İslam Dini Güncellenebilir mi?

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

İSLAM DİNİ GÜNCELLENEBİLİR Mİ?

İŞTE CEVABI:
“İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye Altı Mâni vardır.” İçtihat kapısının açık olmasını nasıl anlamalıyız; madem girmeye mani var, o halde kapı neden açık, hikmeti nedir?

Semavi ve İlahi dinler, esas ve temel noktasında aynıdırlar. Yani Hazret-i Adem (as)’dan Hazret-i Peygamber Efendimize (asv) kadar gelen ve geçen bütün dinlerin temeli ve esası aynıdır. Bu noktadan bakıldığında hak din tektir o da İslam dinidir. Bu temel ve esas olan kısım ise; iman ve bazı ibadetlerdir. İman ve bazı ibadetler bütün semavi dinlerde aynıdır, değişmez.

Ama bir de insanların örf ve adetlerinden kaynaklanan, farklı cemiyet ve toplumsal yaşamları vardır. Allah bu toplumsal farklılıkları nazara alarak, her toplumun bünyesine uygun şeriat ve nebiler göndermiştir. Hatta aynı zaman ve mekan içinde iki farklı din ve peygamber bile gönderilmiştir. Hazreti Musa (as) ile Hazreti Şuayib (as)‘ın farklı şeraitleri buna delildir. Tabi bu farklılıklar dinin temelinde ve kökünde değil, toplumsal yaşama bakan detay meselelerdedir. Hazret-i Musa (as)’in getirdiği katı ve zor şeriatı, Hazreti İsa (as) daha yumuşak ve kolay hale getirmiştir. Hazret-i İsa’da helal olan bazı şeyler, İslam şeriatında haram kılınmış, haram olanlar da helal kılınmıştır.

“Zamanın değişmesi ile hükümler de değişir.” kaidesi, İslam fıkhının ve kainata konulan adetullahın ana prensiplerindendir. Ama bu hüküm değişkenlik gösteren insanların toplumsal yapısı ile alakalıdır. Zira insanlık sürekli değişim ve dönüşüm ile tekamül ediyor. Hazreti Adem zamanındaki toplumsal yapı ile Hazreti Peygamber Efendimiz (asm)’ın dönemindeki toplumsal yapı arasında çok azami farklar ve farklılıklar olmuştur.

İnsanlık iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi sayesinde ortak ve evrensel değerlere doğru yaklaştığı için, Allah son peygamberini ve son dinini insanlığa göndermiştir. Artık farklı nebi ve dinlere ihtiyaç kalmamıştır. Ama yine de bütün insanlık bir sınıf seviyesine gelmediği için, İslam dini farklı örf ve adetlere hitap edip cevap verecek içtihat ve mezhep kapısını kapamamıştır. Bazı muhakemesizler bu incelikleri bilemedikleri için mezhepleri kabullenemiyorlar.

Üstad bu manaya şöyle işaret ediyor;

”Enbiya-yı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hattâ bir kıt’ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş. Sonra, Âhirzaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidaî derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye birtek ders alacak, birtek muallimi dinleyecek, birtek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir. Eğer, beşerin ekseriyet-i mutlakası, bir mekteb-i âlinin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse, o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz.”(1)

İnsanlık, basma kalıp, aynı anlayış ve kültür kalıbına girer, ayni iklim ve coğrafi koşullara adapte olabilirse; ancak o zaman mezhepler ortadan kalkar, böyle bir şey de ütopyadan öteye geçmez.

İki örnek ile bu meseleyi somutlaştıralım.

Birisi başların mesh edilmesinde, üç ayrı içtihat ve üç farklı mezhep görüşü vardır. Maliki Mezhebi’ne göre; başın tamamı mesh edilir, Hanefi Mezhebi’ne göre ise başın dörtte biri mesh edilir, Şafi Mezhebi’ne göre ise parmak ucu ile ıslatmak kafidir.

Şimdi kutuplarda yaşayan bir Müslüman için en kullanılabilir görüş Şafi mezhebinin görüşüdür. Zira Maliki mezhebini tatbik etse hasta olur. Aynı şekilde Afrika’da yaşayan bir Müslüman içinde en mutabık görüş Maliki mezhebinin görüşüdür. Zira sıcak memlekette başın tamamının meshi güzeldir.

