Nurdan Haber

84 Yaşında Müslüman Oldu!

84 Yaşında Müslüman Oldu!
04 Aralık 2020 - 9:22

84 Yaşında Müslüman Oldu!

İki ay önce bir Venezuelalı kardeşimiz Müslüman olmuştu. Bugün ninesini medreseye getirdi. Yaşlı teyze, torunun geçmiş hayatı ile şimdiki hayatında gerçekleşen değişikliği fark edince medreseye gelmek istemiş.

Medresede yaşlı teyzemiz ile ihtiyarlar risalesinden ve 24. Söz 5. Dal 2. Meyve’den okuduk. Yaşlı teyze her satırını hayretle dinledi.

İmanın ve İslam’ın şartlarını anlattık. Elhamdulillah İslam’la şereflendi.

Rabbim şehadetini kabul etsin.

Venezulalı Teyzenin Müslüman olmasına vesile olan ders:

İkinci Meyve: Ey nefis! Ubûdiyet, mukaddime-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i ni’met-i sâbıkadır. Evet, biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubûdiyetle muvazzafız. Çünkü ey nefis! Hayr-ı mahz olan vücudu sana giydiren Hâlık-ı Zülcelâl, sana iştihalı bir mide verdiğinden, Rezzak ismiyle bütün mat’umatı bir sofra-i ni’met içinde senin önüne koymuştur. Sonra sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-i zemîn kadar geniş bir sofra-i ni’meti, o ellerin önüne koymuştur. Sonra mânevî çok rızık ve ni’metler isteyen insaniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i ni’met, o mide-i insaniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır. Sonra nihayetsiz ni’metleri isteyen ve hadsiz rahmetin meyveleriyle tagaddi eden ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyet’i ve îmânı sana verdiğinden, daire-i mümkinat ile beraber Esmâ-i Hüsnâ ve sıfât-ı mukaddesenin dairesine şâmil bir sofra-i ni’met ve saadet ve lezzet sana fethetmiştir. Sonra îmânın bir nuru olan muhabbeti sana vermekle, gayr-i mütenahi bir sofra-i ni’met ve saadet ve lezzet sana ihsan etmiştir. Yâni, cismâniyetin itibariyle küçük, zaif, âciz, zelîl, mukayyed, mahdut bir cüz’sün. O’nun ihsaniyle cüz’î bir cüz’den, küllî bir küll-ü nuranî hükmüne geçtin. Zira, hayatı sana vermekle, cüz’iyetten bir nevi külliyete; ve insaniyeti vermekle hakikî külliyete; ve İslâmiyet’i vermekle ulvî ve nuranî bir külliyete; ve marifet ve muhabbeti vermekle muhit bir nura seni çıkarmış.

İşte ey nefis! Sen bu ücreti almışsın. Ubûdiyet gibi lezzetli, ni’metli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin. Halbuki buna da tenbellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da, güya eski ücretleri kâfi gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimâne istiyorsun. Ve hem, “Niçin duam kabul olmadı?” diye nazlanıyorsun. Evet, senin hakkın naz değil, niyazdır. Cenâb-ı Hak, Cennet’i ve saadet-i ebediyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle ihsan eder. Sen, daima rahmet ve keremine iltica et. O’na güven ve şu fermânı dinle:

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

Eğer desen: “Şu küllî hadsiz ni’metlere karşı, nasıl şu mahdut ve cüz’î şükrümle mukabele edebilirim?”

Elcevap: Küllî bir niyetle, hadsiz bir îtikad ile… Meselâ: Nasılki, bir adam beş kuruş kıymetinde bir hediye ile, bir padişahın huzuruna girer ve görür ki, herbiri milyonlara değer hediyeler, makbul adamlardan gelmiş, orada dizilmiş. Onun kalbine gelir: “Benim hediyem hiçtir, ne yapayım.” Birden der: “Ey Seyyidim! Bütün şu kıymetdar hediyeleri kendi nâmıma sana takdim ediyorum. Çünkü; sen onlara lâyıksın. Eğer benim iktidarım olsaydı, bunların bir mislini sana hediye ederdim.” İşte hiç ihtiyacı olmayan ve raiyyetinin derece-i sadakat ve hürmetlerine alâmet olarak hediyelerini kabul eden o padişah, o bîçarenin o büyük ve küllî niyetini ve arzusunu ve o güzel ve yüksek îtikad liyakatını, en büyük bir hediye gibi kabul eder. Aynen öyle de: Âciz bir abd, namazında “Ettehıyyâtü lillâh” der. Yâni: Bütün mahlukatın hayatlariyle sana takdim ettikleri hediye-i ubûdiyetlerini, ben kendi hesabıma, umumunu sana takdim ediyorum. Eğer elimden gelseydi onlar kadar tahiyyeler sana takdim edecektim. Hem sen onlara, hem daha fazlasına lâyıksın. İşte şu niyet ve îtikad, pek geniş bir şükr-ü küllîdir. Nebâtâtın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir.

Meselâ: Kavun, kalbinde, nüveler suretinde bin niyet eder ki, “Yâ Hâlık’ım! Senin Esmâ-i Hüsnâ’nın nakışlarını yerin bir çok yerlerinde ilân etmek isterim.” Cenâb-ı Hak, gelecek şeylerin nasıl geleceklerini bildiği için, onların niyetlerini bilfiil ibâdet gibi kabul eder. “Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.” şu sırra işâret eder.

Hem,

سُبْحَانَكَ وَ بِحَمْدِكَ عَدَدَ خَلْقِكَ وَ رِضَاءَ نَفْسِكَ وَ زِنَةِ عَرْشِكَ وَ مِدَادِ كَلِمَاتِكَ وَ نُسَبِّحُكَ بِجَم۪يعِ تَسْب۪يحَاتِ اَنْبِيَائِكَ وَ اَوْلِيَائِكَ وَ مَلٰئِكَتِكَ

gibi hadsiz adedle tesbih etmenin hikmeti şu sırdan anlaşılır. Hem nasıl, bir zâbit, bütün neferâtının yekûn hizmetlerini kendi namına padişaha takdim eder. Öyle de, mahlukata zâbitlik eden ve hayvânât ve nebâtâta kumandanlık yapan ve mevcudat-ı arziyeye halifelik etmeye kàbil olan ve kendi hususî âleminde kendini herkese vekil telakki eden insan,

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ

der; bütün halkın ibadetlerini ve istiânelerini, kendi nâmına Ma’bûd-u Zülcelâl’e takdim eder.

Hem,

سُبْحَانَكَ بِجَم۪يعِ تَسْبِيحَاتِ جَم۪يعِ مَخْلُوقَاتِكَ وَ بِاَلْسِنَةِ جَم۪يعِ مَصْنُوعَاتِكَ

der; bütün mevcudatı kendi hesabına söylettirir.

Hem,

اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ ذَرَّاتِ الْكَائِنَاتِ وَ مُرَكَّبَاتِهَا

der; herşey nâmına bir salâvat getirir. Çünkü: Herşey, Nur-u Ahmedî (A.S.M.) ile alâkadardır. İşte tesbihatta, salâvatlarda hadsiz adetlerin hikmetini anla.
Sözler/391

Alem-i İslamGenelİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Bediüzzaman, Tevafuklu Kur’an ve Hattat Hamid-4
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur Talebeleri
Küba’dan Hüsnü Ağabey’e Mektup Var!
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve Hayat
Fransa’da İslamofobi Protesto Edildi