SON DAKİKA

Nurdan Haber | Müjdeler Verir Risale-i Nur Odaklı Dini Haberler

ANKARA YOLLARINDA

ANKARA YOLLARINDA
29 Temmuz 2018 - 21:19

 

Saat yine gecenin on ikisi. Selman ortalıklarda yok. Kim bilir bu kaçıncı defa balkondan bakışım. Hiç böyle olacağı aklıma gelmemişti. Hep evde, dizimizin dibinde oturacak sanmıştık.

Böyle de oluyormuş… Ne yaparsın…

Birden hayalim maziye takılıyor. Daha beş yaşında. Bir gün baş ağrısından şikâyet ediyor. Hastaneye götürüyoruz.

Doktor, Ankara’ya sevk ediyor. Bu durum beni korkutuyor.

Sebebini soramıyorum.

“Ne yapalım, kader…” deyip yol hazırlıklarına başlıyorum.

O zamana kadar almadığım, alamadığım, onun da çok istediği bir mont satın alıyorum borçlanarak. Yollarda üşümesin diye. Çok da yakışıyor.

Aylardan Ramazan. Hava da sıcak… Ankara’nın yolunu tutuyor, akşam saatlerinde Sami Ulus Çocuk Hastanesi’ne ulaşıyoruz. Selman’ın başı çok ağrıyor; hiçbir şey yemiyor içmiyor, hatta çok sevdiği şeftalinin yüzüne bile bakmıyordu.

Oğlumu sanki yeni keşfediyordum. Aman Allah’ım! Bu kadar büyümüş müydü? Elleri de tombul tombul…

Akşam namazını hastanenin bahçesinde kılıyorum. Bir sürü tahlil… Yorucu koşuşturmalar… Olsun varsın. Sonra dinlenirim. Ancak: “Belinden sıvı alacağız” demeleri beni endişelendiriyor.

Fakat elden ne gelir ki…

Oruçlu olmama rağmen canım hiçbir şey istemiyordu. Saat gecenin on’u. Birazcık suyla orucumu açıyorum.

Selman’ımı hastaneye yatırıyorlar. Teşhis: Menenjit…

Tam dokuz gün hastaneye taşınıyoruz. Ama helâl olsun. İyileşti ya… Ne önemi var.

Onu, balkonda beklerken geçmiş gözümün önünde resmigeçit yapıyor.

Okuldan gelişimi sabırsızlıkla bekler, çikolata var mı diye çantamı karıştırırdı.

Şimdi neden dışarıyı tercih ediyor, evde bulamadığını sokaklarda mı buluyordu?

Problemin kaynağı ben miyim? Televizyon mu, arkadaşları mı?..

Sebep ne olursa olsun, oğlumuzun evine yeniden ısınması gerekiyordu.

Başımı, balkonun soğuk demirine yaslıyorum. Alnımdaki ateş birazcık hafifliyor. Kapıya yavaşça anahtarı sokuyor. Sonunda ev aklına gelmiş besbelli.

Buna şükür. Kötü bir alışkanlığı yok ama ne yaparsın baba yüreği… Sırtımdan bir yük alınmış gibi hafifliyorum. Odasına geçiyor. Ben de somyanın üstüne uzanıyorum.

Ertesi gün pazar… Şöyle tatlı bir kahvaltı yapmalıyız. Selman, ekmeği getiriyor. Eski günler aklıma geliyor. Selman’ın çayına ara sıra şeker yerine azıcık tuz attığımı hatırlıyorum. Yine aynı şakayı yapıyorum. Üstelik onun, bundan pek hoşlanmadığını bile bile…

Çayından şöyle bir yudum alıyor. Şakayı anlamış besbelli. Yüzüme bakıyor tatlı tatlı.

İkimizin de yüzünde tebessüm çiçekleri…

Mahir DUMAN