Risale-i Nur Hangi Şartlarda Yazıldı? 2

Nurdan Haber Haber Merkezi | |
GÜLAY ATASOY

Risale-i Nur Hangi Şartlarda Yazıldı?

1925 yılının şubat ayı… Hüzün yılları, hazan ayları… Osmanlı Devleti yıkılmış, hilafet ve saltanat kaldırılmış, yeni ilân edilen Cumhuriyet “devrim” adı altında inkılaplar yapmış: Harp inkılabı, Kılık Kıyafet inkılabı, Tevhid-i Tedrisat Kanununun ilânı ve diğerleri…

Bu milletin imanını kurtarmak için kibrit kutularına yazdığı risaleleri kitaplaştırıyordu. Hapishanedeki canilerden, katillerden dahi onun yardımına yetişenler oluyordu. Her hapishane bir bayram yerine dönüşüyor, her hapiste Risale-i Nur’un önemli bir eseri yazılıyordu: Denizli’de Meyve Risalesi, Eskişehir’de Otuzuncu Lem’a, Afyon Hapishanesinde el-Hüccetü’z-Zehra Risalesi…
Çilesi hapislerle de bitmiyordu. Ardından sürgün yılları başlıyordu. Kastamonu, Emirdağ ve Isparta… Çoğu zaman gözetim altında hapishaneyi aratacak yıllar…
Öyle ki, Kastamonu başkomiserlerinden biri her fırsatta rahatsız eder, ona ilişir ve hakaret ederek der ki:
“Kur’an’ı hiç elinden düşürmüyorsun. Seni her gördüğümde böylesin. Lâtini de okumuyorsun. Sarığını boynuna asıp, çarşıda dolaştıra dolaştıra seni rezil edeceğim, Molla Said-i Kürdî!”
Bediüzzaman bu başkomisere, “Bana karışma, benden vazgeç” deyince, “Bize, kanuna muhalefet ediyorsun. Bütün hocalar şapka giydiler, sen hâlâ sarık bağlıyorsun. Senden vazgeçmem, gözüne bile ilişirim!” diye bağırır.
Üstad ise tarif etmekten âciz kalınan bir tavır takınır ve o mânâlı gözlerle başkomisere şöyle bir bakar, “Münafık!” diye gürler, “Sen bana ve Kur’an’a hiçbir şey yapamazsın!”
Üstad’ın etrafındakileri ürperten o halinden ve sözlerinden sonra başkomiser, âniden karnını tutar ve sancısı giderek şiddetlenir. Hemen doktora götürülür, fakat kurtarılamaz.
O, mahkum ve sürgünken bile hâkimdi. Zamanın din düşmanlarını muhatap almıyor, onlara “Gelen neslin kapısında durmayınız; mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Tâ ki, İslâmiyet’i kâinatta dalgalandıracak yeni nesil gelsin” diyordu. Gelen nesle ise şöyle sesleniyordu:
“Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yusuf’lar, Ahmad’ler ve sâireler! Sizlere hitab ediyorum: Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz ve böyle demek sizlere borç olsun. Şu muasırlarım, varsın beni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgrafla sizinle konuşuyorum. Ne yapayım? Acele ettim, kışta geldim! Sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zeminimizde çiçek açacaktır.” “Çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin ihzar etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin ihzar ediyoruz.”
Bediüzzaman’ın sözleri nihayet gerçek muhataplarını bulur. Anadolu’nun kahraman ve bahadır evlâtları Bediüzzaman’ın yardımına koşuşur. Ayağı çarıklı çiftçiler, sırtı kepenekli çobanlar, ak sakallı dedeler, beli bükülmüş nineler, tarladaki kadınlar ve erkekler, sokaktaki çocuklardan okuldaki öğrencilere kadar herkes o nurdan hissesini alır.
