Nurdan Haber

21. Asır’da bir Ashab-ı Suffe Azası: Vahdet Ağabey

21. Asır’da bir Ashab-ı Suffe Azası: Vahdet Ağabey
Avatar
Dr. Mehmet Rıza Derindağ( mehmetriza@nurdanhaber.com )
15 Eylül 2020 - 10:02

21. Asır’da bir Ashab-ı Suffe Azası: Vahdet Ağabey

Dr. Mehmet Rıza DERİNDAĞ

 

Ya Rabb! Hemişe oldur ki, saff olan daim suffa ola,

Efendiler Efendisi’ne (s.a.v.) daim yoldaş ola.

Gül ola, gülzâr ola; ser ola, selsebil ola,

Ashâb-ı Suffa’ya daim yol ola, hem-rah ola.

 

İslam tarihinde Medine-i Münevvereye hicretin akabinde mescid-i nebevide terbiye-i nebeviye altında oluşan ashab-ı suffa denilen mümtaz fedakarlar ordusu mühim bir yere sahiptir. Bu fedakarlar Efendimiz (s.a.v.)’in mescidinde kalır, meclisinden ayrılmaz, Nebevi terbiye ile Nebiler Nebisinin boyasıyla boyanırlardı. Kur’an-ı Mecid’deki şu ayetlerin onlar hakkında nazil olduğu nakledilir:

“(Yapacağın hayırlar) Kendilerini Allah yoluna adadığı için yeryüzünde kazanç endişesiyle dolaşmayan, hayâlarından dolayı tanımayanların zengin zannettiği fakirler için olsun. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler.”

Evet ashab-ı suffa marifetullah, muhabbetullah, imanıbillah dersini doğrudan doğruya Efendimiz’den alıyor ve cihad meydanlarında da en ön safta vazifeye koşuyorlardı. Cenab-ı Hak ta onları kelamında tavsif ediyor ve methediyor. Ashab-ı Suffa islamın kara sevdalıları, dertlileriydi. Onlar makam, mansıp, şöhret, şehvet, mal, mülk, evlad u iyal derdi olmayan yani dünyada yaşayıp sanki dünyadan olmayan bambaşka bir iklimin insanlarıydı. Dertleri islam tasaları islam hedefleri rıza ve ukba… suffe de Efendimize en yakın yerde kalırlardı. Dünya evine girenler bu mekândan ayrılırlardı. Kimseden bir şey istemezlerdi. Sabah akşam Kur’an ile meşgul olur öğrenir öğretirlerdi.

Efendimiz (s.a.v.) efrad-ı ailesinden evvel ashab-ı suffayı düşünür, onların maddî- manevi ihtiyaçları için seferber olurlardı. İbn-i Mace’nin aktardığı bir hadise göre:

“Efendimiz (s.a.v.), bir gün evinden çıkıp mescide girdi. Mescidde bir kısım insan Kur’an okuyor, dua ve zikir ile meşgul oluyor, bir kısım ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Efendimiz (s.a.v.), her iki gruptan memnun olarak, ‘Her iki grup da hayır işliyorlar.’ Ardından; ‘Bunlar Kur’an okuyor, Allah’a dua ve zikirle meşgul oluyor. Allah dilerse dualarını kabul eder, dilerse etmez. Ama şunlar ilim öğreniyor ve öğretiyorlar. Şüphesiz ben muallim olarak gönderildim.” buyurmuşlardır.

Ebu Nuaym İsfahânî bu muhlis fedaileri şöyle anlatıyordu;

“Ashâb-ı suffa; Allah’ın her türlü dünya kirinden kurtardığı, fakirlere önder kıldığı, hikmet ehline dost eylediği, aileye ve dünya malına bağlanmayan, hiçbir alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoyamadığı az bulunur bir topluluktu.”

Asr-ı Saadetin izdüşümüdür bir cihette ahirzaman. Bediüzzaman’ın da öyle fedakâr talebeleri var ki o izdüşümden hissebendler. Ashab-ı Suffa’nın cilvesini ahirzamanın fedakarlar heyeti olan Risale-i Nur’a Vakıf-ı Hayat eylemiş kahramanlarda görmek mümkündür.

İşte görüldüğünde ashab-ı suffayı, asr-ı saadeti derhatır ettiren o fedakarlardan Vahdet Yılmaz Ağabeyi inşaaAllah şehiden Hakk’a uğurladık. Senelerce evvel Rusyadan bir mühtedi genç “ben bazen rüyalarımda asr-ı saadeti görürdüm. Sahabelere bakardım. Vahdet abi onlara çok benziyor!” demişti. Yurtdışında bir eve misafir olduk. Zengin bir iş adamıydı. Yemekler yenmiş ev sahibi ders okumamızı istemişti, Vahdet Abi çay var mı çay içsek dedi, ev sahibi önce ders okuyalım sonra çay içeriz dedi, Vahdet abi de ısrarla çay istedi, ben de böyle kalbimden Ağabey keşke ders okunsa bu çay ısrarı ne diye geçiriyor, mahcup olduğumuzu düşünüyordum. Ne ise çay geldi. Ders okundu, Vahdet abi ilahiler marşlar okudu. Ayrılırken oradan ev sahibi dedi ki “yahu bu nasıl bir Zat, ayağında kara lastik, dünyanın bir ucuna gelmiş, Allah rızasından başka kimsenin ne düşündüğü de umurunda değil, biz arabanın rengini beğenmiyor diye galeri galeri şunlara araba arıyoruz vs dedi ve ekledi ben bu Zat’a âşık oldum ya hu…” Evet Vahdet Ağabey işte böyle bir asr-ı saadet Müslümanıydı.

Ya Rabbi Vahdet Abimize rahmet eyle, kabrini pür-nur, makamını ali eyle, Resul-u Ekrem’e (asv) komşu eyle, elinden düşürmediği Kur’an’ı kabrinde Ona munis arkadaş eyle ve cennetü’l firdevste saadet-i ebediyeye mazhar eyle, ya Erhamerrahimin.

Âmin.

Alem-i İslamDünyaGenelGünün Dersiİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Hüsnü Ağabey ile Risale-i Nur Dersi
Alem-i İslamBediüzzaman'danGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriYazarlarımız
Said Nursi’ye Göre Çocuğun En Önemli Hakkı
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriRisale-i NurRisale-i Nur DünyasıSon DakikaSürmanşetTürkiye
Hüsnü Ağabey’den Mevlid-i Nebi Tebrik Lahikası
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriSon DakikaSürmanşetTürkiye
4. Uluslararası Bilimler Işığında Yaradılış Kongresi Devam Ediyor
Alem-i İslamDünyaGenelGündemİslam ve HayatNur TalebeleriTürkiye
Yeryüzü, Yeniden İslam’ın Huzur Veren İlkelerini Aramaktadır