Nurdan Haber

Hz. Bediüzzaman’ın Tesanüd’e Verdiği Ehemmiyet

Hz. Bediüzzaman’ın Tesanüd’e Verdiği Ehemmiyet
Avatar
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
28 Ağustos 2020 - 11:34

Hz. Bediüzzaman eserlerinde meslek ve meşrebinin tesis ve tekidi noktasında bir kaç maddeyi daima ön plana çıkarır. Bunlardan birisi sadakattır. Bir diğeri de tesanüddür. Maddi ve geniş manada yenilerin tabiriyle makro planda islam milletlerinin ve devletlerinin bir şura tesisi ile adeta cemahir-i müttefikay-ı islamiye nevinden devletler milletler muvazenesinde bir meclis-i şuraya istinaden tesanüdün vücudunu salık veriyorken mikro planda ferdler bilhassa bir davaya gönül vermiş insanlar arasında kuvvetli bir tesanüdün husule gelmesini en birinci ve değişmez bir vasiyet olarak ilan etmiştir. Üstadımız Hazretleri daha Barla’da iken mahdut, küçük, zaif ve hakikaten az bir cemaat içinde TESANÜD’ün kıymetini ve ehemmiyetini talebelerine yazmış olduğu mektuplarla ilan ediyordu; “Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackârane ittihad gittiği vakit, manevî hayat da gider.

وَ لاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَ تَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ

işâret ettiği gibi, tesanüd bozulsa cemaatın tadı kaçar. Bilirsiniz ki üç elif ayrı ayrı yazılsa kıymeti üçtür. Tesanüd-ü adedî ile içtima etse yüz onbir kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç-dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimülâmal olmamak cihetiyle hareket etseler kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakiki bir uhuvvetle, birbirinin faziletleriyle iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefâni sırrıyla hareket etseler, o dört adam, dörtyüz adam kuvvetinin kıymetindedirler.” (Barla Lâhikası/128) Ve otuz sene sonra aynı hakikatı terennüm ediyor aynı manayı ifade ediyor ve bizlere bu düsturların zaman ve mekan mefhumuyla kayıtlı konjonktürel stratejiler değil ezeli davanın ebedi dersleri olduğunu ihtar ediyordu;
“Tesanüdümüzden hâsıl olan bir şahs-ı mânevînin fevkalâde ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı, bize kâfidir.”(Emirdağ Lâhikası 1/76)

“Risale-i Nur’un bazı şâkirdleri –her yerde bulunan ve cumhuriyet kanunları müsaade eden ve ilişmeyen– ve cemaat-ı İslâmiye hey’etleri gibi hareket etmelerinden bir cemiyet zannedilmiş. Halbuki o mahdut üç-dört şâkirdin niyetleri cemiyet-memiyet değil, belki sırf hizmet-i imaniyede hâlis bir kardeşlik ve uhrevî tesanüddür.
(Şualar/281) buyurmuştur. Hz. Üstadımız böyle uhrevi TESANÜDÜN ehemmiyet ve kıymetini idrakimiz sadedinde, Tesanüdü;
1- hayat-ı içtimaiyenin bir temel taşı;
2- fıtrat-ı beşeriyenin bir hâcet-i zaruriyesi;
3- aile hayatından tâ kabile ve millet ve İslâmiyet ve insaniyet hayatına kadar en lüzumlu ve kuvvetli rabıta;
4- her insanın kâinatta gördüğü ve tek başına mukabele edemediği medâr-ı zarar ve hayret ve insanî ve İslâmî vazifelerin îfasına mâni maddî ve mânevî esbabın tehacümatına karşı bir nokta-i istinad
5- medâr-ı teselli olan dostluk ve kardeşâne cemaat ve toplanmak ve samimâne uhrevî cemiyet ve uhuvvet,
6- bilhassa hem dünya, hem din, hem âhiret saadetlerine kat’î vesile olarak iman ve Kur’ân dersinde hâlis bir dostluk
7- hakikat yolunda bir arkadaşlık
8- ve vatanına ve milletine zararlı şeylere karşı bir kuvvet olarak ifade etmiştir.

