Mütareke yıllarında Kürd’çülük hareketleri

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

MÜTAREKE YILLARINDA KÜRD’ÇÜLÜK HAREKETLERİ

1900 yıllardan itibaren İstanbul’da Kürd cemiyetleri (Dernek) kuruldu ve gazeteler çıkmaya başladı. Bunlar Ocak- 1913 yılındaki Babıali darbesiyle yönetimi ele geçiren İTC tarafından diğer bütün cemiyetlerle birlikte kapatıldı. Bunlardan Kürd İttihat ve Terakki cemiyati asıl İttihad ve Terakki Cemiyetinin Kürd ve Kürtçü versiyonuydu. Bilahare İTC’ye iltihak etti. Mütareke yıllarında İstanbul’da yeniden birçok Cemiyet kuruldu. Elbette Kürd’lerde yeni Cemiyetler kurdular. Bunların çoğu hayır cemiyetleriydi siyasi bir anlamları olmadığı için geçiyoruz. Fakat Kürd Teâli Cemiyeti üzerinde biraz duracağız. Çünkü bu Cemiyetin ayrılıkçı olduğu ve Şeyh Said hadisesini bu Cemiyetin tertiplediği iddia ediliyor.

Kurucuları 1. Baskan: Seyyit Abdülkadir (Semdinan), 2. Bas. Yard: Emin Ali Bedirhan 3. Bas Yard: Fuad Pasa (Süleymaniye) 4. Genel sekreter: Hamdi Pasa 5. Muhasebeci: Seyyit Abdullah (Seyh Abdülkadir’in oğlu, Tarihçe-i Hayatta bir lahikası var) Diğer bütün azalarda Osmanlı devletinin üst düzey yönetici takımıydı.

Bu cemiyet hakkında yapılan bütün araştırmalar cemiyetin bir kısım üyeleri olan elit takım yani Bedirhanlar ve Cemilpaşazadeler gibi Beyaz Kürdler ayrılık taraftarı olduklarını gösteriyor. Fakat cemiyet başkanı Seyyid Abdulkadir ve ekibi tamamen buna karşıydı ve bundan dolayıda cemiyette bölünme olmuştu. Hatta Sevr antlaşmasını imzalayan Şerif Paşanın kendi kendisini Kürd delegesi olarak atadığını ve Cemiyeti temsil etmediğini, Parise çektiği telgrafla beldirmiş ve dönemin İstanbul basınına bu yönde demeçler vermiş. Seyyid Taha’nın torunu olan Seyyid Abdulkadir, Şey Said hadisesinde hiçbir delil gösterilmeden idam edilmiş.

Bu Cemiyetlerin çıkardığı muhtelif gazeteler vardı, söz konusu gazeteler, genel olarak Türkçe gazetelerden pek bir farkları yoktu. Bu gazeteler Üstad Bediüzzaman’da Türkçe ve Kürtçe çeşitli makaleler yazmıştır. Bunların tamamı Asar-ı Beidiyye’de mevcuttur.

Şunu belirtmekte fayda varki Osmanlı elitlerinin büyük ekseriyeti, Türk, Kürd, Arnavut vs. farketmez dinden kopmuştu. Bunların büyük çoğunluğu dönemin modası gereği milliyetçiydiler ve Kürd’lere tepeden bakan ve halka rağmen halk için güya çalışan tiplerdi. Bunlardan birisi ve en ilginç olanı ise Şerif Paşaydı. Şerif Paşa, 1865’te İstanbul’da doğdu. Süleymaniyeli ve imparatorlukta önemli vazifeler almış geniş bir Kürt ailesine mensuptu. Galatasaray Lisesi’ni bitirdi, sonra Fransa’nın en önemli askeri mektebi olan Saint-Cyr Akademisi’nden mezun oldu. Bir ara İkinci Abdülhamid’in yaverliğini yaptı, derken Avrupa başkentlerine askeri ataşe olarak gönderildi, 1898’de Stockholm Elçisi oldu ve on sene boyunca İsveç’te kaldı.

