Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

Cumhuriyet döneminde ırkçılığın devlet rejimi olması-1

Cumhuriyet döneminde ırkçılığın devlet rejimi olması-1
16 Ocak 2018 - 6:00

“Türk bu Ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir, saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost, düşman ve hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler” Bu sözler Türkiye Cumhuriyeti Adalet bakanı sıfatıyla 18 Eylül 1930’da Ödemiş’in Gölcük yaylasında Ağrı Dağı isyanı bastırıldıktan sonra yaptığı konuşmada rejimin üç numarası Mahmut Esat Bozkurt, tarafından sarfedilmiş. Bu Nasyonel Sosyalizmin ilanıydı. Nihayetinde rejimin idologları Munis Tekinalp takma adlı Yahudi, Moiz Kohen, ile Lehistanlı Konstantin Bojenski ve dil uzmanları da Ogop Dilaçardı. Sosyolojinin temel kuralıdır, her yeni devlete yeni bir ideoloji gerekir. Bu beyler eski devlete yeni bir rejim ve o rejime uyduruk bir ideoloji uygulamaya başladılar, ta ki iktidarları devam edebilsin.

Döneme baktığımız zaman, Türkiye, İtalya, Almanya ve İspanya’da Nasyonal Sosyalistler iktidardaydılar. Rusya ve Rusya’nın sömürgelerinde komünistler yönetimdeydi. Amerika ve Batı Avrupa’nın büyük çoğunluğunda liberal rejimler vardı. İslam dünyasında ise sadece dört bağımsız devlet vardı. Türkiye, Afganistan, İran ve Suudi Arabistan, onların da o dönem ne kadar bağımsız oldukları tartışmalıdır.

Osmanlıda Üçüncü Selim’den itibaren devam eden batılılaşma hareketi İttihad ve Terakki Cemiyetiyle en büyük ivmesini kazandı. Fakat bu batılılaşma sanayi ve teknolojide inkişaf etmedi. Sadece İslamdan uzaklaşma ve Avrupa’nın hastalıklı ırkçılık ideolojisi Osmanlı Subay ve Entellektüellerinin bir kısmında hakim oldu. Sözü edilen kısım az olmasına rağmen örgütlü olduğu için devleti ele geçirdi. Osmanlı birinci dünya savaşını kaybedince İTC merkez komitesi üyeleri Alman Yüzbaşı Baltzer’in organizasyonuyla 1 Kasım 1918 gecesi bir Alman denizaltısıyla kaçtılar. Böylece meydan İTC’nin alt kadrolarına kaldı. M.Kamal’in silah arkadaşlarının beyanına göre M.Kamal ve ekibi bir çok entrikayla Milli mücadele liderliği ele geçirdiler ve Lozan’a gitmeden hemen önce mutlak hakimiyet tesis ettiler.

Cumhuriyet ilan edilmeden 1 Kasım 1922 ’de Saltanata son verildi, Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924 ‘de fiilen olmayan hilafet, kağıt üzerinde de kaldırıldı. Hilafetin kaldırılması önergesini Dr. Rıza Nur yazdı ama gerekçesini Şeyh Mustafa Saffet (Yetkin) efendi hazırladı. Önerge sahibi olarak da ilk imza onundur. Bu zat Urfa Halveti Tekyası Postnişini, Dar’ul-Hikmeti’l-İslamiye azası ve Meclis-i Meşayih (Şeyhler Meclisi) reisi idi ve maalesef imzacılar arasında başka hocalarda vardı.

Aynı gün Şer’iye ve Evkaf vekaleti (Bakanlığı) kaldırıldı, anılan bakanlığın temel görevleri şunlardı, Meclis’in çıkardığı kanunların ve devletin yaptığı işlerin İslam hukukuna uygunluğunu, ayrıca İslami vakıf ve eğitim kurumlarını denetlemek ve gereken müdahaleyi yapmaktı. Bu kurumun yerine Diyanet İşleri başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Kuruldu. Diyanetin Devlet üzerinde herhangi bir denetimi olamayacağı sadece ibadet işlerine bakacağı yasallaştırıldı. Bu kanunların tamamlayıcısı olarak Tevhid-i Tedrisat (Eğitimde Birlik) kanunu çıkarılarak İslam Üniversitesi sayılan bütün Medreseler kapatıldı. Medrese Müderrisleri sembolik bir maaşla emekliye sevk edildiler ama isteyenlere bir fırsat tanıdılar. Sakalını kesip, sarığının yerine şapka takanları yeni kurulan mahkemelere hakim olarak atadılar. Maalesef Mecliste olsun, Medreselerde olsun bir kısım hocalar Ulema-i Su (İlmini dünyalığı için dinsizliğe alet eden) Alimler sıfatına mazhar oldular. Bu arada ihtilalciler kendi aralarında parsa savaşına tutuştular ve M.Kamal’in silah arkadaşlarından Karabekir, Cebesoy ve Orbay Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular.

Devam edecek.

Selametle kalın.