Nurdan Haber

Hüsnü Ağabeyden Genç Kardeşlerimize Tavsiyeler

Hüsnü Ağabeyden Genç Kardeşlerimize Tavsiyeler
07 Temmuz 2020 - 12:42

Son günlerde Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’i farklı şehirlerden genç kardeşlerimiz ziyaret ediyorlar. Ağabeyimiz de kemal-i memnuniyetle yoğun programı arasında bu genç kardeşlerimize vakit ayırıyor. Hem kendilerini dinliyor hem de onlara Nur hizmetinin düsturları, meslek ve meşrebimizin esaslarını ders veriyor.

Hüsnü Ağabey şefkatiyle daima nazarları Risale-i Nur’a ve Nur hizmetinde Hz. Üstad’ımızın müstakim cadde-i kübrasına çekiyor ve daima Nurlu hizmetteki muvaffakiyetin sırrı bu düsturlara ittiba ile mümkün olacağını ifade ediyor. Kısaca başlıklar halinde Hüsnü Ağabey ziyaretine gelen genç kardeşlerimizle neleri konuşuyor hangi ders ve lahikaları nazara veriyor arz etmek istedik.

  1. Risale-i Nur’un ehemmiyet ve kıymetini bilmek

Bediüzzaman kimdir, nasıl bir dava içerisinde bulunuyoruz, nasıl bir hizmetin mensubuyuz? Risale-i Nur’a sadakat ve kanaatle talebe olmanın bize kazandırdığı neticeler nelerdir diye soran Hüsnü Ağabey cevabı ise Kastamonu Lahikası Envar Neşriyat sahife 122’de ki mektupla veriyor… “Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymettar neticeye mukabil fiyat olarak, o şâkirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî ve sarsılmaz bir sebat ister. Evet, Risale-i Nur on beş senede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi on beş haftada ve bazılara on beş günde kazandırdığını, yirmi senede, yirmi bin zat tecrübeleriyle şehadet ederler.” (Kastamonu Lâhikası/122)

  1. Zamanın dehşeti içerisinde Nurların fevkalade muhafaza ve müdafaası

Bu manayı ifade sadedinde Hüsnü Ağabey: “Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan îtikadın istinad kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan her mü’min -tek başıyla dalâletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkîkî lâzımdır ki- dayanabilsin. Risale-i Nur, bu vazifeyi en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, Hakaik-i Kur’âniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar ile isbat ederek, o iman-ı tahkîkîyi taşıyan hâlis ve sâdık şâkirdleri dahi, bulundukları kasaba, karye ve şehirlerde -hizmet-i imaniye itibariyle- âdeta birer gizli kutup gibi mü’minlerin mânevî birer nokta-i istinadı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde kuvve-i mâneviye-i îtikadları cesur birer zâbit gibi, kuvve-i mâneviyeyi ehl-i imanın kalblerine verip mü’minlere mânen mukavemet ve cesaret veriyorlar. (Şualar/746)

  1. İman hizmeti Kuran nurlarının neşir ve intişarıyla oluyor

“Bütün makasıd-ı hayatiye içinde en büyük, en mühim maksadları, o nurlu sözler vasıtasıyla Kur’ân’a hizmet biliyorlar.” (Barla Lâhikası/21) baştan sona Barla Lahikası’ndaki Mukaddime’yi okuyarak işte Risale-i Nur talebesi Hulusi Bey ve Sabri Efendiler gibi olmalı diye buyurdular.

  1. Nur talebesi vatanının milletinin müspet hükümetinin yanında daima müspet hareketi esas alır ve asayişi muhafaza ile vazifelidir.
  1. Risale-i Nur’a kalbinde muhabbet olan istihdam oluyor

“Bizi istihdam eden sâhib-i inayet tatmin etmek için, fevkalme’mul bir sûrette ihsan ediyor ve hâkezâ… İşte bu hal gayet kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ki, biz istihdam olunuyoruz. Hem rızâ dairesinde hem de inayet altında bize hizmet-i Kur’âniye yaptırılıyor.” (Barla Lâhikası/18)

  1. Tesir Risale-i Nurd’a, hizmeti yapan Risale-i Nur.

Biz görünerek, kendimizi göstererek hizmet ettiğimiz sanılmasın. İşte Üstadımız diyor: “Risaleti’n-Nur gittikçe parlak, hârikane fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine, inşâallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar.”(Kastamonu Lâhikası/15)

  1. Üstadımız daima terk-i enaniyet, mahviyet dersi veriyor.

“Birincisi: Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risaleti’n-Nur’u bulandırmasın, te’sirini kırmasın.   

