SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Abdullah Yeğin ağabeyden mühim bir hatıra..

Abdullah Yeğin ağabeyden mühim bir hatıra..
07 Temmuz 2017 - 11:51

Kudsi hizmet-i imaniyede bulunanlar hizmetlerinin kudsiyet ve ehemmiyetinin farkında olmalılar. Aynı anda hakaikin muvazenesini muhafazayı emreden Risale-i Nura muvafakat için Kur’ân’ın ve Hadis-i şeriflerin hukuklarına riayette ehemmiyetli ikazlar yaptığı valideyn ve akrabalık haklarına da riayetten taviz vermemek gerektiğini beraber ifade eden Abdullah yeğin ağabeyin Üstadımızla arasında geçen hatıratından bir parçayı “Ömer Özcan: Ağabeyler Anlatıyor” Kitabının birinci cildinden aktarıyoruz.

Nurdan Haber

“Sı­la-i ra­him, mek­tup­la da olur”

“Ur­fa’da ders­ha­ne­de ka­lı­yor­dum; dört se­ne ka­dar ol­muş, ay­rı­la­ma­mış­tım. Üs­tad’a bir mek­tup gelmiş; ya benim ağa­be­yim yazmış o mek­tu­bu veya annem bi­ri­ne yaz­dır­mış… Annem mek­tup­ta de­miş ki: ‘Ben has­ta­yım, eğer bir-iki ay izin alıp gel­mez­se ben hak­kı­mı he­lâl et­miyo­rum!’

“Üs­tad’a böyle bir mektup gelmiş. Benim ha­be­rim yok… Mek­tu­bu Üs­tad’a oku­muş­lar. Güya Üs­tad de­miş: ‘Bir-iki ay izin yok, bir-iki gün var.’ Bunu da söy­le­yen Ze­ke­ri­ya Ki­tap­çı, şimdi Kon­ya’da pro­fe­sör… O bana iki satır mektup yazmış: ‘Üstadımıza böyle bir mektup geldi, an­nen has­tay­mış, Üs­tad bir-iki gün izin verdi’ diye…

“Ben Ze­ke­ri­ya’nın mek­tu­bu­nu alınca, ‘Epeydir Üs­tad’a gi­de­me­miş­tim, bir-iki gün izinle Üs­tad’a da uğ­ra­rım’ diye doğru Is­par­ta’ya gittim. Üs­tad Emir­dağ’a gitmiş, ben de Emir­dağ’a geçtim. Trenle giderken Nuri is­min­de Hay­ma­na­lı bi­ri­ne rast­la­dım. O da Üs­tad’a gi­di­yor­muş. Ta­nış­tık, Üs­tad’a be­ra­ber gittik. İkimiz odaya aynı anda be­ra­ber girdik. Üstada be­nim­le hiç ko­nuş­mu­yor, Nu­ri’yle ko­nu­şu­yor­du hep.

“Neyse onu gön­der­di, bana, ‘Sen niye geldin?’ dedi. Ben de dedim: ‘An­nem­den böyle bir mektup gelmiş, siz de­miş­si­niz ki: Bir-iki ay izin yok, bir-iki gün var.’ Üs­tad, ‘Benim ha­be­rim yok!’ dedi. Orada Ceylan Ağabey vardı. ‘Efendim! Bu, Ze­ke­ri­ya’nın dol­mu­şu­na binmiş…’ de­di. (Abdullah Yeğin Ağabey bun­la­rı an­la­tırk­en gü­lü­yor, bizi de gül­dü­rü­yordu.) ‘Peki, bugün bu­ra­da kal’ dedi.

“Üs­tad ertesi gün, ‘Orası yalnız olmaz, ge­ri­ye dön. Sen mektup yaz­mı­yor­sun, sıla-i rahim mek­tup­la da olur, sıla-i rahim yap­mı­yor­sun. Senin orayı terk etmen olmaz, eğer seni gör­mek is­te­yen var­sa on­lar gel­sin’ de­di. Mü­sa­a­de et­me­di, ya­ni be­ni tek­rar Ur­fa’ya gön­der­di. O za­man ders­ha­ne­de Ab­dül­ka­dir Ba­dıl­lı yal­nız kal­mış­tı.

 “Hu­ku­kul­lah, hu­kuk-u Re­su­lul­lah, hu­kuk-u Üs­tad…”

“Az evvel an­lat­tı­ğım ha­di­se­den başka bir zaman da Üs­tad’la şöyle bir ha­tı­ra­mız geçti, ta­ri­hi­ni tam ha­tır­la­ya­mı­yo­rum. (Ab­dul­lah Ağa­bey bu ha­tı­ra­yı Üs­tad’ımız­dan ay­nen gör­dü­ğü gi­bi eli­ni aça­rak, tek tek par­mak­la­rı­nı ka­pa­ta­rak an­lat­tı):

“Üs­tad eli­ni aç­tı. Baş­par­ma­ğı gös­te­re­rek, ‘Şu hu­ku­kul­la­hı gös­te­rir (baş­par­ma­ğı ka­pa­dı); şu hu­kuk-u Re­su­lul­lah (işa­ret par­ma­ğı­nı ka­pa­dı), şu hu­kuk-u Üs­tad (or­ta par­ma­ğı ka­pa­dı), şu hu­kuk-u va­li­de (yü­zük par­ma­ğı­nı ka­pa­dı), şu hu­kuk-u pe­der (ser­çe par­ma­ğı­nı ka­pa­dı)…’ Son­ra eli­ni tam ka­pa­ta­rak, ya­ni yum­ruk ya­pa­rak, ‘Bak bu baş­par­mak hep­si­ni kar­şı­lı­yor mu? İş­te bun­lar hu­ku­kul­laha ay­kı­rı hiç­bir şey em­re­de­mez­ler, (kü­çük par­mak­lar) em­ret­se­ler de din­len­mez’ de­di, Üs­ta­dı­mız.

Ömer Özcan

“Ağabeyler Anlatıyor cilt-1”