Nurdan Haber

Risale-i Nurları Okumadan Önce …

Risale-i Nurları Okumadan Önce …
26 Haziran 2018 - 8:00

İlkokul mezunu bir nur talebesinin, Hukuk Fakültelerinde ders olarak okutulabilecek mahkeme müdafaası…

Risale-i Nurları okumadan önce asırlık ağaçları yakıyorduk

Adım Ali Tayyar. 1932 yılında Konya’nın Ereğli Kazasının Pınarkaya köyünde doğmuşum. Mesleğim çobanlık, çiftçilik. 2002 senesinde Isparta’ya taşındım, yerleştim. Risale-i Nur bana nasip olunca, mübarek Üstad’ımızı beş kere ziyaret ettim.

 

1962 senesinde Türkiye’de ikinci ilk köy dersanesini Ereğli’nin Pınarkaya köyünde açan Ali Tayyar, Feyzi Allahverdi ile…

Halk partili dayım beni şikayet etti

Üstad’ımız Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından sonra, 1962 senesi… Zübeyir Gündüzalp, Bayram Yüksel ve Dr. Sadullah Nutku ağabeyler köyüme kadar ziyarete geldiler. Bir gece köyümde kaldılar. Onlara koyun kestim, ikram ettim. Köyde hizmet aldı yürüdü ondan sonra. Yüz elli hanelik köyde Risale-i Nur’un olmadığı ev yok gibiydi.

Dayım Hasan Yıldız köyün muhtarıydı, Halk Partiliydi. Köyün ahengini bozuyor diye dayım beni şikâyet etti. Bir gün Jandarma Başçavuşu geldi: “Sen böyle böyle yapıyormuşsun, kitapları getir muamele yapacağım” dedi. Behçet Pınarbaşı diye bir kardeşin evini arama emri varmış, güya benim evimi arama emri yokmuş. Dedim: “Başefendi arama emri varsa, evimi arayabilirsin. Ben yasak kitap okumuyorum. Arama emri yoksa ben niye size kitap vereyim, vermem” dedim. Sonra, bu kitapların müellifi idamla yargılanırken müdafaalarının birinde, ‘Başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-ı Kur’âniyeye feda olan bu baş zındıkaya teslim-i silâh etmeyecektir’ dediğini söyledim. Başçavuş: “Bu kendini kaptırmış, arama emriyle gelirim, karakola düşersen dünyaya geldiğine sana pişman ederim” dedi, gitti hışımla. Ben de hemen ertesi günü Konya’ya gittim. Mehmet Parlayan diye emekli komiser -sonradan yorgancı olan- bir kardeşimiz ve Halıcı Sabri ağabey vardı. Onlara anlattım durumu. “Bir gün yine gelir. Kitapları kaldır, bir-iki tanesi kalsın” dediler.

Cuma namazına camiye gidecektim, bir jip geldi evin önüne. Bir Başçavuş, bir Komiser, iki jandarma, iki polis vardı. O bir ay önce gelen hışımlı Başçavuş: “İşte arama emri” dedi. Sonra ne derse beğenirsin? “Ben inanırım ki siz yalan söylemezsiniz. Evi aramayacağım, git getir kitapları ne varsa” dedi. Zaten ben hazırlığımı yapmıştım. Sözler ve Lem’alar’ı kucakladım, aldım geldim. Beni jip’e attılar, götürdüler Ereğli’ye.

 

Daha evvel ormanda asırlık ağaçları keyif için yakıyorduk

Ereğli’de Hâkim karşısına çıktım.

“Oğlum niye yasak kitap okuyorsun?” dedi Hâkim.

“Hâkim Bey, ben yasak kitap okumuyorum.” Dedim.

“Yasak kitap okumuyorsan burada ne arıyorsun sen şimdi?” dedi.

“Memurlarınız beni aldı, geldi. Bu kitapları satan satıyor, matbaa basmış. Benim gibi dindar bir ailenin çocuğunun alıp okuması suçsa kabul ediyorum” dedim.

