Mimar Sinan kimdir? Pir-i Mimaran: Mimar Sinan’ın kısaca hayatı ve eserleri…

Mübarek caminin güzel kubbesi kapanıp 16 Ağustos 1556’da diğer yerlerinin inşâsı da tamamlanınca hattatların piri Karahisârî, müsenna hattıyla göğe benzer kubbesine “Allah gökleri ve yeri, düzenleri bozulmasın diye tutuyor”âyetini (Fâtır Suresi, 41), ve cennete benzer her bir kapısının kitabesine, nice gönül çekici hatlar yazdı.

Süleymaniye’yi inşa ederken, bir taraftan başka binalar da yapıyor, bilhassa Ferhat Paşa Sarayı’nı bitirmeye çalışıyordum. Bazı ehl-i nifak söz birliği ederek, Padişaha kötü niyetli dilekçeler yazmışlar, cami ile uğraşmadığımı, başka işlerle vakit geçirdiğimi bildirmişler. Hatta bazı ahmaklar, “Bu kadar büyük kubbenin durması imkânsız”diyerek dedikodu yapmaya, her gün kubbenin çökeceğini hayal etmeye başlamışlar.

“Kubbenin duracağı kuşkulu, herif ne yapacağını şaşırmış, elinden başka bir şey de gelmiyor, neredeyse aklını yitirecek!

“Büyük kubbe tutturmak sevdasıyla cünun vâdisine vardı! (Kafayı bozdu) Kusuru ortaya çıkacak diye, binayı iskeleden çıkaramıyor.” sözleri her yerde duyulur olmuştu.

İKİ AY SONRA BİTER!

Bir gün durumdan habersiz, mermercilerin çalıştığı sahada mihrabın ve minberin yapımıyla ilgilenirken, ansızın saadetlü padişah geldi. Edeple selamlayıp hizmetlerine hazır bekledim. Merhum Padişah, öfkeyle caminin durumunu sordu:

“Neden benim camimle uğraşmayıp önemsiz işlerle zaman geçirirsin? Dedem Sultan Mehmet Han’ın mimarı sana örnek olarak yetmez mi? Bu bina ne zaman tamamlanır, tez bana bilgi ver! Yoksa sen bilirsin!”

Cihan Padişahını böyle şiddet ve hiddetle, son derece öfkeli görünce şaşırdım, bir anda dilim tutuldu. Allah’ın verdiği kudretle, ağzımdan şu sözler döküldü:

“Saadetli Padişahım’ın devletinde inşaallah iki ayda tamamlanır!”

Bu sözlerim üzerine Padişah, üzengileri üzerinde beklemekte olan ağalara dönüp:

“Bre şuna sual edin, bu bina bir bütün olarak ne zaman biter?” diye tekrar sordu.

Ağalar da bana dönerek:

“Mimar Ağa! Saadetli Padişah ne buyururlar, işitir misin? Bu bina ne zaman kapısı kapanıp tamam olur?”Ben yine:

“İki ay sonra biter!” dedim.

Merhum Padişah orada bulunan ağaları şahit tutup:

“Mimar! Hele iki ay sonra bitmezse, seninle söyleşiriz!” dedi.

Padişah saraya vardıklarında, hazinedârbaşıya ve diğer ağalara şöyle buyurmuş:

“Mimarın aklını yitirdiği apaçık belli. Hiç birkaç yıllık işin iki ayda bitmesi mümkün mü? Herif başının korkusundan aklını kaybetti. Çağırıp bir de siz sorun, bakın bakalım ne cevap verir!

Bunun üzerine adamlar gelip:

“Saray ağaları seni çağırırlar!” dediler. Aceleyle saraya gittim. Ağalara yeniden:

“Padişah Hazretlerine iki ayda biter diye cevap verdim, hünkârım da sizleri şahit tuttular. İnşaallah iki ayda tamamlayıp tarih sayfasında bir isim bırakacağım!” dedim.

Ağalar, cevabımı cihan padişahına arzedip şöyle demişler:

“Saadetli Padişahımız! Adama gayret düşmüş. Akıllı da bir kimsedir. Bu ihtimam ki bunda vardır. İnşaallah yakında camii şerifinizde namaz kılınmak nasip ola!”

Nihayet iki ay tamam oldu. Allah’ın inayetiyle bitmedik köşe kalmadı. Cihan sultanı devlet ileri gelenleriyle birlikte teşrif ettiler. Camiin anahtarlarını mübarek ellerine teslim ettim. Padişah hazretleri tebessüm etti, odabaşısına dönüp:

“Camiin kapısını açmaya en layık olan zât kimdir? Diye sordu. Odabaşı bu soruya:

“Padişahım, mimar ağa kulunuz bir pir-i azizdir. Camii açmaya herkesten fazla o layıktır, diye cevap verdi. Bunun üzerine Sultan Süleyman Han bana dönüp:

“Bu bina eylediğin Allah evini, sıdk u safâ ve dua ile yine senin açman evlâdır!

Dua ederek anahtarı can u gönülden bana verdi. ”Ya Fettah” deyip kapıyı açtım! 21 Zilhicce 964 Cuma günüydü. (15 Ekim 1557)

DÜNYA ÇAPINDA BİR SANATKÂR

Osmanlı-Türk mimarlığının Altın Çağı’nı oluşturmayı başaran büyük usta Mimar Sinan, şâir ve nakkaş dostu Sâi Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı “Tezkiretü’l Ebniye” adlı eserinde, “kalfalık eserim” dediği ve Kanuni’nin asrına açılan muhteşem Süleymaniye’nin yapımı ve açımıyla ilgili olarak yukarıdaki gelişmeleri anlatır.

Süleymaniye’nin iç mekânı için, ünlü Bizantolog Charles Diehl’in, “fevkalade bir kudret ve eşsiz bir büyüklük. Süleymaniye Camii, Jüstinyen’ in katedralinden daha etkili” dediği, dâhi sanatkar olan Mimar Sinan, 1490 yılı Mayıs ayının ılık ve berrak bir gününde, Kayseri sancağının Gesi nahiyesine bağlı Ağırnas köyünde doğdu. Babası Abdülmennan isimli bir çiftçiydi.

Yavuz Sultan Selim’in tahta geçtiği 1512’de, devşirme olarak ‘acemi oğlanlar’ mektebine verildi. Enderun u Hümayun’da öğrenim ve eğitime tabi tutuldu. Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır seferlerine yeniçeri olarak katıldı, Kanuni’nin bütün seferlerine iştirak etti. Ordu içinde geçen yetişme çağında, hem İran, Suriye, Irak ve Mısır’ı, hem de Balkanlar, Macaristan, ve Güney Avusturya’yı gördü.

1538’deki Moldavya seferinde Prut nehri üzerinde, bataklıkta, kazık çakılması mümkün olmayan killi arazide, 13 gün içinde büyük ve yüksek bir köprü kurarak sultanın takdirlerini kazandı.

BİR ÖMRE SIĞDIRILAN 364 ESER

Selimiye Camii hakkında, çağımızın ünlü bilim adamlarından Hans Koepf’in “Türk kubbe mimarisine ait bu eser, yalnızca kendinden önceki Bizans örneklerini geçmekle kalmamış, çağdaş rönesans yapılarını da gerek statik tutarlılık, gerekse bilimsel güzellik açısından gölgede bırakmıştır.” ifadelerini kullandığı dâhi sanatkâr Mimar Sinan, 1539 yılında mimarbaşı olarak görevlendirildiği zaman 50 yaşına gelmişti. Ömrünün bundan sonra geçen kırk sekiz yıllık devresinde, imparatorluğun her tarafında şaşılacak bir süratle sayısız eserler meydana getiren Mimar Sinan’ın belli başlı eserlerinin sayısı 364’ü bulur.

Mimar Sinan’ın İstanbul’daki ilk eseri Haseki Hürrem Sultan için yaptığı Haseki Külliyesi’dir. En büyük hamamı ise,1533’ te Sultanahmed Meydanı’nda yine Hürrem Sultan için yaptığı Haseki hamamıdır. İstanbul Beşiktaş’taki Barbaros Hayreddin Paşa türbesi, Sinan’ın ilk türbe mimarisi olarak önemlidir. Sinan’ın sonradan, “çıraklık eserim” dediği, Kanuni’nin çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmet’in hatırasına yapılmasını emrettiği türbe, cami ve külliye binalarını inşa ile görevlendirildiği zaman Mimar Sinan 54 yaşındaydı.

MİMAR SİNAN’IN VEFATI

Mimarbaşı Koca Sinan, 9 Nisan 1588’de 98 yaşını bitirmekteyken İstanbul’da vefat etti. Türbesi, Süleymaniye Camii’nin hemen arkasındaki Ağa Kapusu önündeki köşededir. Türbe Kitabesi, dostu Nakkaş Sâi Çelebi tarafından şöyle yazıldı.

“Geçti bu demde cihandan Piri Mimârân Sinan” (Piri mimârân: Mimarların ustası, mimarların başı.) (Hicri 997) İslâm’ın kudret ve büyüklüğünü, Devlet-i Âliye’nin sayısız merkezine inşa ettiği eşsiz eserlerle ilân eden dahî sanatkâr!

Selam sana!.. Minnet sana!.. Dua sana!.. Makamın Cennet olsun!