Nurdan Haber

HZ. ÂDEM (AS)’İN BOYU NE KADARDI VE KAÇ YIL YAŞADI?

HZ. ÂDEM (AS)’İN BOYU NE KADARDI VE KAÇ YIL YAŞADI?
01 Temmuz 2020 - 10:09

HZ. ÂDEM (AS)’İN BOYU NE KADARDI VE KAÇ YIL YAŞADI?

Hz. Âdem’in Boyu

İlk insan olarak yaratılan Hz. Âdem’in boyunun ne kadar olduğu ve kaç yıl yaşadığı zaman zaman gündeme gelmektedir. Bunun en büyük sebebi, Hz. Âdem’in boyunun günümüz insanlarına göre olağanüstü farklı bir uzunlukta olduğunu ifade eden rivayetlerdir.

Önemli hadîs kaynaklarından olan Sahîh-i Buhârî ve Sahîh-i Müslim’de, ayrıca birçok tefsir ve tarih kaynağında konuyla ilgili çeşitli haberler bulunmaktadır.

Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadîste, Hz. Âdem’in boyunun altmış zira’ olduğu nakledilmektedir. Zira; “Dirsekten parmak uçlarına kadar olan uzunluk” diye tarif edilmektedir. Ortalama 60 cm. kadar bir uzunluğu ifade etmektedir.

İşte burada dikkati çeken husus “zira”nın nasıl anlaşılması lazım geldiğidir. Çünkü gerçek manasında alındığı zaman Hz. Âdem’in boyunun 35-40 m. olması gerekir ki, bir dairenin yüksekliğini 3 m alırsanız bu uzunluk, 12-13 katlı yüksekliğinde bir apartman boyu demektir. Böyle bir insan boyu hikmete uygun gözükmüyor.

İnsan 35-40 m. boyda olunca, o zaman bu boyda bir insanın kullandığı alet ve hayvanlar da ona göre olacaktır. Hz. Âdem ziraat yapmış ve bu iş için öküzü kullanmıştır. Koyun, keçi gibi hayvanları sağmış, öküzlerle çift sürmüştür. Ata ve merkebe binmiştir. Hâlbuki geçmişteki hayvanlarla günümüzdekiler arasında bir fark yoktur.

Nitekim Allah koyun ve keçiyi doğrudan ve erkekli dişili yarattığını beyan ediyor. Diğer taraftan hayvanların bir kısmının yük taşımak için, bir kısmının da yününden faydalanmak için yaratıldığı buyrulmaktadır. Bunlar hiç değişmeden günümüze kadar gelmiştir.

“Koyundan iki, keçiden iki olmak üzere sekiz eş… Ve deveden iki, sığırdan iki…”
(Enam suresi, 143 ve 144. ayetler).

“Hayvanlardan da (çeşit çeşit yarattı). Kimi yük taşır, kiminin yününden döşek yapılır…”
(Enam suresi, 142. Ayet).

35-40 m. boyundaki bir insanın bu hayvanlara binmesi, onlarla çift sürmesi ve sütünü sağması nasıl mümkün olacaktır. Meyvesinden faydalanacağı ağacın da ona göre olması beklenir. Şimdiye kadar yapılan arkeolojik kazılarda de ne bitkilerin boyunda, ne ağaçların boyunda ve ne de hayvanların boyunda anormal bir değişikliğin olmadığı görüldü. Diğer taraftan, kazılarda çıkan alet ve edevatın, araç ve gereçlerin de, günümüzdeki insan boyuna uygun olduğu anlaşılmaktadır. Bütün tarihî yapıların, en eski mağara resimlerinin ve kayalara oyulmuş evlerin, günümüz insanının boyutlarıyla uyumludur. Kâbe, Müslümanlar için en eski tarihî eserlerden birisidir. Bunun geçmişi, ilk insan olan Hz. Âdem’e kadar uzanmaktadır. Hz. Peygamber’e (sav) yeryüzünde kurulan ilk mescidin hangisi olduğu sorusuna “Mescidü’l-Harâm” cevabını verdiği belirtilmektedir. Bunun ilk defa Hz. Âdem tarafından inşâ edildiği nakledilmektedir. Bu konuda rivâyet edilen bir hadîs şöyledir:

“Allah Cebrâil’i, Kâbe’yi binâ etmelerini emretmesi için Âdem ve Havvâ’ya gönderdi. Âdem Kâbe’yi binâ ettikten sonra ise onu tavaf etmeleri emredildi ve ‘Sen ilk insansın, bu da insanlar için binâ edilen ilk beyt!’denildi.”

Kâbe, zaman içinde tahribata uğramış, yıkılarak kaybolmuştur. Bazı rivâyetlerde Nuh Tufanı’ndan sonra yıkılıp kaybolduğu belirtilir. Kâbe’yi, Hz. İbrahim’in Allah’ın emriyle ilk kurulduğu yerde ve aynı kaide üzerine Hz. Cebrâil’in rehberliğinde tekrar bina ettiği belirtilir. Hz. Âdem’den günümüze kadar temel yapısı muhafaza edilen Kâbe’nin yapısı ve şekli, 35-40 m boyundaki insana göre değildir.