“Oğlum suç! Mevlana’nın kitabını oku, İmam-ı Gazali’yi, İmam-ı Rabbani’yi okuyun, yasak bu kitaplar” dedi.

“Hâkim Bey, ben onları okumadan evvel eşkıya idim” dedim.

“Yani bunları okudun da mı Müslüman oldun?” dedi alaylı bir şekilde.

“Hâkim Bey! Bu kitapları okuyunca benim hayatımda yaptığı değişiklikleri size anlatayım. Sizin indinizde bir değeri varsa kitaplarımın iadesini, davanın beraatını; kıymeti yoksa eğer en ağır cezanı ver.” Dedim.

“Kısaca anlat” dedi.

“Biz göçeriz, koyuncuyuz. Bizim meralarımız orman. Sizin orman memurlarınız var. Sizin memurlarınızın önünde yarıçapı iki metre gelen asırlık ağaçları yazın yakardık biz. Bu ağacın lavları mı daha yüksek olacak, diğerinin mi diye yakar, kahkahalarla keyif içinde seyrederdik. Biraz sonra asırlık ağaçlar kül olur giderdi. Memurlarınız bize seslenemezdi. Niye? Babamın kahvesini, annemin ayranını içiyordu. Şimdi biz aynı yerlerde yine koyun otlatıyoruz. Bu kitapları okuduk. Bu kitaplardan öğrendik ki orman yağmuru çekiyormuş, yaşamamız için havadaki zararlı zehirli gazları tarak gibi tarıyormuş.  Ormanda yaşayan insanlar zinde oluyormuş. Bu ağaçlar yaş kaldığı müddetçe Allah’ı zikrediyormuş. Allah onları bizim yakmamız için değil, çocuğumun beşiği, soframın kaşığı olsun diye yaratmış. Şimdi aynı yerde koyun otlatıyoruz, sizin memurlarınız da yok. Kış gününde kuru dalları kırıyoruz, kaya taşının üzerinde kendi pilavımızı pişiriyoruz. Otun üzerinde de pişirmiyoruz; otu koyun yiyecek, büyüyecek süt alacağız. Eğer benim hayatımda yaptığı bu değişiklik size göre bir kıymet ifade ederse davanın beraatını, kitapların iadesini; yoksa en ağır cezanı ver” dedim.

“Anlıyorum evladım, Anlıyorum evladım” diyordu hep hâkim. Sonunda,

“Anlıyorum evladım. Kitapların Ankara İlahiyat Fakültesi’nde tespitine, mazlumun tahliyesine…” ilk celsede alındı bu karar. Ömer kardeşim ben ilkokul mezunuyum, ama o anda kendimi yalnız hissetmiyordum. Üstad’ımın orada hazır olduğunu biliyordum. Allah’ın, Resulullah’ın himayesini orada hissediyordum.

 

Cenab-ı Allah umum nur talebelerini, bizleri ve sizleri Peygamber Efendimizin (a.s.m) sünnetinde muvaffak edip şefaatine mazhar eylesin. Onun ve sevdiklerinin, hassaten aziz Üstad’ımızın yolundan ayırmasın, ahirette de bizleri onlara komşu eylesin. Âmin…

 

Alem-i İslamBediüzzaman'danDr. Mehmet Rıza DerindağDünyaGenelGünün Hadisiİslam ve HayatMisafir YazarlarNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Leyle-i Regaib Özel 5.000 Hatim Programı
Alem-i İslamBediüzzaman'danDünyaGenelGündemGünün DersiGünün Hadisiİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiyeYazarlarımız
Genç Hafızlardan Şehitlerimiz İçin Dualar ve Kur-an’ı Kerim Tilavetleri
Alem-i İslamDerslerDünyaEkonomiFıkıh & HadisGenelGündemGünün DersiGünün DuasıGünün HadisiHayatHizmetİslamİslam ve HayatKartpostal - VecizeNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSorularla RisaleSual-CevapTürkiyeYazarlarımız
Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri ile Risale-i Nur Dersi” ŞUALAR’DAN 9.DERS ( 9. ŞUA )