Kimi kadınlar tarlada çalışıp beylerini Bediüzzaman’a gönderirler, kimileri geceleri mum tutarak efendilerinin Risale-i Nur yazmalarına yardım ederler. Çobanlar Nur’un postacısı olup, heybelerinin altında risaleleri köyden köye, elden ele taşırlar. Çocuklar bile Nur’a muhabbet duyarlar. Gönüller Nur’un sevgisiyle çağlayıp coşar, sineler Nur’un kara sevdasıyla yanıp tutuşur. Okuyanlar hapishanelere düğüne gider gibi gider.
Çünkü Bediüzzaman der:
“Risale-i Nur benim değil, Kur’an’ın malıdır, Kur’an’ın feyzinden gelmiştir. Hiçbir kuvvet onu Anadolu’nun sinesinden koparıp atamayacaktır. Risale-i Nur, Kur’an’a bağlıdır; Kur’an ise Arş-ı Âzam’la bağlanmıştır. Kimin haddi var ki onu oradan söküp atsın?” “Kardaşım, göreceksin, ben bunları bütün dünyaya okutturacağım! Risale-i Nur mutlak küfre galebe edecek ve bütün dünya dillerine tercüme edilerek radyo ağzıyla ders verilecek ve mekteplerde okutulacak.”
Öyle de olur. Barla’nın kadınları, çocukları, erkekleri ve çobanlarıyla başlayan hizmet, bir çığ gibi büyür; âb-ı hayat gibi gönüllerde fışkırır; Anadolu’nun semalarına nur olup yağar, rahmet olarak iner; Âlem-i İslâm’ı sarar, dünya ufuklarına yayılır; memleket sınırlarını aşıp tâ Uzakdoğu ülkelerine kadar ulaşır.
Risale-İ Nur şimdi sayısız dünya diline çevrilmiş durumda. El-Ezher’de ders kitabı olarak okutuluyor. Üniversitelerde tezlere konu oluyor. Bazı özel radyolarda sabah akşam dersleri yapılıyor. Avrupa’da (Müslüman olan) insanların yüzde otuzdan fazlası Risale-i Nur’la İslâmiyet’i tanıyor. O acı ve hüzün yıllarının bir meyvesi olan, Kur’an-ı Kerim’in bir tefsiri olan Risale-i Nur, şimdi sadece Anadolu insanının değil, bütün insanlığın malı olmuş durumda.
Beşinci Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumunun kapanışında konuşan talebesi Mustafa Sungur, bir zaman Bediüzzaman Hazretleri’nin şöyle dediğini hatırlatıyor:
“Dünyanın şâşaalı devri gelecek inşâallah. Ben göremeyeceğim, ben kabrimden seyredeceğim. Mustafa Sungur da bana ders okuyacak.”
Sempozyum sırasında Bediüzzaman’ın Vahşi Şaban adlı talebesi şöyle bir olayı anlatıyor:
“Biz Bediüzzaman’la Barla’dayken, Bediüzzaman Hazretleri “Bir gün gelecek, bu risaleler radyodan okunacak” demişti. Ben o zaman içimden “Ey Üstadi polisler peşinde gölge gibi gezip seni iki adım öteye göndermiyor. Sen nelerden bahsediyorsun?” demiştim.”
Risalelerin ilk kâtibi Şamlı Hafız Tevfik, Bediüzzaman’a “Üstadım, bize uzun uzun cümlelerle bu risaleleri yazdırıyorsun. Bunları kim okuyacak?” diye sorar. Bediüzzaman başını kaldırıp Şamlı Hafız Tevfik’in yüzüne bakarak der ki:
“Ben bu eserleri dünyaya okutacağım!”
Bir başka zaman Bayram Yüksel içinden, “Bir avuç Nur talebesi olan bizler yazıyoruz, okuyoruz!..” diye düşünür. O an yine Üstad şöyle cevap verir:
“Bu Nurları bütün kâinata okutturacağım!”
Evet, şimdi… Değil radyolar, bütün televizyonlar ondan bahsediyor. Bütün gazeteler “Dünya Bediüzzaman’ı konuşuyor” diye yazıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen bilim adamları onu tartışıyor, onu konuşuyor.

Çünkü “Risale-i Nur, sönmez, söndürülemez.” Çünkü o, söndürülmek için üflendikçe parlayan nurdur.

Kaynak: Yazarların Gözüyle Bediüzzaman‘ı Tanımak


Etiketler: , ,
Kategoriler: Bediüzzaman

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?