Arapça’da altmış çokluğu ve büyüklüğü ifade etmek için de kullanılmaktadır. Bizim dilimize de geçmiş olan; “Sittin senede (60 senede) bu işi yapamazsın” tâbiri, yani “Senin bu işi yapman mümkün değildir” manasında sıkça kullanılmaktadır. Bazı hadis âlimleri de Hz. Âdem’in altmış zira’ olarak zikredilen uzunluğunun, onun dünyaya indikten sonraki boyu değil, cennetteki boyu olduğunu savunur.

Netice itibariyle Hz. Âdem’in altmış zira’lık boyundan bahseden hadîslerdeki “zira” ifadesiyle kastedilen ölçünün uzunluğunu farklı şekilde anlayanlar olmuştur. Bazıları bu uzunluğun Hz. Âdem’in mânevî azamet ve bereketini ifade ettiğini belirtir. Bazıları da Hz. Âdem’in dünya hayatındaki uzunluğunu değil, cennetteki uzunluğunu ifade ettiğini ileri sürmektedirler.

Hz. Âdem’in Yaşı

İlk insan Hz. Âdem’den itibaren insanların yaşlarının uzun olması hikmete daha uygundur. Çünkü hem insanların çoğalması ve hem de mevcut bilgi birikiminin ve sanatların gelecek kuşaklara aktarılmasının temini için uzun ömre ihtiyaç vardır. Kur’an’da Nuh (as) ve kavminin bin yıla yakın ömür sürdüğü nazara verilir:

“Andolsun, biz Nuh’u kendi kavmine elçi olarak gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu âlemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk”

Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Nuh (as) 950 yaşında öldüğü belirtilir. Buradaki 950 yıllık süre Kur’an’da peygamberlik süresi olarak ifade edilir.

Kitab-ı Mukaddes’in verdiği bilgilere bakılırsa, o devirde insanların hayli uzun ömürlü oldukları anlaşılmaktadır. Bu bilgilere göre, Hz. Âdem’in (as) 930 yaşında, Hz. Şit’in (as) 912 yaşında vefat ettiği bildirilir.

Aklen ve mantıken bir insanın uzun ömürlü olması mümkündür. Bir kimsenin ömrü on yıl olabildiği gibi, bazılarının ömrü de bunun on katı, yani yüz sene olabiliyor. Dolayısıyla bir başkasının da ömrü, yüz sene olanın on katı kadar olabilir. Buna mani nedir? Yani, yüz sene yaşayanın daha uzun da yaşaması mümkündür. Çünkü insana yaşama gücünü ve sıhhatini veren onu yaratan Allah’tır. Allah Hz. Nuh’un kavmi içinde 950 sene yaşadığını beyan buyuruyor. Demek hem Nuh (as) ve hem de kavmine uzun ömür verildiği gibi, Hz. Âdem’e de uzun ömür verilmiştir.

Prof. Dr. Âdem TATLI

Kaynak:
• Gördük, Y. E. Hz. Âdem’in boyu ile ilgili rivâyetler üzerine. Ekev Akademi Dergisi Yıl: 17 Sayı: 56, 2013, s.121-133.
• Buhârî, 2002, Ehâdîsu’l-Enbiya, 1; Müslim, 1992, Cenne, 28; Ahmed b. Hanbel, 2001, XIII, s. 504; el-Bezzar, 1988, XV, s. 163; İbn Hibban, 1988, XIV, s. 33; el-Bağavî, 1983, XII, s. 254.
• el-Mutarrizî, t.y., s. 174; ez-Zebîdî, t.y., XXI, s. 5-8; İbn Manzûr, 1992, VIII, s. 93-95;
• Mutçalı, 1995, s. 293.
• Jo McDonald, 2005; Zur Nedden D. vd., 1994, s. 809-818.
• Keeley L.H., 1996; Manuel Dominguez Rodrigo vd., 2005, s. 109–121; Semaw S., 2000, s. 1197–1214; Swend Hansen, 2010, s.10-98.
• Gregory Curtis, 2006; R. Dale Guthrie, 2006; Klaus Schmidt, 2007, s. 7-65; Antonio Beltran Martinez, 1982; Nancy K. Sandars, 1968.
• Ahmed b.Hanbel, 2001, XXXV, s. 310; Buhârî, Ehâdîsi’l-Enbiyâ, 39; İbn Mâce, 1952, Mesâcid, 7;Nesâî, 2001, Mesâcid, 3; İbn Hibban, 1988, IV, s. 475.
• Taberî, 2000, VI, s. 21;Sa’lebî, 2002, III, s. 115.
• Beyhakî, 1982, II, s. 45; İbn Kesîr, 1988, I, s. 102; el-Aynî, tsz, IX, s. 211; Suyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs, XI, s. 121; el-Hindî, 1975, XII, s. 213).
• Taberî, 2000, III, s. 58-60; VI, s. 21; İbn Ebî Hâtim, 1998, s. 232; İbn Atıyye, 2000, I, s. 210; İbn Kesîr, 1999, I, s. 434; İbn Haldûn, 1988, I,s. 436; Seâlebî, 1997, I, s. 317.
• İbn Kuteybe,1999, s. 321.
• Ankebut suresi, 14-15. Ayetler.
• Tekvin 9/29.
• Tekvin, Bab 5/5.
• Tekvin. Bab.5/8.