Vehhabilik -12

Nurdan Haber Haber Merkezi | |

Nurdanhaber – Mehmet Nuri Turan

İhvan Teşkilatının Örgütlenmesi:

Göç etmek anlamına gelen hicre kelimesi, İhvan mensuplarının iskan yerlerinin ismi olarak kullanılmıştır. Kelimenin çoğulu, hucer şeklindedir. Anlaşılacağı gibi bu isim, dini bir kavram olan hicret kelimesiyle yakın alakalıdır. İhvan’ın, kuruluşunun ilk yıllarında eğitim ve davet için kabilelere dağıttığı Muhammed Bin Abdülvehhab’a ait olan risalede hicret kavramının üzerinde önemle durulmaktadır. Risalede, Müddessir suresinin ilk ayetleri bu bağlamda ele alınırak tefsir edilmektedir. Bu tefsire göre “kalk ve uyar” ayeti, “şirke düşmeme hususunda uyararak tevhide çağırmak” anlamına gelmekte, elbiseni temizle” ayeti ise amelleri şirkten arındır” emrine delalet etmektedir. “Ver-rucze fehcur” cümlesinin anlamı ise puta tapılacağının her türlüsünü terkedip, putlardan uzaklaşmaktır. Bu anlamda hicret, şirk diyarından İslam diyarına göç  etmeyi gerektirmektedir. Allah’in yarattığı yer yüzü hicret için oldukça geniştir. Hicrete karar veren kimse, gidebileceği pek çok yerde bolluk ve rahatlık bulabilecek, ayrıca bu işi yaparken ölürse büyük mükafatlara kavuşacaktır. Mazeretsiz olarak hicret etmeyenleri ise cehennem beklemektedir. (30-Nisa, Sûresi, 97-100).

Hazreti Peygamber (ASM)ın Mekkeden Medine’ye hicreti böyle bir hicrettir. Bu fiil müminler için kıyamete kadar geçerli olacak bir farz olmuştur. “Tevbe geçerli olduğu müddetçe hicret de geçerlidir. Tevbe ise, güneşin battığı yerden doğacağı gün, yani kıyamet günü geçerliliğini yitirecektir”. (31-Ebu Davud, Sünen, Kitabül-Cihad:2) İbn Suud’un ve Vehhabi ulemanın direktifleriyle sürülerini satıp göçebeliği bırakarak hicrelere göç eden ve oralarda yerleşen insanlara İhvan ismi verilmektedir. Bu insanlardan oluşan teşkilata da bu nedenle İhvan denilmektedir. Kardeş, dost, arkadaş, müttefik anlamlarına gelen “eh” kelimesinin çoğulu olan İhvan terimi, din kardeşleri anlamına gelmektedir: “Müminler ancak kardeştirler.” (32-Hucurat Sûresi:10) Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Mekkeli muhacirlerle Medineli müslümanları kardeş yapmıştır. “Hicret yurdu” diye anılan Medine ayrıca, birbirine düşman olan Evs ve Hazrec kabilelerinin barışmasına sahne olmuştur. Kur’an bu olayı şu ifadelerle anlatır:

” Hani siz birbirlerinize düşman idiniz de O,gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler (İhvan) olmuştunuz.Yani siz,bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı”.(33-Ali İmran:103) Aynı millete mensup insanların, şirk, bid’at ve günahlardan hicret edip, aralarındakı dünyevi düşmanlıkları unutarak sırf dini niyetlerle ve Allah istedi diye hicrelrde buluşmaları, kendilerine İhvan ismi vermelerinin gerekçesi olmuştur. Fakat bu buluşma, kabile kimliğinden tamamen soyutlanma anlamında değerlendirilmemiştir. Zaten hicrelerin ekseriyeti, belli bir kabilenin yerleşim yerleridir. Bu anlamda İhvan din kardeşliği yanında soy-sop kardeşliği biçiminde de anlaşılabilir. Ama tüm hicrelerde meskun olan değişik kabilelere mensup insanların oluşturduğu teşkilatın bütününün isminin de İhvan olması, “kardeşliğin” kabileler üstü niteliğine, yani din kardeşliği kimliğinin baskınlığına işaret etmektedir. Yukarıda anlattığımız bütün kaynaklar ve bilgiler sahihtir, lakin herzamanki gibi Vehhabilik Hak, söyleyip batılı kastetmiştir ve batılı işlemiştir.

