Nurdan Haber

“İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz.”

“İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz.”
Avatar
Abdurrahman İraz( iraz@nurdanhaber.com )
11 Ekim 2020 - 6:30

“İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz.”

Fırıncı Ağabey Bediüzzaman hazretlerinin sıddıkı idi. Elbette onun da karşısında ebu cehiller olacaktı. Fırıncı Ağabey bu zamanda Islam davasının Hüseyni idi, elbette karşısında yezitler olacak, ona ve ailesine hakaretler edilecekti. Fırıncı Ağabey’in ismini ağızlarına alarak akıllarınca lağım dolu ağızlarında kirletmeye çalıştılar fakat bilemediler ki o kir tutmayacak kadar şeffaf, arı, duru, saf temiz ve berraktır. Müseyleme-i kezzap kisvesi ile ortalıkta dolaşanların attıkları iftira onların ve ailelerinin kalbinde patladı, ruhunda patladı.
Böyle 92 yaşında bir mübarek insana, “münafıkların piri, din düşmanı, kızılbaş ve serseri” diyen bir yaratığa ben şerefsiz demeyeceğim. Çünkü şerefsiz insan çok var. Fakat o insan bile olamamış insan suretinde bilinmeyen bir yaratık ifadesi belki biraz olsun söylenmek isteneni anlatabilir.
Dış güçler bu mübarek cemaatla hep uğraşmışlardır, ya bir satılık, yada bir ithal kişi ile. Genel olarak ta önce ağabeyleri karalamakla işe başlarlar. Zaten bazı sâf’lar söyleneni tahkik etmeden yaymak için adeta siperde, pusuda yatıyorlar. Halbuki bazı sözleri tahkik etmeye de gerek yok. Çünkü söylenen zaten çürük, söylenen zaten küfür; ve bu çürük sözlere itibar edenler adeta Bediüzzaman’ı duymamacasına, işitmemecesine, anlamamacasına küfrün çürük direkleri ile iman kalesini tutmaya, korumaya çalışıyorlar, ama nafile…
“İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz.”
Bizim üstadımız, öğretmen ve eğitmenimiz, kafir ve mürted dahi olsa ancak nur ile yaklaşmak ve müsbet hareket tarzını bize öğretiyor ve istiyorken bir nur talebesine ne oluyor ki bir nur kahramanına, yada sıradan herhangi bir Müslümana yapılan küfür ithamına bigane kalıyor?
Bakınız Bediüzzaman ne diyor:
“Amma maddî cihadın muktezası ise o vazife şimdilik bizde değildir. Evet, ehline göre kâfirin veya mürtedin tecavüzatına set çekmek için topuz lâzımdır. Fakat iki elimiz var. Eğer yüz elimiz de olsa ancak nura kâfi gelir. Topuzu tutacak elimiz yok!” Lemalar 121.sh.
Şimdi sormak lazım, bu sözler kim adına ve hangi sebeple ve ne amaçla söyleniyor? Ayrıca bu sözler herhangi bir nur talebesine değil ve sadece fırıncı ağabeye de değil, Risale-i Nur hizmetinde sabkat etmiş ortaya ciddi eserler konmuş kişilere söylenmiştir. Beğenirsiniz yada beğenmezsiniz beni ilgilendirmez, kimsenin vicdanının bekçisi değilim ama, tarzını, üslubunu beğenmediğim halde Ahmet Akgündüz’e hain diyenin bu hizmete, bu davaya ihanet edeceğine inanıyorum. Bir daha söylüyorum tarzını ve üslubunu beğenmiyorum, hatta bu cemaati Ahmet Akgündüz’süz bıraktığı için onu af etmiyorum ama üstadımız ve risalelerle ilgili eserlerini üst üste koyduğunda senin boyunu aşar, bu İslam davasına kazandırdıklarını hesaplamaya senin aritmetik bilgin yetmez. Bir Ahmet Akgündüz, bir ümit şimşek, bir hakan yalman ve daha niceleri kolay mı yetişiyor?
Zaten bu isimler yetiştikleri ve bu davada bu hizmette fark attıkları için dış güçlerin ve buradaki maşalarının hedefi olmuşlardır. Risale-i Nurdan az bir az dahi olsa istifade eden kimse hayatını nura adamışlara bu galiz
tabirleri kullanamaz. Bakın üstad-ı muhterem ne diyor; Kardeşlerimden rica ederim ki:
Sıkıntı veya ruh darlığından veya titizlikten veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve “Haysiyetime dokundu” demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın. Bin haysiyetim olsa, kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim.
Said Nursî Uhuvvet Risalesi – 48
Risale-i Nur talebesi olan kimse yapacağı en büyük hakarette bile kendi kimliğini düşünür ve onun hatırı için ancak ‘nurlarda var olan kem söz kadar -ki orda yoktur- söyleyebilir. Nur talebeleri arasında ihtilaf olmaz yorum farkı olabilir. Nur talebeleri arasında adavet olmaz, ancak hizmet yarışı olabilir, Nur talebeleri içinde birbirine kötü söz söylenmez, söylenemez, ancak sırtındaki akrep gösterilebilir.
Kısacası üstadımızın Nur risalelerinde bize gösterdiği düsturların yani “UHUVVET, MUHABBET, İTTİHAD, TESANÜD”ün dışına çıkarak buğz ve ğayz ile başka bir nur talebesine saldıranlara elbette nur talebesi denmez denemez.
Yani cemaatlerimiz farklı bile olsa, KARDEŞ olacak birbirimizi SEVECEĞİZ, BİR olup birbirimize DAYANACAĞIZ. Çünkü herkes aynı kitapları okuduğu için bu düsturlar yalnız benim değil bütün nur talebeleri içindir. Fakat maalesef dışardan içimize yapılan müdahalelerin önüne geçemiyoruz. Şöhret olmak için kılıktan kılığa, şekilden şekle girenler mi dersin, Risaleleri şahsi menfaati için kullananımı dersin, hatta İslam’ı, Kur’an-ı ve sünnet-i
seniyeyi kullananımı dersin…!
Fakat en tehlikelisi suret-i haktan görünüp haksızlığa tapanlardır bu cemaat için. Aslında üstadımız daha 100 sene önceden tehlikeyi görmüş ve bizi haberdar etmiştir. Yeter ki biz doğru okuyup doğru anlayalım.
Aziz, Sıddık Kardeşlerim!
Birden ruhuma gelmiş bir endişeyi beyan ediyorum:
Ehl-i dalalet, Risale-i Nur’un elmas kılınçlarına mukabele edemedikleri için, şakirdleri içinde derd-i maişet cihetinden ve bahar mevsimi gafletinden istifade ederek; -meşrebler veya hissiyatları muhalefetinden- zayıf damarları bulup şakirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım. Sakın! Çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan hatadan hâlî olamaz, fakat tövbe kapısı açıktır. Nefis ve şeytan, sizi kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit deyiniz ki: “Biz değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi, Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir.” deyip nefsinizi susturunuz! Medar-ı niza’ bir mes’ele varsa, meşveret ediniz. Çok sıkı tutmayınız, herkes bir meşrebde olmaz. Müsamaha ile birbirine bakmak, şimdi elzemdir. Umum kardeşlerimize birer birer selâm ederiz.
Said Nursî (Uhuvvet Risalesi 43.sh)
Şimdi kalkmış birileri bu düsturlara tam zıt olarak sağa sola küfürler edecek hakaretler edecek ve ben onlara “nurcu”mu diyeceğim?
Hadi ordan..!
Hiçbir nur talebesi bu kadar saf değildir. Herkes neyin ne olduğun, kimin kim olduğunu biliyor
Yarın devam edelim inşallah.

Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hüsnü Ağabey’den Mevlid-i Nebi Tebrik Lahikası
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriSon DakikaSürmanşetTürkiye
4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaradılış Kongresi Devam Ediyor
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Yeryüzü, Yeniden İslam’ın Huzur Veren İlkelerini Aramaktadır
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatTürkiye
Cuma Hutbesi: Mevlid-i Nebi
Alem-i İslamBasın-Yayın-MedyaBediüzzaman'danGenelGündemHayatHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Narlıdere Nur Talebelerinden Teşekkür!