Nurdan Haber

İslamofobi’yi, Güçlü Lobi ve Diasporayla Yenebiliriz

İslamofobi’yi, Güçlü Lobi ve Diasporayla Yenebiliriz
13 Ekim 2020 - 14:53

Yeni Akit Gazetesi yazarlarından Fatma Gülşen Koçak’ın Haberi.

Batı’ta günümüzde var olan İslam düşmanlığının Hazreti Peygamber’den, Türk düşmanlığının ise Malazgirt ve Osmanlı’dan beri süregeldiğini belirten Prof. Dr. Özcan Hıdır, “Macron’un hadsizliği, tüm Batı medeniyeti ve İslam dışı dinlerin hislerinin tezahürüdür. Bunun yıkmanın en etkili yolu göçmen değil, yaşadığı topluma değer katan, güçlü lobicilik yapan bir Müslüman-Türk imajıdır” diyor.

 

Halen İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Özcan Hıdır ile İslam karşıtlığı, Batı’da İslâm imajı, Müslüman kimliği, Mac-ron’un son Fransa İslam’ı oluşturma projesi başta olmak üzere, Batı’nın İslam-Müslümanlara yönelik teo-politik ve oryantalistik projeleri gibi konuları konuştuk.

‘Macron’un görünen yüzü’

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un, “Fransa’da aydınlatılmış bir İslâm inşa” sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Macron’un bu açıklamaları “neo-oryantalistik” projelerle bağlantısı yanında, son dönemde “Avrupa İslam’ı” üst projesinin Fransa’daki pilot uygulaması olarak görülebilir. Özellikle 11 Eylül 2001 hadisesi sonrasında, Avrupa-Batı’da –ve belki de dünyada- İslam’ı “yeni düşman” olarak niteleyen siyasi paradigmalar olsa gerektir. “Fransa’nın 11 Eylül’ü” bu anlamda Charlie Hebdo saldırısı ve onu izleyen diğer artçı saldırılar olmuş ve bu durum Fransa, İslam ve Müslümanlara dair bir dizi karar ve projeyi devreye sokmaya başlamıştır. Bu noktada temel hedef, Müslümanların İslâmî kimlikleri çelişse bile, Avrupa norm ve değerlerini benimsemeleri, kamusal alanda görünürlüğü olmayan, Avrupa’nın seküler toplumları ile uyumlu bir İslâm anlayışının oluşturulmasıdır.

‘Tüm dinler düşman’

Batı’da İslâm düşman-lığının temel sebepleri nelerdir?

İslâm karşıtlığı, 1300 yıllık bir tarihe sahiptir. İslam’ın yeni bir din, Hz. Peygamber’in de “son Peygamber” olarak tarihteki yerini alarak hızla yayılması karşısında telaşa kapılan Hıristiyanlık

başta olmak üzere diğer dinlere mensup din adamları, “İslam, Hristiyanlık’tan sapmış heretik bir dindir ve bizim için bu durum yeni değil” şeklinde iddialarda bulunmuşlardır. Ortaçağ’dan bu yana Türkler ve dolayısıyla Müslümanlara yönelik olarak üretilen benzer bir korku hali hâkimdir. Günümüze de bu çerçevede bakmak lazım.

Günümüzde ise bu korkunun aktifleştirilmesinde “11 Eylül 2001 hadisesi” kırılma noktası olsa gerek, değil mi?

Evet, ancak daha öncesinde Soğuk Savaş’ın ve dolayısıyla Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batılı karar vericilerin yeni bir düşman tanımlaması yaptığını görüyoruz. Batı ülkelerinde bu yeni düşmanı tanımına uygun politik, teolojik ve sosyo-kültürel politikalar devreye sokulmaya başlanmıştır. Buna göre İslam’ın bir şiddet dini, Kur’an’ın savaş kitabı, Hz. Peygamber’in kılıç elinden düşmeyen bir peygamber ve Müslümanların da terörizme yatkın kimseler olduğu anlamına gelecek beyanlar en yetkili ağızlardan sıkça dillendirilmiş; pek çok İslam, Hz. Peygamber ve Kur’an karşıtı söylem-eylem gerçekleştirilmiş, Müslümanlara ve kurumlarına yönelik sözlü-fiili şiddet olayları meydana gelmiş, gelmeye de devam etmektedir.