Her Vehhabi İhvan değildir. Bir kimsenin İhvana mensup sayılması için göçebeliği bırakıp belli bir hicrede yerleşik hayata geçmesi gerekir. Bu nedenle, İbn Suud’un davetçilerinin eğitiminden geçmiş olan, Hanbeli veya Vehhabi olarak kendilerini vasıflayan Necd şehir ve kasabalarında yerleşik halk, ve göçebeliğini hala devam ettiren bedeviler İhvan değildir. Bu anlamda her İhvan Vehhabi sayılabilir ama her Vehhabi İhvan olamaz. Bu açıdan bakıldığında, Philby’nin de yaptığı, “İhvan hareketi, Vehhabiliğin koyu bir biçimde canlanışıdır” (34-Philby,The Heart of Arabia,s.299) şeklindeki tanım ile Cheesman’ın 1926’da yaptığı “İhvan hareketi, Vehhabi mezhebinin çok daha softaca bir şeklidir” (35-Major R.E.Cheesman,İn Unknown Arabia, London, s.24) biçimindeki tanımı, eksik ve yanılmaya neden olabilecek tanımlardır. Çünkü İhvan olmada öne geçen hususiyet, bedevilikten yerleşime hicrettir. Bir şehirlinin veya bir bedevinin Vehhabiliği pekala bir İhvan mensubunun Vehhabiliğinden daha katı biçimde şekil alabilir. Muhtemelen bu yazarlar, İhvan’in askeri kimliğini göz önüne alarak tanımlarını yapmışlardır. İhvan’ın askeri faaliyetlerinde izlediği muteassıp haşin ve acımasız metotlar, onlar gibi birçok yazarı bu tür tanımlamalara sevketmiştir.

İhvan’ın, komünist eğilimli bir çeşit teşkilat olarak tanıtılması, o dönemdeki bazı yazı ve raporlarda rastlanan diğer bir tanımlama biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. İhvanın hicrelerini bir komün düzeni olarak algılayan, ganimetlerin paylaşım biçimini veya zekatın titizlikle dağıtılmasını gözlemleyip bunları komünist uygulamalarla özdeşleştiren bazı İngiliz bürokratlarının raporlarındaki varılan sonuçlar şüphesizki İslam dini, Vehhabilik ve İhvan hakkındakı bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Öte yandan, bu yöndeki diğer bazı değerlendirmelerin bilinçli bir biçimde ve gerçeği saptırmak için yapılmış olduğu görülmektedir. Mekke Şerifi Hüseyin’in ve oğlu Faysal’ın değerendirmeleri bu çeşit bir yanıltma niyetinin ürünüdürler. Şerif Hüseyin, bölgedeki İngiliz yetkililerine yazdığı mektuplarda, kendisine en büyük tehlike olarak gördüğü İhvanı bu tür iddialarla tanımlama ve böylelik de karalama çabası içindedir. İslamdakı beytülmal teşkilatı ile komünizmdeki kamu servetinin devletleştirilmesi prensibi arasında benzer özellikler bulan Kazan ve Kırım müftülerinin görüşlerinden örnekler veren Şerif, 1917 de Bolsevik devrimini yaparak Rusya’da iktidara gelmiş olan Komünistlerin müslümanlar üzerindeki gizli amaçlarından İngilizleri haberdar etmektedir. Şerife göre komünistler, Vehhabiliği İslam ülkelerinde yayarak bir nevi İslam Bolşevizmini yürürlüğe koymak istemektedirler. Komünizm ile Vehhabilik arasında yüzeysel dahi olsa bir benzerliğin olmadığı açıktır ve burada Şerifin çabası, Vehhabi teşkilatını siyasi bir tehlike olarak göstermek suretiyle Hicazı ele geçirmeye çalışan İbn Suud’a karşı İngilizler’i kendi yanına çekebilmektir.

İhvan olmak ve hicret etmenin İhvan teşkilatı açısından ne anlama geldiğinin açıklandığı bu kısımdan sonraki bölümlerde, sırasyla İhvanın sivil yaşantısı, dini zihniyet yapısı ve askeri konumu incelemeye alınacaktır.

Allaha emanet olun gelecek makalemiz Hicrelerde Hayat olacak inşallah.

 



Etiketler: , , , ,
Kategoriler: Mehmet Nuri Turan

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?