İkincisi: Şimdiki bataklığa ve manevî tâuna sukutun sebebi ise; terakki fikrinden neş’et ettiği cihetle, onların hatalarını gösterip, suud ve terakki, müslüman için ancak İslâmiyet’te ve îmanlı olmakta olduğuna işaret etmektir.”  (Kastamonu Lâhikası/17)

Hüsnü Ağabey nihayet bu düsturlar ve buna benzer birçok lahikaları okuttuktan ve hizmetimize mütevakkıf Bediüzzaman’dan bazı hatıraları anlattıktan sonra: “Kardeşlerim Risale-i Nur ehl-i dalaletin karşısında onların bin seneden beri teraküm etmiş hücumatını durduruyor. Ehl-i imanın manevi yaralarını tedavi ediyor. Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle ve fazlıyla bu millete bir ihsanı olan Risale-i Nur doğrudan doğruya Eczahaney-i Kuraniyeden bu şifabahş edviyeleri tedarik etmiş, bizim vazifemiz Kur’an’dan gelen nurlu ilaçları evvela kendimizin sonra bütün insanlığın yaralarını tedavi için istimal etmek gayretinde olmaktır. Allah muhafaza nasıl bir ilaca dozunun haricinde bir fazlalık ilave edilse yahut başka bir madde karıştırılsa onun şifa hasiyetini izale eder, Kur’an ayetlerinin bu asrın hastalıklarına devası olan Nurlara da bir şey ilave etmek, lüzumsuz izahata girişmek ondaki tesiri kırıyor, hasiyetini izale ediyor. Risale-i Nur dersi nasıl yapılmalı ve Nurlarla nasıl muhatap olup nasıl okumalıyız diye soruyorsunuz. Kardeşlerim, Üstadımız talebelikte, dostlukta ve kardeşlikte Hulusi Bey birinci diyor.” O halde birinciye bakmak lazım, işte o Zat diyor ki “İğtinam edebildiğim kısacık vakitlerde zihnimi safîleştirip Nurların karşısına, dolayısiyle Kur’ân’ın mu’cizeleri mecmuasına ve aziz, muhterem Üstadımın medresesine ve ol Seyyidü’l-Kevneyn Peygamberimiz Efendimiz (A.S.M) Hazretlerinin ravza-i saadetlerine ve nihayet Rabbü’l-Âlemîn Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nin huzur-u lâmekanîsine çıkıyorum.” (Barla Lâhikası/36)

O halde dikkat buyurun madem hakikat böyledir, Üstadımızın medresesinde edepsizlik olur mu, Efendimizin (asv) ravzasında lakayıdlık, Cenab-ı Hakk’ın huzurunda laubalilik haşa şaklabanlık olur mu, bir müslümana yakışır mı? Ben de sizi ikaz ediyorum, İslamiyet bizden mü’min sıfatına layık ciddiyet, vakar ve izzet istiyor. Şaklabanlıkla etrafımıza etba toplamak şeytanın tuzağıdır. İnsanları güldürmek, ağlatmak, hitabet ile etkilemeye çalışmak bunlar ihlası zayi eden şeylerdir.

Hizmet etmeyin demiyoruz, usul olmazsa vusul olmaz diyoruz, Üstadımızın bir tarzı var diyoruz. Üstad’a muaraza etmeyin, dikkat edin, aldanmayın ve aldatmayın diye Üstad’ımızdan aldığımız ders gereği ihrataratta bulunuyoruz. Bunu da amirane değil fakat Üstad’ımızın bize emanet ettiği ve tavzif ettiği ve vasiyetnamelerle teyit ettiği hususlar muvacehesinde yapıyoruz.

Daha evvel neşrettiğimiz lahikalara bakınız.  Şimdi artık zaman değişti. Gençler şöyle böyle demeyiniz zira “Risaleti’n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-ı İslâmiyye’nin içinde cereyan edip gelen esas-ı velâyet ve esas-ı takva ve esas-ı azîmet ve esâsât-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hâdisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez. (Kastamonu Lâhikası/77)”

Cenab-ı Hak hepimizi Risale-i Nur dairesinde ihlas, takva, sadakat, sebat ve kanaat ile istihdam etsin.

Bizler de şahit olduk ki Hüsnü Ağabey fevkalade müşfik, misafirleriyle tek tek alakadar oluyor, dertleriyle ilgileniyor, hizmete teşvik ediyor, yaptıkları hayırlı hizmetleri tebrik ediyor, bilmeyerek yapılan yanlışları tashih ediyor. İnşaAllah Nur dairesinde bilhassa genç kardeşlerimize ulaşmak, Nurları onlara ulaştırmak için gayret gösterenlere bu ders, tenbih, izah ve ikazlar ulaşır, onlarda intibaha gelirler temenni ediyoruz.