Perdeyi yırt, arkasına bak!

nurdanhaber | Haber Merkezi | |

GAYBI BİLMEK NE DEMEK?

BİR TEVHİD DENEMESİ

Gayb bizim için vardır. Bizim için her şey gaybdır. Allah için gayb yoktur.

Üstümüzde gök olması, göğün mavi olması, mavi gökte yıldızların parlaması önce bizim için gayb idi.

Uzaktan yakına gelelim:

Elimizin olması, elimizde parmak olması, parmağın ucunda tırnak bulunması da bizim için önce gayb idi.

Bunların hiç birinden haberdar değildik işin evvelinde. O zaman bize bunlar gayb idi.

Onların öyle olduklarını sonradan öğrendik. Öğrenince gayb olmaktan çıktılar.

“Öğrendik.” demekle kendimize pay çıkarmayalım ama.

Bunlar bize “öğretildi”.

Kim öğretti?

Anamız, babamız mı?

Hocamız mı?

Gözümüz mü?

Beynimiz mi?

Aklımız mı?

Hiç biri, hiç biri, hiç biri!..

Gayb, kendisi hakkında muhal olan Allah öğretti onları bize.

Allamulguyub öğretti.

Ne demek “Allamulguyub”?

“Bütün gaybları bilen” demek.

Yani “bize göre gayb” olan şeyleri bilen.

O’nun için gayb yok ki!..

İşte bize O öğretti bizim için gayb olanları.

Buranın dünya olduğunu, dünyada çiçek olduğunu, çiçeğin rengi olduğunu, renginin kırmızı olduğunu öğretti.

Buranın dünya olduğunu, dünyada ıhlamur olduğunu, ıhlamurun koktuğunu, kokusunun baygın olduğunu öğretti.

Buranın dünya olduğunu, dünyada yumurta olduğunu, yumurtanın yuvarlak olduğunu, yuvarlağın basık olduğunu öğretti.

Bu kadar basit şeyleri dahi bilmiyorduk. Adımızı dahi bilmiyorduk.

Sonra bize talim edildi bunlar. Ondan sonra bildik, bilebildik. Öyle değil mi?

Doğduğumuzda ne biliyorduk, düşünsene…

Üç beş şey.

Onları da yine kendiliğimizden biliyor değildik. Onlar da anamızın karnında öğretilmişti bize, efendi!..

Bilmek, öğrenmekle olur.

Bilmek, öğrenmek nedir peki?

Bilmenin ne olduğunu ben ne bilirim!

Kafamda bir beyin var. Beynim, et. Yenen cinsten. Salatası oluyor.

Ben et beyinliyim, et kafalıyım.

Et ne bilir öğrenmeyi, bilmeyi!

Beynimin eti, kendisini biliyor mu ki?.. Kendisinin ne olduğunu, ne yaptığını, nasıl çalıştığını biliyor mu ki?..

Kendisini bilmeyen, başka şeyleri bilebilir mi ki?!

Bu iş, beyin meyin işi değil, efendi, beyin meyin işi değil!

Kafatasımın içinde bir parça et…

Göğüs kafesimin içinde bir parça et…

Biri sinyal gönderiyormuş en ücra yerlere.

Biri kan gönderiyormuş en kuytu köşelere.

Vücudumu bunlar idare ediyorlarmış, öyle mi?

Nasıl yapıyorlarmış, nasıl gönderiyorlarmış benim dahi bilmediğim o sinyalleri, o kanı?

İki parça et çekip çeviriyor bizi ha!

Varlığımız, idaremiz İki parça etin elinde bulunuyor, öyle mi?

İki parça etin eline mi kaldık biz?

Marifet ette mi?

İrade ve idare ette mi?

Yerim ben onları, yerim!

Salatasını, kebabını yapar, yerim.

Her şeyi etten bilenlere mi denmiş acaba o söz, o “et beyinli” sözü; mecazi, kinai olarak?

Yoksa herkes et beyinli aslında.

Et beyinliyi “et beyinli” diye küçümsemek ne ola ki?

Evet, o küçümsenen, et beyinli.

Ama o sözle onu küçümseyen de et beyinli.

Bunda abes bir şey yok, gocunacak bir şey yok; herkes et beyinli.

Ama kinai olarak et beyinli odur ki kendisini et beyninin idare ettiğini zanneder.

Her şeyi etine verir, her şeyi etinden bilir.

Hey efendi, senin rabbin etin midir?

Senin rabbin et midir, etten midir?

Senin vücudun kâinatın ortasında bir merkezî nakıştır. Kâinatın her tarafından gelen ipliklerle nakşedilmiş bir nakış. Kâinatın her köşesiyle irtibatı, münasebeti olan bir nakış.

Senin o iki parça etin, kâinatı da mı biliyor yoksa?

Kâinatın her unsuruna karşı senin uyumlu bir münasebetin var. O iki parça etin, seninle onlar arasında o uyumu nasıl sağlıyor? Yoksa vücudunu onlar idare ettiği gibi kâinatı da mı onlar idare ediyor? Vücudun gibi kâinatın rabbi de onlar mı?

İş nereye varıyor, baksana!..

Buna nasıl ihtimal verilebilir?

Et beyninin kıvrımlarından gelen sinyaller buna ihtimal veriyor mu? Söyle, veriyor mu?

Öyleyse sus! “Ben bilirim.” deme. “Bana bildirilirse bilirim.” de. “Bildirildiği kadar bilirim.” de.

Ve şunu da bil ki o beynin de o yüreğin de birer perdedir, etten perde.

Perdenin üstünde gördüğün renkler, şekiller, hareketler perdenin kendi malı değil, onun arkasından geliyor.

Yırt o perdeyi, yırt da arkasına bak!

Bak ne göreceksin!..


Etiketler:
Kategoriler: Abdullah Saidoğlu Yazarlarımız

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?