Nurdan Haber

Gece Bestesi

Gece Bestesi
14 Temmuz 2018 - 22:07

GECE BESTESİ

       Köy bir başka. Hele bizim köylerimiz bambaşka. Çok fazla bozulmamış. Gecesi bir ayrı güzel, gündüzü bir farklı şirin. Çiçekler, çiçek gibi değil; çiçek. Kekiğin, yarpuzun o masalımsı kokusu yerli yerinde. Çimenlerin rengi çok net, yemyeşil. Yağmur sonrası toprağın etrafa yaydığı o enfes koku henüz terk etmemiş buraları.

       Asar Dağı, yine eskisi gibi başına boz bulutlardan bir başlık sarmış. Altına rengârenk çiçeklerle bezenmiş bir fistan geçirmiş. Zirvelerinden gelen soğuk kar sularıyla köylülerin bostanlarına hayat veriyor.

       Kahvaltı soframızı süsü, ak yumurtalarının üstünden kalkan sarı tavuğun, bu zaferi kendisini pek keyiflendirmiş besbelli. Bakın, yürüyüşü bile değişti. Doru kısrak, minik yavrusunu kem gözlerden kıskanıyor. Onu geleceğe hazırlıyor. Boz eşek, yine kulakların pasını silmeye devam ediyor.

        Gökyüzü ışıl ışıl. Toprak mis kokulu. Suyu yudumlarken, içimiz rahat, aklımıza kötü şeyler gelmiyor. Suratlar asık değil. İnsanlar, gülen yüzlerle bir birlerini selâmlıyor.      

         Köyde, güneşin batması hüzünlendirmez insanı. Gece saatleri, aslında mutluluk vakitleridir. Yıldızları olanca parlaklığıyla seyredebilirsiniz. Havanın berraklığı buna izin verir. Ay’ın göklerin süsü olduğunu, hilâlken başka, dolunay iken ayrı şeyler mırıldandığını görürsünüz.

         Pamuk yığınlarını andıran bulutların yolculuğu çok daha esrarlı. Gök gürültüsü tüyler ürperten sesiyle; yağmurun, bereketin müjdecisi. Şimşekler, gafillerin bile uykusunu kaçırıyor, belki de etrafına dikkatle bakamayanların elektriklenmesine neden oluyor.  

         İshak kuşunun sesi hiç değişmemiş. Ağustos böceğinin musikisindeki ritim, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi. Demek büyüklerinden aynı dersi almışlar. Yeni besteleri bile eski.

         Zaman geceyi yaşıyor. Ne bir otomobil sesi, ne de bir küfür narası… Sözü böcekler almış. Çekirgeler, ardı arkası gelmeyen bir türkü tutturmuşlar ki sormayın… Ne kadar dinleseniz bıkmazsınız. Yıldız böceği, minik feneriyle ben de varım, diyor sanki. Patlak gözlü kurbağalar, notanın tam da bam teline dokunuyorlar.

        İnceden inceye yağan yağmur, bizim müzisyenlerden bazısının mola vermesine sebep oluyor. Ala inek, duş almanın tadını çıkarıyor. Peşinden hafiften esen bir yel, birinci faslın sonunun geldiğini haber veriyor.

        Gecenin geç saatlerindeyiz. Tavşankanı çaylarımız tazeleniyor. Tam bu sırada ayrı bir perde açılıyor. Kurbağaların sesi kesiliyor. Köpek havlamaları duyulmuyor artık. Koyunlar da bu dinginliğe katılıyor. Onlardan da ses çıkmıyor. Süt çeşmesi ala ineğin geviş sesleri duyuluyor sadece. Sakar kuzu, dünyanın en emniyetli yerine, anasını sıcacık böğrüne yaslanmış.

        Az kalsın unutuyordum. Çekirgeler yeni besteleriyle hâlâ sahnedeler. Ağustos böcekleri o klasik notalarının ahengini icraya devam ediyorlar. İshak kuşunun belli aralıklarla icra ettiği, insanı derinden etkileyen dokunaklı, acıklı sedası, “gece şiirinin” kafiyesi gibi.

         Bu gece, perde böylece kapanıyor. Ancak ruhumuzda tarifi imkânsız bir haz, kalbimizde derecesiz bir tat, bedenimizde tarifsiz bir lezzet bırakarak… Biraz sabır. Yarın yine gece olacak. O gün nasıl bir beste dinleyeceğiz? Bilemiyorum.    

Mahir Duman