Hizmet-i imaniyede sarsıntı, tokat, ehl-i dalaletin ehl-i hidayete zahiri ve muvakkat galebesi ise tam tesanüde verdiğimiz verebileceğimiz zararların neticesi olduğunu da yine Üstadımız ifade ediyor; “Demek şimdi bir ihtiyaç var ki, kader-i İlahî onları bize musallat ediyor. Onlar mevhum bir cemiyet isnadıyla zulmederler. Kader ise, “neden tam ihlasla, tam bir tesanüdle, tam bir hizbullah olmadınız?” diye bizi onların elleriyle tokatladı, adalet etti.” (Şualar/535)
“Ve bana yapılan bu son işkence dahi, bu manasız ve çok zararlı tesanüdsüzlüğünüzden geldiğine kanaatım var.” (Şualar/520)
“Herkes kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesanüd ile tam liyakat göstermediğimizden…”(Şualar/305) gibi ifadelerle tesanüdsüzlüğün tokatlara vesile olacağını ihtar ediyor müşfikane ikaz ediyor.
Ehl-i dalaletin Nur talebelerine karşı en kuvvetli kozu ve daimi silahı tesanüdü bozmaktır. Başka türlü muvaffak olamayacaklarını binler hadiselerle görmüşlerdir. İhanetlerle, şahsi kusuratın neşri ile, Nurlardaki hakikatlere karşı gelmekle bir yere varamayan ehl-i dalalet ve nifak; şakirdlerin tesanüdünü hedefe almıştır. “…gayet dikkatle ve şeytancasına şâkirdlerin hakikî kuvvetleri olan tesânüdü bozmaya çalışıyorlar.” (Kastamonu Lâhikası/153) “Fakat, yalnız ehemmiyetli bir plânla, ayrı bir cephede, mütemerrid münafıklar tarafından bir hücum var. Çok ihtiyat ve dikkat ve sebat ve tesanüd lâzımdır ki, tâ onların bu plânı da akim kalsın. Plân da budur:
“Risale-i Nur talebeleri içinde tesanüdü bozmak.” Onsekiz seneden beri hakkımızda programları, has talebeleri bizden kaçırmak, soğutmak idi. Bu plânları akîm kaldı. Şimdi, tesanüdü bozmak ve bazı menfaatperest, fakat ehl-i ilim ve ehl-i dinden, Risale-i Nur’un cereyanına karşı rakip çıkarmak suretiyle intişarına zarar vermeye çalışıyorlar.” (Kastamonu Lâhikası/234)
Üstadımızın teşhisi budur; “…ifsad etmek ile mâbeynlerinde tesanüdü kırmak..”(RN-Şualar/306)…
buna karşı ne yapmamız lazım; “Ve buna karşı da
1- herbiriniz herbirisine birer tesellici
2- ve ahlâkda ve sabırda birer nümune-i imtisal
3- ve tesanüd ve taltifte birer şefkatli kardeş
4- ve ders müzakeresinde birer zeki muhatap
5- ve mücîb ve güzel seciyelerin in’ikasında birer âyine olmanız, o maddî sıkıntıları hiçe indirir diye düşünüp ruhumdan ziyade sevdiğim sizler hakkında teselli buluyorum.”(Şualar/310)
Başka?
“6- Bunlara karşı vahdetimizi, tesanüdümüzü muhafaza edip
7- onlar ile uğraşmamak lâzımdır, münakaşa etmemek gerektir. (Şualar/320)
“En esaslı kuvvetimiz ve nokta-i istinadımız, tesanüddür. Sakın sakın bu musibetlerin verdiği asabîlik cihetiyle
8- birbirinizin kusuruna bakmayınız.” (Şualar/314)
9- “hakiki bir tesanüdle kudsî hizmete sebatkârâne devam etmek..” (Şualar/315)
Ehl-i dalâlet, Risale-i Nur’un elmas kılınçlarına mukabele edemedikleri için, şâkirdleri içinde,… –meşrepler veya hissiyatları muhalefetinden– zayıf damarları bulup, şâkirdler içindeki tesanüdü sarsmak istediklerini hissettim ve anladım.
Sakın!
10-Çok dikkat ediniz, içinize bir mübayenet düşmesin. İnsan, hatâdan hâli olamaz; fakat tevbe kapısı açıktır.
Nefis ve şeytan, sizi, kardeşinize karşı itiraza ve haklı olarak tenkide sevkettiği vakit; deyiniz ki: “Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saâdetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. (Kastamonu Lâhikası/233)
Medar-ı niza bir mes’ele varsa,
11-meşveret ediniz.
12- Çok sıkı tutmayınız. Herkes bir meşrebde olmaz.
13- Müsamaha ile birbirine bakmak şimdi elzemdir. (Kastamonu Lâhikası/234)
Fakat şimdi Risale-i Nur’un tab’ suretiyle intişarı, hakikî bir ihlâs ve kuvvetli bir tesanüd ve birbirinin kusuruna bakmamak lâzım geldiğinden, Kastamonu Vilâyetindeki kardeşlerimiz, Ispartalılara ihlâs ve tesanüdde benzemeye mecburdurlar. İnşâallah, onlar dahi,
14- şahsî hissiyatlarını bu kudsî hizmetin zararına istîmal etmeyecekler.(Emirdağ Lâhikası 1/83)
Risale-i Nur şâkirdlerinin tesanüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında su-i zan verdiriyorlar; tâ birbirini ittiham etsin. Belki filân talebe bize casusluk ediyor der, tâ bir inşikak düşsün. Dikkat ediniz.. gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız…
15- Fenalığa karşı iyilikle mukabele ediniz. 16- Fakat çok ihtiyat ediniz.. sır vermeyiniz… Zaten sırrımız yok; fakat vehhamlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor,
17- ıslahına çalışınız..
18- perdeyi yırtmayınız.