Mısırlı zengin bir prensesle, Emine Halim ile evliydi ve karısının serveti sayesinde Stockholm’de refah içerisinde, şatafatlı bir hayat sürüyordu. Stockholm kadınları tarafından çok yakışıklı bulunuyordu ve Şerif Paşa’ya, Fransızca bir de lákap takılmıştı: ‘Beau Şerif’ (okunuşu: Bo Şerif), yani ‘Güzel Şerif’. Bu lákap, Paşa’nın ileriki senelerde Osmanlı aleyhine çalışmaya başlamasından sonra ‘Boş Herif’e dönecek, hatta bu isimle bir kitapçık bile yayınlanacaktı.

Paşa, hayatı boyunca herşeye muhalif oldu. Bu muhalif huyu, İsveç’te refah içerisinde yaşarken de depreşti ve elçisi olduğu Sultan Abdülhamid’e karşı faaliyet gösteren İttihadçılarla yakınlaştı. Abdülhamid iktidarının son aylarında istifa edip Paris’e gitti, 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilán edilmesiyle İstanbul’a döndü ama bu defa İttihadçılarla kapıştı ve yeniden Paris’e yerleşti. Burada ‘Islahat-ı Esasiye-i Osmaniye’ adında bir siyasi parti kurup ‘Meşrutiyet’ diye bir de dergi çıkarmaya başladı.

Ama, İttihadçı düşmanlığı da sadece beş sene sürdü; 1914’te Paris’ten sıkıldı, kalkıp Monako’ya yerleşti ve Monte Carlo’da ‘Mon Keyf’ adını verdiği villasında yaşamaya başladı.
Aradan dört sene geçti, 
Şerif Paşa bu seferde sıkı bir Kürtçü kesildi ve ‘Kürdistan Kralı’ olma hülyasına kapıldı. Paşa hemen bir Kürt delegasyonu teşkil edecek ve Kürd kanı döken Ermeni tarafıyla temasa geçmekte hiç sakınca görmeyecekti ve 1919’un 11 Kasım’ında ‘Kürt temsilcisi’ sıfatıyla Ermeniler’in temsilcicisi Boğos Nubar ile bir ‘bağımsızlık belgesi’ bile imzaladı.

Artık en başta İngiltere ve Fransa olmak üzere galip devletlerin temsilcileriyle bağımsız Kürdistan’ın nasıl kurulacağını tartışıyor ve her tarafa muhtıralar, memorandumlar, mektuplar gönderiyor, çizdirdiği Kürdistan haritalarını delegelere dağıtıyordu. Sevr’in taslağının Osmanlı diplomatlarına verildiği resmi toplantıda, galip devlet temsilcilerinin yanında Şerif Paşa da vardı.

Ama sıkıntılı karakteri yüzünden bu Kürtçülük oyunundan da bıktı. Günün birinde hem Türk hem de Fransız gazetelerine ilánlar vererek ‘Padişahıma ve halifeme bağlıyım ve bu işi bırakıyorum’ deyip Paris’ten ayrıldı. Bir ara Mısır’da yaşadı, oradan yine Avrupa’ya döndü, yine Monte Carlo’ya yerleşti ve adamlarıyla beraber bütün zamanını kumarda kazandıracak bir sistem icadına harcamaya başladı. ‘Boş Herif’in maceralı, tehlikeli ilişkilerle dolu ve eski devletine ihanete kadar uzanan hayatı 1951’de, İtalya’da noktalandı.

Gazeteci ve Tarihçi Murat Bardakçı onun hakkında yazdığı bir makalede şöyle der: “Bende, Şerif Paşa’nın Avrupa’daki sürgün yıllarında İttihad ve Terakki’nin ileri gelenlerine yazmış olduğu çok sayıda mektubu ve başka bazı belgeleri var. Herbiri diğerinden farklı fikirlerle dolu bu mektupları okuyunca, ‘Paşa bütün bu faaliyetlerinde acaba samimi mi idi?’ diye düşünmeden edemiyorum. Şerif Paşa’yı yakından tanıyanlar ve bugün hayatta bulunanlar da Paşa’nın sadece ismini duyurup kendisinden bahsettirmeye çabaladığını, Kürdistan Krallığı hayalinin de bu çabanın bir parçası olduğunu söylüyorlar.” Peki bütün bunlardan Kürtlerin haberi varmıydı? Tabiki yoktu. Küçük bir elit gurup Kürd’leri yavaş yavaş felakete sürüklüyordu.

Gelecek yazımız Cumhuriyetin kuruluş döneminde Kürd’lerin durumu hakkında olacak, inşallah. Selametle kalın.



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?