Cenab-ı Hakk’ın melaike ile olan hitabı

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

İŞARATÜ’L-İ’CAZ

Sure-i Bakara 30. Ayet

وَ اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَلٖيفَةً قَالُٓوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ

يُفْسِدُ فٖيهَا وَ يَسْفِكُ الدِّمَٓاءَ وَ نَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَ نُقَدِّسُ لَكَ قَالَ اِنّٖٓى اَعْلَمُ

مَالَا تَعْلَمُونَ

 

Melaikenin sual-i taaccüb ve istifsarları bittikten sonra sâmi’, Cenab-ı Hak’tan verilecek cevabı beklerken Kur’an-ı Kerîm قَالَ اِنّٖٓى اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesiyle cevap vermiştir. Yani “Eşya ve ahkâm, sizin malûmatınıza münhasır değildir. Adem-i ilminiz, onların vücuda gelmeyeceklerine sebep olamaz. Benim, beşerin hilkati hakkında bir hikmetim vardır; o hikmetin hatırası için fesatlarını nazara almam.” ferman etmiştir.

Cümlelerin heyet ve nüktelerine geldik:

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ … الخ : Atfı ifade eden bu و münasebet-i atfiyenin iktizasına binaen وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ … الخ cümlesine matufun aleyh olmak üzere اِذْ خَلَقَ مَا خَلَقَ مُنْتَظَمًا cümlesinin takdirine işarettir.

Ve keza اِذْ zaman-ı maziyi ifade ettiği cihetle, sanki zihinleri geçmiş zamanların silsilesine götürür veya o silsileyi bu zamana getirir, ihzar eder ki zihinler, o zamanlarda vukua gelmiş olan hâdiseleri görsünler.

رَبُّكَ : Bu tabir, melaikenin aleyhine bir hüccet ve bir delildir. Yani “Allah seni terbiye etmiştir, hadd-i kemale eriştirmiştir ve seni beşere mürşid kılmıştır ki fesatlarını izale edesin. Demek, nev-i beşerin en büyük hasenesi sensin ki onların mefsedetlerini setrediyorsun.”

لِلْمَلٰٓئِكَةِ : Cenab-ı Hakk’ın müşavere şeklinde melaike ile yaptığı muhavere, melaikenin beşer ile fazla bir irtibat ve alâka ve münasebetleri olduğuna işarettir. Çünkü melaikenin bir kısmı insanları hıfzediyor, bir kısmı kitabet işlerini görüyor. Demek, insanlarla alâkaları ziyade olduğundan insanların ahvaline ehemmiyet veriyorlar.

اِنّٖى : Melaikenin اَتَجْعَلُ ile yaptıkları istifhamdan anlaşılan tereddütlerini reddetmekle, meselenin azamet ve ehemmiyetine işarettir.

اِنّٖى : Burada ى mütekellim-i vahde ile وَاِذْ قُلْنَا da mütekellim-i maalgayr zamirinin zikirlerinden şöyle bir işaret çıkıyor ki: Cenab-ı Hakk’ın halk ve icad fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtaların bulunduğuna işarettir. Bu nükteye delâlet eden başka âyetler de vardır. Ezcümle:

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُ âyet-i kerîmesinde azamete delâlet eden نَا zamir-i cem’i, vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi بِمَٓا اَرٰيكَ اللّٰهُ de müfred hükmünde olan lafza-i Celal, manaları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir.

جَاعِلٌ kelimesinin خَالِقٌ kelimesine tercihen zikri: Melaikenin medar-ı şüphe ve mûcib-i istifsarları, halk ve icad fiili değildir. Zira vücud hayr-ı mahzdır, halk Allah’ın fiilidir, Allah’ın fiili lâyüs’eldir. Ancak melaikeyi şüpheye davet eden ve istifsarlarına mûcib olan جَعل dir. Yani Cenab-ı Hakk’ın beşeri arzın tamirine tahsis etmesidir.

فِى الْاَرْضِ daki فٖى nin عَلٰى ya tercihi: Beşerin yer üstünde olduğu عَلٰى kelimesinin manasına muvafık ve münasip iken tercihen فٖى nin zikredilmesi, beşerin bir ruh gibi arzın cesedine nefh ve nüfuz ettiğine ve beşerin ölüp inkıraz etmesiyle arzın yıkılmasına işarettir.

خَلٖيفَةً : Bu tabir, arzın insanların hayatına elverişli şeraiti haiz olmazdan evvel arzda idrakli bir mahlukun bulunmuş olduğuna ve o mahlukun hayatına o zamandaki arzın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsait bulunduğuna işarettir. خَلٖيفَةٌ tabirinin bu manaya delâleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan manaya nazaran o idrakli mahluk, cinlerden bir nevi imiş; yaptıkları fesattan dolayı insanlar ile mübadele edilmişlerdir.

قَالُٓوا اَتَجْعَلُ فٖيهَا مَنْ يُفْسِدُ فٖيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَ : Bu cümle müste’nifedir. Bu istînaftan anlaşılıyor ki Cenab-ı Hakk’ın melaike ile olan hitabı, sâmi’i şöyle bir suale mecbur etmiştir ki: “Acaba melaikeler komşuluklarına gelecek insanları nasıl karşılayacaklardır? Hem onlar ile beraber olmaya ve komşu olmaya rızaları var mıdır? Hem fikirleri nedir?” Kur’an-ı Kerîm قَالُٓوا اَتَجْعَلُ cümlesiyle o suali cevaplandırmıştır.

Sual: قَالُٓوا اَتَجْعَلُ … الخ cümlesi اِذْ قَالَ cümlesine ceza olduğuna nazaran, aralarında lüzum lâzımdır. Halbuki lüzum görünmüyor?

Cevap: Melaike arzın müekkelleri bulundukları cihetle arz, onların idaresinde olur. Bu itibarla insanların arza halife kılınması hakkında melaikenin fikirlerini izhar etmek lüzumu vardır.

قَالَ – قَالُوا tabirleri, mukavele ve muhavere şeklinde müşavere üslubunu insanlara öğretmek içindir. Yoksa Cenab-ı Hak müşavereden münezzehtir.

Kaynak: Risale-i Nur



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Günün Dersi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?