Coğrafya ve iklim olarak vasat olan yerlerde de Hanefi mezhebinin görüşü mutabıktır. Şimdi mezhep nasıl cem olur, Afrika ve kutuplarda yaşayanları vasat olan bir coğrafyaya cem edebilirsen ki bu imkansız bir şeydir; ancak o zaman mezhepleri de cem edebilirsin, yoksa mezhepleri birleştirmek muhaldir.

İkincisi; her toplumun yemek ve içmek kültürü farklıdır. Bir toplum için leziz olan bir yemek, başka bir toplum için tiksindirici olabilir.

Mesela; Tayland ve Afrika gibi toplumlarda haşerat ve böcek yemek gayet normaldir. Ama Türkiye ve Arap toplumunda bunlar gayet itici ve tiksindirici bir durumdur. Şimdi hangi kalıbı ölçü alıp herkesi bu kalıp içine sokacağız da mezhepler cem olacak. Maliki mezhebinde haşerat yemek caiz görülmüştür. Hanefi mezhebinde ise kerih ve mekruh sayılmıştır.

Şimdi her toplum kendine uyan bir mezhebi İslam içinde bulabilir. İşte mezheplerin rahmet ve zenginlik olması buradan ileri geliyor.

Mezhepler sosyolojik bir gerçektir, toplumsal farklılıkların bir neticesidir. Allah ve Resulü bu gerçeklere rahmet olsun diye, Ayet ve sünnetlerini içtihada müsait bir kıvamda tayin etmiştir. Yoksa bir kalıp koyup bütün milletleri o kalıp içine preslemek fıtri olmazdı. İşte İslam’ın fıtrata uygunluğu buradandır.

Mezhepler içtihatlarını hariçten İslam‘a sokmamışlar, İslam’ın içinde var olan ama herkesin göremediği hafi manaları ve hükümleri içtihat vasıtası ile açığa çıkarmışlardır. Böyle olunca bu mezheplerin hepsi haktır ve şeriatın bir meselesidir.

Kainatta tekamül ve değişme kanunu esastır. Bu kanundan dolayı, sosyal yapı sürekli bir değişim ve terakki içindedir. Bir dönem için hayati önem taşıyan bir olgu, başka bir dönemde sıradan ve önemsiz hale gelebiliyor.

Zamanların değişmesi ile hükümler de değişir prensibi, fıkhın önemli bir prensibi olduğuna göre, bu kanun hiçbir zaman işlevselliğini kaybetmez. Belki bu hüküm bazı zaman ve dönemlerde incelir ve işlemesi mümkün olmayacak bir vaziyete gelebilir; ama asla kopmaz ve değişmez. Üstad’ın “açık, ama mani var” demesi bu manayadır.

Yani kanun olarak içtihat kapısı asla kapanmaz ve değişmez; ama bu zaman ve dönem şartlarında oraya girmek de, sosyal açıdan pek mümkün değildir.

Üstad’ın içtihad noktasındaki tespitleri hali hazır için önemli ve hayati tespitlerdir. Ama bunun ilanihaye böyle gideceğine ve değişmeyeceğine hüküm vermek, fıtrat ve kainat kanunları açısından pek mümkün değildir. Her on senede bile sosyal olaylar çok çabuk değişip başka bir suret alabiliyor. Özellikle iletişim ve ulaşım araçların hızla geliştiği bu dönemde, hükümler daha hızlı ve daha akışkandır.

Üstad’ın, “Bu maniler kıyamete kadar devam edecek.” diye bir hükmü de olmadığına göre, bu manilerin kalkıp maneviyatın tekemmül ettiği bir toplumun oluşması ile pekala içtihat kapısı kullanılabilir. Kış değişmedikçe kışın hükümleri de değişmez; ama kışın yaza yer vermesi de Allah’ın değişmez bir kanunudur.

(1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz.

Kaynak:  Sorularla Risale, 24-1-2011



Etiketler: , , ,
Kategoriler: Sorularla Risale

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?