Sizin, hususan Isparta medresesindeki tesanüdünüz, hem Risale-i Nuru, hem şâkirdlerini, hem bu memleketin yüzünü ak etmiş.
19- Ve her tarafta Risale-i Nur’a çalıştıran ehemmiyetli bir sebep, tesanüdünüzdür ve şevk ve gayretinizdir. Cenâb-ı Hak, sizleri bu hizmet-i îmaniyede dâim ve muvaffak eylesin, âmin… Âmin” (Emirdağ Lâhikası 1/113)
Üstadımızın tesanüde dair bu tavsiyelerini kulak ardı etmeyip tutan ve gereğini yapan şakirdlere ise verdiği müjde ne kadar güzeldir;
“Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir veliden ziyade mevki alıyor.” (Şualar/322) bir başka yerde ise bu ifadenin isbatı sadedinde şöyle söylüyor; “Evet, velâyetin kerâmeti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bâhusus Lillâh için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde; ciddî, samimî tesanüdün çok kerâmetleri olabilir. Hattâ şöyle bir cemaâtin şahs-ı mânevîsi bir veliyy-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta mazhar olur.” (Barla Lâhikası/14)

Velhasıl Üstadımız bilhassa “ihlas ve uhuvvet risalelerinde” ve hususan lahikalarda ve bahusus küçük mektuplar mecmuası” olan 12. Ve 13. Şua eserlerinde tesanüdü anlatıyor, tesanüde teşvik ediyor, ehl-i dalaletin planlarını deşifre edip çare ve ilacı da gösteriyor, teşhis ve tedavi yollarını ilan ediyor. Niçin “tesanüde” bu kadar ehemmiyet vermiş onu da bu gelen mektupta ifade ediyor;
“Sizin tesanüdünüze benim ziyade ehemmiyet verdiğimin sebebi, yalnız bize ve Risale-i Nur’a menfaati için değil, belki tahkîkî imanın dairesinde olmayan ve nokta-i istinada ve sarsılmayan bir cemaatin kat’î buldukları bir hakikata dayanmağa pekçok muhtaç bulunan avâm ehl-i iman için dalâlet cereyanlarına karşı yılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldatmaz bir merci, bir mürşid, bir hüccet olmak cihetiyle sizin kuvvetli tesanüdünüzü gören kanaat eder ki; bir hakikat var, hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalâlete başını eğmez, mağlûb olmaz diye kuvve-i mâneviyesi ve imanı kuvvet bulur, ehl-i dünyaya ve sefahete iltihaktan kurtulur.” (Şualar/325)
Nur Talebeleri mabeyninde tesanüdü kırmak için çalışan ehl-i dalalet ve vekillerine Bediüzzaman’ın sadık vekili Zübeyir Gündüzalp Ağabey gibi cevap vererek bitirelim;
“Risale-i Nur okuyucularının Kur’ân’a hizmet uğrunda müslümanlık bağları ile birbirlerine görülmemiş bir şekilde sarılmış olarak tezahür eden ve bunlardan başka bir maksada matuf olmayan, sadece hürmet, şefkat ve sevgisinin ifadesi olan tesanüdünü kırmak ise, aldanıyorlar. Beyhude hiç uğraşmasınlar. Risale-i Nur’u okuyanların en gerisi, en âmîsi olan ben, onlara şöyle cevab veriyorum:

Birimiz şarkta, birimiz garbda, birimiz cenubda, birimiz şimalde, birimiz âhirette, birimiz dünyada olsak; biz yine birbirimizle beraberiz. Kâinatın kuvveti toplansa, bizi yüksek üstad Said Nursî’den ve Risale-i Nur’dan ve bizi bizden ayıramazlar.
(Şualar/549)

Alem-i İslamBediüzzaman'danDerslerDünyaGenelGündemHizmetİslamİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hindistan Nur Talebelerinden Hüsnü Ağabey’e Mektup
Alem-i İslamGenelGündemİslamİslam ve Hayat
Tanıkların Dilinden İslamofobi
Alem-i İslamAli Kemal PekkendirHizmetİslamRisale-i Nur
Risale-i Nur’u Okuma ve İzah Etme Konusu
Alem-i İslamGenelİslamİslam ve HayatTürkiye
Muhteşem Bir Sela!
Alem-i İslamGenelGündemHizmetİslamİslam ve Hayat
AZERBAYCANDAN MEKTUP VAR