O’nun (Gavs-ı Hîzânî’nin) hakkında ne söylersen söyle, korkma, değer.” Yani nübüvvet hariç hangi vasıfla ister Gavs ister başka bir sıfatla zikredersen et, söyle ve korkma, yeridir. Ben de diyorum ki, Üstad Bediüzzaman için de Nübüvvet dışında bütün vasıflar lâyıkdır. Öyledir yani, yeridir de. Yemin ediyorum, lâyıktır vallahi…

“Diyelim ki, Nur talebelerinde şayet şahsî kusurlar varsa Üstad’ı ve Risale-i Nur’u bağlamaz ve ona bir kusur izafe edilmez. Biz Zeyd ve Amr’ın (Arapça ve özellikle İslâm Fıkhı’nda İki temsilî şahıs olarak derslerde kendilerine rol ve sıfat yüklenen “A” ve “B” şahısları temsil eden simge isimler gibi ) penceresiyle, mir’atiyle o meseleye bakmıyoruz ki… Başka bir adla, nazarla bakıyoruz biz nurlara. Meselâ Risale-i Nur’a mensup olan Zeyd’in kusuru olabilir ve onu bağlar. O ummandan bir zerre almıştır, kusurlu olabilir, benim de kusurum olabilir.

Üstadımız Bediüzzaman buyuruyorlar ki: “Risale-i Nur, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin nuranî meşrebini ve Sahabe-i Kirâmın âlî seciyesini beyan eden bir nur ve feyiz hazinesidir. İşte bu mezkûr vaziyet, bugünkü dünyaya tap taze, nuranî bir hayat ve yepyeni bir veçhe vererek şu hakikati gösteriyor ki: Çoktandır birbirine muarız zannedilen ehl-i mekteple ehl-i medreseyi ve ehl-i tekkeyi, Risale-i Nur tevhid ve telif ediyor. Hem de muaraza halinde olan şarkla garbı barıştırıyor.”

Yüz sene önce harika çareler göstermiş ve müessir reçeteler sunmuş; cehaleti, fakr u zarureti, ihtilaf ve ayrılıkları yok etmenin çözüm yollarını göstermiş. Acaba bunlar uygulansaydı, bu günkü manzara ve tablo ortaya çıkar mıydı?

“Kesinlikle yaşanmazdı bütün bunlar. Üstadın reçeteleri tatbik edilseydi, kat’iyyetle olmazdı bunlar. Mümkün değil şimdiki sıkıntılar yaşanmazdı, çok daha farklı olurdu.”

“Bu ilimleri tahsil edenler, Risale-i Nuru daha çabuk kavrıyorlar. Öyle noktalar ve nükteler var ki bu ilimler onların anlaşılmasını kolaylaştırıyor, çabuklaştırıyor. Kur’ân ve Sünnete dayalı olan Risaleler, bu ilimler vasıtasıyla çabuk ve hızlı çözülebilmektedir. Öyle yerler var ki, anlaşılması güç bölümler, meselâ İşârâtü’l İ’caz gibi kısımların anlaşılması oldukça zordur. Bu ilimler sayesinde bazı tabirat ancak anlaşılabilir. Mümkün değil onlarsız anlamak. Kızıl İ’câz nasıl anlaşılacak. Belirli ıstılah ve tabirat bilinmeden… Talebelerimiz zekidirler ve Nurları çok iyi anlıyorlar bu ilimler sayesinde.

Ben hep söylüyorum, bizler Arapçayı daha iyi biliyoruz, ama Türkçesinden, Üstad’ın mübarek ağzından döküldüğü gibi okumak ve dinlemek daha feyizli oluyor. O hakiki ibareleri daha tesirli oluyor. Allah razı olsun İhsan Kasım’ın Arapça tercümeleri de var, onlardan da okunuyor, ama biz Türkçesinden, yani orijinalinden ders yapmayı tercih ediyoruz. Müderrislerimiz, hocalarımız Arapçasını daha iyi anlamış olsalar bile Türkçeyi tercih ediyoruz. İhsan Kasım’ın da Arap âleminde apayrı hizmetleri oluyor elbette, Allah kendisinden ebeden razı olsun.

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR