Haşir

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Prof. Dr. Sıtkı GÖKSU

Öldükten sonra dirilme, Haşir

Öldükten sonra dirilme ile ilgili bizim anlamamızı kolaylaştıracak birkaç misale bakalım. Kur’an hakikatlerinin bir özelliği olarak temsil ve örneklerle en uzak hakikatler yakınlaştırılabilir.

Acaba, mucize gösteren bir kâtip bulunsa, harfleri ya bozulmuş veya mahvolmuş üç yüz bin kitabı tek bir sayfada, karıştırmaksızın, hatasız, yanlışsız, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette, bir saatte yazıyor. Birisi sana dese, “Şu kâtip, kendi yazdığı, senin suya düşmüş olan kitabını yeniden, bir dakika zarfında hafızasından yazacak”; sen diyebilir misin ki, “Yapamaz ve inanmam”?

Veyahut bir mucize gösteren sultan, kendi iktidarını göstermek için veya ibret ve gezinti için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri değiştirir, denizi karaya çevirdiğini görüyorsun. Sonra görsen ki, büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o zatın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar. Biri sana dese, “O zat, bir işaretle, o taşı, ne kadar büyük olursa olsun, kaldıracak veya dağıtacak; misafirlerini yolda bırakmayacak.” Sen desen ki, “Kaldırmaz veya kaldıramaz.”

Veyahut bir zat, bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese, “O zat, bir boru sesiyle, şahısları istirahat için dağılmış olan taburları toplar; taburlar nizamı altına girerler.” Sen desen ki, “İnanmam”; ne kadar delice hareket ettiğini anlarsın.

İşte, şu üç temsili anladın ise, bak: Nakkaş-ı Ezelî (Her şeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen ve başlangıcı-evveli olmayan Allah), gözümüzün önünde kışın beyaz sayfasını çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, yeryüzü sayfasında üç yüz binden ziyade nevileri, kudret ve kader kalemiyle en güzel şekilde yazar. Birbiri içinde, birbirine karışmaz. Beraber yazar; birbirine mani olmaz. Oluşuyla, şekilce birbirinden ayrı, hiç şaşırtmaz, yanlış yazmaz.

Evet, en büyük bir ağacın ruh programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte yerleştirip muhafaza eden herşeyi koruyup saklayan ve hikmetli bir şekilde yapan Allah, vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder, denilir mi?

Ve küre-i arzı bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, âhirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi? Hem, hiçten, yeniden bütün zîhayatın ordularını, bütün cesetlerinin taburlarında mükemmel bir düzenle atomları kün feyekûn emri (“Cenab-ı Hak bir şeyin olmasını murat ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluveririr.” Yasin Suresi 36:82) ile kaydedip yerleştirir. Ordular icat eden Zât-ı Zülcelâl, tabur-misal cesedin nizamı altına girmekle birbiriyle tanışan temel atomlar ve esas parçaları bir sesleniş ile nasıl toplayabilir, denilir mi?

Hem bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hatta gece gündüzün değişmesinde, hatta hava boşluğunda bulutların yaratılma ve yok edilmesinde öldükten sonra dirilmeye-haşire numune ve misal ve işaret olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun. (Bize yağmuru getirmeye vesile olan bulutların ağırlığının 300 bin ton civarında olduğu bildirilmektedir.)

Hatta, eğer hayalen bin sene evvel kendini farz etsen, sonra zamanın iki yönü olan geçmiş ve geleceği birbirine karşılaştırsan; asırlar, günler adedince haşirin benzeri ve kıyametin numunelerini göreceksin.

Sonra, bu kadar numune ve misalleri gördüğün halde, ahirette tekrar bedenlerin ve vücutların dirilişini akıldan uzak görmekle inkâr etsen, inanmasan ne kadar delilik olduğunu sen de anlarsın.

Sonuç olarak Kur’an’ın hemen üçten birisi haşir ve ahirete bakar.

Çoğunlukla kısa surelerinin başlarında gayet kuvvetli haşir ayetleri yer alır.

Bak, en büyük buyruk olan Kur’an-ı Kerim, bahsettiğimiz hakikate dair mealen ne diyor: “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor! Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O her şeye hakkıyla kadirdir.” Rum Suresi, 30:50.

 



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Prof. Dr. Sıtkı Göksu

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?