‘Her terörist Müslümandır…’

İslâm düşmanlığını yaygınlaştırmak için neler yapıyorlar?

Batılı karar vericiler, bu İslam karşıtlığını yaygınlaştırmak için çok spesifik yöntemler, medya manipülasyonları deniyorlar. Bunlardan en önemlisi Müslümanlar arasından DEAŞ gibi terör örgütlerini oluşturmaktır. Bunda da Yahudilerin parmağı var. Bugün Batı’da “her Müslüman terörist-extremist değilse de, her terörist Müslümandır” anlayışı genel kabul görmüş gibidir.

İslâm karşıtlığını önlemede Müslümanlar nasıl bir yol izlemeli, ne yapmalı?

Öncelikle algı-imajı düzeltmek için çalışmalar yapmak gerek. Bu ise dinî, siyasî, ekonomik ve sosyo-kültürel anlamda güçlü kurum, kuruluş ve entelektüel donanımı yüksek insan gücü gerektiren bir durumdur.

Bu imaj restorasyonu, yaşanılan ülkelerde iyi bir temsil ortaya koymak, o ülkeye her alanda katkı yapmak, bunu yaparken de kendi öz milli-manevi değerlerine sahip çıkarak kendi kalabilmekle mümkündür. Yani güçlü bir lobi ve diasporda lazım, göçmenlikle bu işler olmaz.

‘Osmanlı korkusu hep vardı’

Batı’da Osmanlı korkusu devam ediyor mu?

Bu korku Batı’da hep var oldu. Bunu en son AB Komisyonu Başkanı Borrell’in “Eski imparatorlukların geri geliyor; bunlardan üçü Türkiye, Rusya ve Çin” mealindeki açıklaması ile Macron’un son dönemdeki Türkiye’ye yönelik söylemleri tastamam ifade ediyor.

‘Erdoğan çomak soktu’

Bir de “Erdoğanfobi” var. Neler eklersiniz?

Bunda tarihteki sözünü ettiğimiz “Türkfobi-Osmanlıfobi”ye dair imge-imajların etkisinin yanı sıra, Türkiye’nin hâlihazırda genelde dünya siyaseti, özelde de Afrika-Kuzey Afrika, Suriye, Libya ve

Doğu Akdeniz gibi bölgelerde izlediği pro-aktif, vizyoner-aksiyoner politikanın alabildiğine etkisi vardır. Bu meyanda Türkiye ve Erdoğan’ı “neo-oryantalistik” yöntemlerle, “otoriterlik”, “neo-Osmanlıcılık-Osmanlı milliyetçiliği” ile suçluyorlar. Hatta daha da ileri giderek, özellikle Macron’un Fransa’sında- Hitler ile mukayese eden yayınların yanı sıra, bazı Siyonist Hıristiyan Evanjeliklerce de “Deccâl” nitelemesi yapılıyor.  Bütün bunlarda, öz değerlerine yabancılaşmış-düşmanlaşmış içte ve dıştaki “self-oryantalist devşirmeler”in propagandalarının önemli etkisi bulunmaktadır.

Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hüsnü Ağabey’den Mevlid-i Nebi Tebrik Lahikası
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriSon DakikaSürmanşetTürkiye
4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaradılış Kongresi Devam Ediyor
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Yeryüzü, Yeniden İslam’ın Huzur Veren İlkelerini Aramaktadır
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatTürkiye
Cuma Hutbesi: Mevlid-i Nebi
Alem-i İslamBasın-Yayın-MedyaBediüzzaman'danGenelGündemHayatHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Narlıdere Nur Talebelerinden Teşekkür!